|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
AŞIKLIK GELENEĞİNDEŞAİR VE OZANLAR
ÖNSÖZ
Aşıklık bir ömür törpüsü. Kimin elindeyse onu törpüler durur. Aşık, belki bir müzik bilgini değil, ama kesinlikle bir müzik vurgunudur. Aşık, onun içindir ki, yanık yanık söyler. Aşıkların halinden herkes anlamaz. Bilen bilir aşıkın derdini. Bu sebeptendir ki, Alevi Bektaşi şair ve ozanlarının aşıklık geleneği ile söyledikleri özgün şiirlerini dinlemek büyük bir keyif verir ehline.Çeyrek tonla kesik kesik ve bir birine bağlı deyişlerin eşliğinde terennüm sürerken, çok özel bir titreşim satır aralarına gizlenmiş bir sır gibi ansızın çıkıverir. Saz ve söz sanatının doruk noktasına ulaştığı ve yaydığı bu güzelliği yakalamak, satır aralarını okumak gibi geliyor bana. Dinlerken yüreğim kabarıyor, ürpertiyle karışık lezzette heyecan duyarım. Onlardaki bu özellik, yüksek inanç ve duygu zenginliğinin şiirlere ustaca yansımasıdır. Halk ozanları toplumun aynasıdırlar. Ozanlar dönemlerindeki Türk toplumunun bütün özelliklerini taşıyan kök hücreler gibidir. Dönemin yönetimlerinin neler yaptıkları ve ozanların nelerle beslendiğini bu kök hücrelerin DNA’larının sarmal basamakları olan mısralar açığa vuruyor. Dikkatlice bakıyor ve görüyoruz, yöneticiler nelerle beslenmiş; sevgi, hoşgörü, bolluk, zenginlik, veya tam tersi kan, göz yaşı, acılar, yoksulluk, cehalet, korku, baskı, şiddet, v.b.Onları dinlerken, şiirlerini okurken adeta kaynağına doğru zamanda yolculuk yaparım. Tarihten günümüze kadar ozanlık geleneğinin nasıl bir seyirle uzandığını hep merak etmişimdir. Aslında merakım, ozanların mısralara yükledikleri, satır aralarına gizledikleri dönemlerine ait yüksek, ince, narin, sitemkar duygularıdır.Tarihin derinliklerinden akıp gelen arı Türkçeleri yok mu, işte yüreğimi titreten, beni mest eden halk ozanlarının bu arı dilleridir. Onların pek çoğu ser vermişler, dilden taviz vermemişler. Nur olsun, Naci olsunlar!!!Ozan Şadan Gökovalı bakınız nasıl sesleniyor:Ben halkım, hey!Feleğin sillesini çok yemişim,Kalem vermemişler elime,Diyeceklerimi türkülerle demişim... Şadan GökovalıÜnlü düşünür, yazar Ziya Gökalp de insan ve Tanrı ilişkisini şu dizelerle veciz şekilde anlatır:Benim dinim ne ümittir, ne korku,Allahıma sevdiğimden taparım.Ne cennet, ne cehennemden korku,Almaksızın vazifemi yaparım. Ziya GökalpOzanlara insanlık tarihinin her devresinde bir görev düşmüştür. Onlar da görevin gereğini layıkıyla yapmışlardır. Gelecekte de mutlaka bir görev alacaklardır. Bundan adım gibi eminim.Düzensiz dönemlerde yani, henüz toprağa yerleşilmeyen devirlerde gezgin ozanlar gezgin sinema, tiyatro, kütüphane gibi işlevler üstlenmişler. İnsanlar yerleşime geçtikten sonra da Peygamberden sonraki dönemlerde de, Velilerden, Dedelerden sonra şairler, aşık geleneğindeki ozanlar Tanrı buyruğu ayetleri, dini inançları yeni nefes ve yorumlarla halka indirgeyerek anlatmışlar ve yaşama geçirmişlerdir. Dinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamışlar, batını inanç düzeyindeki yorumlarıyla Hak’la insan hakları özdeşleşmesine vardırmışlardır. İslamiyetin katı kurallarını yumuşatarak şiir ve güzel sanatların gelişmesine büyük katkıları olmuştur.Peygamberden sonraki dönemlerde, Velilerden, Dedelerden sonra şairler, aşık geleneğindeki ozanlar Tanrı buyruğu ayetleri, dini inançları yeni bir nefesle ve yorumlarla halka indirgemişler ve yaşama geçirmişlerdir. Dinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamışlar, batıni inanç düzeyindeki yorumlarıyla Hak’la insan hakları özdeşleşmesine vardırmışlardır. İslamiyetin katı kurallarını yumuşatarak şiir ve güzel sanatların gelişmesine katkıları olmuştur.Oruç, namaz, gusul, hac hicaptır aşıklara,Aşık bundan münezzeh, hasıl heves içinde.Din ü millet sorar isen, aşıklara din ne hacet,Aşık kişi hayran olur, hayran bilmez din diyanet.Büyük düşünür Pirimiz Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin buyurdukları “İri ol, diri ol, bir ol” sözünün hayata geçmesi, birlik ve beraberliğimizin harcı olmasını ümit ve niyaz ediyorum. Eksikliklerimiz ve kusurlarımız için hoşgörünüze sığınıyorum.
ALEVİ BEKTAŞİ ŞİİRİNİN KAYNAĞIGİRİŞ
Alevi Bektaşi şiirinin tarihi, Alevi tarihi kadar eskidir. Aleviliğin doğuşu, İslamiyetin Oğuz Türklerince kabul edilmesiyle başlar. Bu da VIII. Yüzyıla rastlar. Bazı yazarlar, örneğin İsmet Zeki Eyüpoğlu, Alevi Bektaşi isimli eserinde (s.29) bu başlangıcı 13. Yüzyıldan başlatır. Doğrusu, Horasan Türklerinin, özellikle Oğuz boyundan olan Horasanlı Eba Müslüm’ün büyük bir güç oluşturmasıyla Alevilik de Alevi şiiri de parlamaya başlamıştır. Bu başlangıç, tarihi bir rövanşın sonuna rastlaması da bana oldukça ilginç gelmektedir. Kerbela katliamının 100. Yılında öcünün alındığı, Halifeliğin asıl sahiplerine teslim edildiği, zalim Emevilerin iktidarına son verildiği 750 yılı kutlu bir yıl olsa gerekir. Bu tarih, İslamın miladıdır. Kurutulurcasına katledilen Peygamber soyu Ehlibeyte yapılan zulümlere, haksızlığa bir son veriliştir. Mazlumun yanında yer alan bir ulusun onurlu duruşudur bu yıl. Bütün bunlar Oğuz Türkmenlerine yani Alevilere nasip olmuştur. Ancak hemen belirtelim ki çıkar peşinde olanların organize olarak her zaman karlı çıkmalarına karşın iyilerin yeterince dayanışma içine girmemeleri sebebiyle kaybetmişlerdir. Zulme ve haksızlığa karşı olan Aleviler de bu onurlu davranışlarının bedelini tarih boyunca taksit taksit baskı görmek suretiyle ödemişlerdir. Yoğun baskılar karşısında kalan ve her yönden kuşatma altına alınarak daha da fakirleşen halk, zaman zaman kendisini mistisizme vererek teselli bulmuş ve ayakta kalmasını bilmiştir. Alevi erenlerin, dedelerin ve babalarının akılcı yönlendirmeleriyle badireleri en kolayından atlatmasını bilmiştir. Böylesi dönemlerde Alevi şairlerin sayısında büyük artışlar olduğunu görüyoruz. Alevilerin gördükleri baskılar, katliamlar, haksızlıklar, acılar, fakirlik, yolsuzluklar, rüşvet, v.b. Alevi şiirlerinde ana temayı oluşturmuştur. Eskiden ses kayıt cihazı olmadığı için önemli toplumsal olaylar mısralara şiirlere yüklenerek, destanlaştırılıp geniş halk kitlelerine ulaştırılıyor, ezberlenerek dilden dile aktarıla geliyordu. İşte bu gerçek karşısında Alevi ozanlarının şiirleri Alevi toplumunun sosyal, siyasal ve ekonomik durumlarını ortaya koyan bir nevi Aleviliğin yol haritası olmuştur. Bu yol haritasında gördüğümüz manzara acı ama gerçektir. Ne zaman Aleviler üzerindeki baskılar fazlalaşmış, Alevi ozanlarının sayısında artış olmuş. Ne zaman Alevi ozanlarının sayısı artmış, o zaman bir birinden güçlü ozanlar ortaya çıkmıştır. İşte Ahmet Yesevi, İşte Hacı Bektaş Veli, İşte Yunus Emre, İşte Abdal Musa Sultan, İşte Kaygusuz Abdal, İşte Pir Sultan Abdal, İşte Geç Abdal ve daha yüzlercesi. Bu bir birinden değerli Alevi Bektaşi ozanların tamamına ulaştığımız söylenemez. Ulaştıklarımız hakkında yaşamlarıyla ilgili kısa bilgiler verilerek daha çok eserlerinden seçilen özgün örnekler buraya alınmıştır. İlk tek tanrılı semavi din olan Şamanizm inancı ve onu icra eden kam ozanlar, İslamiyeti Türkçe beyitlerle, deyişlerle, lirik şiirlerle halka öğretmişlerdir. Bu yeni dini geleneksel dinsel inanışlarıyla harman etmişlerdir. Tasavvufi fikirler bu harmanda ve yeni versiyonlarıyla ortaya çıkmıştır. Sünni Arab ideoljisinin savunduğu Allah korkusu yerine Allah sevgisi aşılanmıştır. Alevi inanışında kul için yanlış bir şey yapılmadığı sürece Allah korkusu yoktur. Her şeyin temelinde Allah sevgisi hakimdir. İnanlar kendisini Allaha daha yakın hissederler. Çünkü ondan gelmişlerdir. Ona, yani aslına dönmeyi, eğer ki ölmekle olacaksa, ölmeyi gönülden isterler. Alevileri Sünnilerden ayıran en önemli fark, bu bakış açısıdır. Anadolu, binlerce yıl bir çok ulusa yurt olmuştur. Her gelen ulus, burayı sevmiş, buraya gönül vermiş, burasını tarihsel bilincini yansıtacak izlerle bezemiştir. Anadolu çok ulusları yoğurmuş, eritmiş ve yeniden şekillendirmiştir. Ancak, Anadolu’dan geçen uluslar da Anadolu’yu yoğurup şekillendirmeye, ona kendi damgalarını vurmaya çalışmışlardır.Her ulusun geçişinden sonra ne Anadolu eski Anadolu olarak kalmış, ne de kavimler eski konumlarını muhafaza edebilmişlerdir. “Anadolu’nun ulu potasında eridik, ama erittik de” diyor kısaca Sabahattin Eyüpoğlu.Anadolu’ya akın akın gelen Oğuz (Türkmen) boyları 12-14. Yüzyılda Anadolu’yu Türkleştirdi ama kendileri de Anadolulaştı. Şimdi Anadolu'nun 20. Ve 21. Yüzyıl versiyonunda Yeni Anadolu Ulusu veya yepyeni bir Türk Ulusunun oluştuğuna tarih ile birlikte hepimiz tanık oluyoruz.Günümüzde yönetimler ve egemen toplumlar çok değiştiler. İktidarlar, muhalif kanada tahammül göstermek bile istememektedirler. Kitle iletişim araçlarını kullanarak, onların elindeki tüm silahları alarak yoğun ve baskıcı denetimleriyle muhalefeti geriye itmekte ve tamamen yok etmektedirler. İnsanoğlunun artık muhalefet etme olanağı bile elinden alınmaktadır.Egemen sınıflar bunu paravanlar kullanarak ustaca yaptıklarından öznesiz baskı dönemi fazla bir tepkiye uğramadan günümüzde de yaşanmaktadır. Baskılar hala kalkmamıştır, yalnızca biçim değiştirmiştir. Baskı varsa, ozanlık geleneği de var olacaktır. Yüzyılımızda halk ozanı geleneğini yaşatanlar, yeni gelişmeler karşısında misyonları daha da önem kazanmıştır.Anadolu bir çok kültürü bağrında barındırmıştır. Ne kadar çok kültür varsa o kadar etkileşme olur. Etkileşmeler yeni yorumları, yeni sentezleri yaratır. Alevi toplumu, eskiden olduğu gibi, günümüzde de özgün yorumlarla varlığını sürdürmekte ve gelecekte de her alanda ve en çok da kültür ve sanat alanında var olacağının işaretlerini vermektedir.
VEYSEL KARANİ (ÜVEYS)600-657 Yemen-Sıffın (Küfe)
Asıl adı Üveys’tir. Arap asıllıdır. Hz. Muhammed zamanında yaşamış. Yemen’de doğmuş, İslamiyeti kendiliğinden kabul etmiştir. Yemende İslamiyet yaymıştır. Mekke, Medine, Bağdat, Şam ve Küfe’yi gezmiştir. Peygamberi görmek için gelmek istemiş ancak yaşlı annesine bakacak kimse olmadığı için gelememiş. Nihayet annesi gitmesine izin vermiş ve tembihlemiş. “-Eğer peygamberi evde bulamaz isen beklemeyip tez döneceksin.” Demiş. Üveys gittiğinde peygamberi evinde bulamamış. Karısı Ayşe’yi görmüş. Geldiğini söyleyip dönmüş. Peygamber eve geldiğinde bu durumu karısı anlatmış. Peygamber çok üzülmüş. Hırkasının Üveys’e verilmesini vasiyet etmiş. Peygamber Hakka yürüyünce, ona hırkasını göndermişler. 644 yılında Medine’ye gelmiş. Hz. Ali ile Muaviye arasındaki savaşta Ali tarafında cenk ederken Sıffın Savaşında şehit düşmüştür. Alevi Bektaşi geleneğinde şiir yazan şairler ve ozanlar Türk olmasa bile, Veysel Karani Hazretleri için ayrı bir sevgi ve saygı duyarlar. Şiirlerinde onu kendiler İnden biri imiş gibi kabul eder ismini saygıyla zikrederler.
? - 656 ISFAHAN-MEDAİN Şiilerce Ehlibeytten kabul edilir. Hz. Muhammed, “Selman bizim ailemiz efradından, Ehlibeytten sayılır.” Demişlerdir. Peygambere köle iken Müslümanlığı kabul ettiği bildirilince hürriyetine kavuşturulmuştur. Hendek Savaşında kahramanlıkları vardır. Medine etrafına hendek kazılmasını tavsiye etmiş ve şehri yağmadan kurtarmıştır. Alevi Bektaşi şiir geleneğinde Selman Farisi adı saygın bir konumdadır.
EBA MÜSLÜM HORASANİ670-750 HORASAN-FELLÜCE Aleviliğin temeli, İslamın Arap yarım adası dışında Asya istikametine doğru yayılışı sırasında Türklerle ilk karşılaşması ve Türkmenlerce İslamiyetin ilk kez kabul edildiği yıllara (M.S. 700) dayanır. Emevilerin hakim olduğu yıllarda halifeliği elinden alınmış peygamber soyundan olan ehlibeyt ailesi başka Arap Kabilelerince, kökü kurutulurcasına katliama uğratılmıştır. Canlarını kurtarmak ve muhalefet olarak mücadelesini daha etkili şekilde sürdürmek için komşu ülkelere dağılmışlardır. Türklerin yoğun olarak bulunduğu Horasan ve Müveraünnehir dolaylarına gelen İmam Zeynel Abidin Oğuz Türklerine sığınmıştır.İmam Cafer de İran’da kendine taraftar bulmuştur. Buralarda kendilerini daha iyi ifade etmişlerdir. Siyasal gücü elinde bulunduran ve Emevilerle işbirliği içinde olan yönetici burjuvazi ve tacir sınıfına karşı antipati oluştuğundan muhalif ehlibeyt soyuna ve taraftarlarına daha sıcak bakılması kendiliğinden olagelen doğal bir gelişim olarak ortaya çıkmıştır. Öyle bir noktaya gelinmiştir ki, ehlibeytin müşkülü Horasan Türklerinin müşkülü olmuştur. Haksızlığa ve kıyama uğrayan ehlibeyti yeniden iktidar yapmak ve şehitlerin intikamını almak için gizli çalışmalar artarak sürmüştür.Horasanlı Eba Müslüm komutasında harekete geçen Türkmenler, Emevilerin iktidarına son vermişler ve Hz. Peygamberin amcası Abbas soyundan olan Abbasi halife olarak başa getirmişlerdir. Bu çalışmalar sırasında peygamber ve soyu ehlibeyt anlayışındaki İslamı öğrenmişlerdir. Peygamber İslam anlayışı, İslamiyetin kaynağı ve özünü oluşturuyor. Bunu birinci ağızdan öğrenme fırsatı bulan Türkmenler kendi inançlarından örtüşenleri de birlikte düşünmüşlerdir. Bunları yayma ve öğretme metodu olarak epik şiirler kullanılmıştır. Epik tarzda ilk Alevi nefesleri Eba Müslüm (M.S. 719-755) tarafından halkın anlayacağı sade bir dil kullanılarak ortaya konulmuştur. Denilebilir ki, Aleviliğin temeli Horasana, Horasan Türklerine dayanır. Horasanda yetişmiş ozanlar ve kamlar Aleviliğin yayılmasında etkili olmuşlardır.[1]Alevi-Bektaşi geleneğindeki ozanlar Eba Müslüm’e ayrı bir önem verirler. O sadece Türkmenleri, Hz. Muhammed’in sülalesi ehlibeyt’i değil, İslamiyeti de düştüğü müşkül durumdan kurtarmıştır. Bir şair O’nun için şöyle der: “Eba Müslüm gelmeseydi cihana, Eşek diyerek çağırırlardı Mervana.” Kaynak: Mesruri Geda; Eba Müslüm’ün Tabutu, Çev: Emrullah Erarslan, Can Yaty. 3.Basım 1997 İstanbul
600-700 MALATYA Hüseyin Gazi’ Emeviler döneminde Malatya’yı merkez yaparak İslamiyeti Anadoluda yaymaya çalışmıştır. Aleviler tarafından sevilen ve sayılan ulu kişi olarak kabul edilir. Anadoluda bir çok yerde onların adına türbeler vardır. Ankara, Divriği, Alaca (Çorum), Zile’de bulunan Hüseyin Gazi türbesi binlerce sevenlerince ziyaret edilir.
SEYİT BATTAL GAZİ680-740 MALATYA-ESKİŞEHİR
Hüseyin Gazi’nin oğludur. Emeviler döneminde Malatya’yı merkez yaparak İslamiyeti Anadoluda yaymaya çalışmıştır. Gerek babası ve gerekse kendisi Aleviler tarafından sevilen ve sayılan ulu kişiler olarak kabul edilirler. Anadoluda bir çok yerde onların adına türbe vardır. Bunlardan biri de Eskişehir’dedir. Ankara ve Divriği’de Hüseyin Gazi türbesi vardır.
İBRAHİM ETHEM (İBRAHİM Bin ETHEM Bin MANSUR Bin CABİR)700-778 Belh-Şam Horasan Meliklerinden, Belh şehrinde doğmuş bir şehzade iken Tanrı yolunda dünya nimetlerini bırakarak nefsini yenmesini bildi. Azla yetinmenin simgesi oldu. Ona göre bir insan, kendi emeği ile yaşamalı, aşırı tüketimden, gösterişten kaçınmalı, yoksullara yardım etmeli. İbadet yalnızca Tanrı sevgisiyle ve bir karşılık beklemeksizin yapılmalı. Din sevgi, barış ve kardeşlik üzerine dayanmalı. Ölünceye kadar tarlalarda çalıştı. 778 veya 779 yılında Şam’da yokluk içinde çile çekerek, inandığı şekilde ölmüştür. İbrahim Ethem hacca gitmek için hazırlık yapmış, bir miktar parayı kenara ayırmış. Helallik almak için komşularını ziyaret ediyormuş.. Komşularından dul bir kadını ziyaret için uğradığında, kapıyı açan olmamış. Merak etmiş oğlunu gönderip bakıtmış. Küçük oğlu evin arka tarafını dolaşarak kapıdan içeri girmiş. Bir de bakmış ki yoksul kadın et pişirmiş çocuklarına yediriyor. Ethem’in oğlu da etin kokusuna dayanamamış et istemiş. Ev sahibi kadın vermemiş. Buna içerleyen çocuk koşarak babasına gidip durumu anlatmış. İbrahim Ethem, çocuğuna bir parça et vermeyen komşunun bende hakkı vardır, deyip helallik almak için tekrar bu eve gelmiş. Kapıya çıkan dul kadına; - Oğlum et pişirdiğini görmüş. Kokusundan canı çekmiş. Bir parça et isteyen bir çocuğa niçin vermedin? Bir hakkın varsa ben ödeyeyim, helallik alayım istiyorum, demiş.- Söyleyemem, bana bir hakkın yoktur, demiş.- Israr ediyorum, komşundan bir parça eti esirgeten sebep ne ola? Diye sormuş İbrahim Ethem.- Çocuklarım açlıktan ağlıyorlardı. Evde yiyecek bir şey de yoktu. Üç gün önce dağın arkasında ölmüş bir eşek cesedi görmüştüm. Varıp butlarından kesip getirdim. Pişirip açlıktan ağlayan çocuklarıma yediriyordum. Mundar eti olduğu için, size günahı gelir diye vermedim. Esirgemem bundandır, demiş.Ağlayarak evine gelen İbrahim Ethem, hacca gitmekten vaz geçmiş ve biriktirdiği paraları, yiyecekleri fakir komşularına dağıtmış. Arkadaşları hacca gitmişler. Dönüşlerinde herkes bir birinin haccını kutlamış. En çok da İbrahim Ethem’i kutlamışlar. Hacda onu en çok farizeyi yerine getirirken gördüklerini söylemişler. Arif olan canlar nefsini bilir, Varlığın terk eyler hakkı bulur, Nuru Muhammet didar görünür, Aman ya Muhammed, medet ya Ali. ………….. Horasan’da var idi bir padişah, Hükmü şarktan garba geçerdi ey şah. Yine geldi gönlüme bir söz dahi, Söyleyim dinler isen ey ahi. ………….Baba arzulayıp gelen,Bu halime muti olan,Ata okuna uğrayan,Yetim oğul, garip oğul.Anan hasretini çeksin,Gele deyu yola baksın,Baban firkatını etsin,Yetim oğul, garip oğul.Beni arzulayıp geldin,Ata okuna duş oldun,Bu dertlü bağrımı deldin,Yetim oğul, garip oğul.
Baban derviş donun giydi,Mal u mülkü sana verdi,Bu gün hep illere kaldı,Yetim oğul, garip oğul.Ata oku seni yaktı,Kamu iller bize baktı,Firakın yüreğim yaktı,Yetim oğul, garip oğul.Tacir sıfatına girdin,Gelip bu diyara irdin,Yiğitliği ele verdin,Yetim oğul, garip oğul.N’olaydı beni sormasan,Arayıp burda bulmasan,Dertlü bağrımı delmesen,Yetim oğul, garip oğul.Anan aklını yitirsün,Hasretün dile getürsün,Tahtımızda el otursun,Yetim oğul, garip oğul.Beni dervişlere sordun,Oduna gittiğim bildün,Bağrım delik delik deldün,Yetim oğul, garip oğul. [2]Kaynak: Kocatürk, Vasfi Mahir; Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi, Ankara 1970.s.163
BEHLÜL DANA700-805 Bağdat-Basra
Harun Reşit’in kardeşidir. Abisi tarafından öldürüleceği korkusuyla hayatta kalmak için kendisini deliliğe vurmuştur. İmam Cafer Sadık için öldürülmesi fetvasını imzalamamak için divane gibi davranışlar sergilediği de söylenmektedir.
Behlül hiç gülmez imiş. Harun Reşit, her kim kardeşimin güldüğünü görür, müjdeyi getirirse, bir kese altın vereceğini vaat etmiş. Behlül, bir gün Bağdat sokaklarında gezerken bir kasap dükkanı önünde durmuş ve bir süre izledikten sonra gülmeye başlamış. Bunu gören esnaf hemen Harun Reşit’e koşup haber vermişler. Harun, Behlül’ü huzuruna çağırmış. Niçin güldüğünü sormuş. O da “Kasap dükkanında gördüm ki ak koyun ak bacağından, kara koyun kara bacağından asılmış. Ben de senin işlediğin günahlar için benden de hesap sorarlar diye, üzülür dururdum. Meğer boşuna imiş.” Der. Harun Reşit, “deli olmasaydın şuracıkta başını vurdururdum” der ve Behlül’ü serbest bırakır.
Ademi balçıktan yoğurdun, yaptın,Yapıp da neylersin, bundan sana ne.Halk ettin insanı, saldın cihane,Salıp da neylersin, bundan sana ne.Bakkal mısın, teraziyi neylersin,İşin gücün yoktur, gönül eğlersin,Kulun günahını tartıp, neylersin,Geçiver suçundan, bundan sana ne.Katran kazanını döküver gitsin,Mümin olan kullar didara yetsin,Emreyle yılana tamuyu yutsun,Söndür şu ateşi, bundan sana ne.Sefil düştüm bu alemde, naçarım,Kıldan köprü yaratmışsın, geçerim,Şol köprüden geçemezsem uçarım,Geçir kullarını, bundan sana ne.Behlül Dana’m eydür cennet yarattın,Nice kullarını cehenneme attın,Nicesin ateş-i aşk ile yaktın,Yakıp da neylersin, bundan sana ne.
HALLACI MANSUR857-922 Beyza-Bağdat Asıl adı Hüseyin’dir. 857 (244 H) yılında İranda doğdu. 922 (309H.) yılında Bağdat’ta öldü. Mansur babasının adıdır. Her nedense asılan oğlu Hüseyin olmasına karşın kaynaklarda Mansur adı geçmektedir.Basralı Ebu Yakup Akta’nın kızı Ümmül Hüseyin ile evlenmiş. 3 erkek 1 de kız çocuğu olmuştur. İnsanların gönüllerinden geçen uçuk fikirleri açıklıkla söylediği için “sırları pamuk gibi atan” anlamına Hallac ül Esrar lakabı verilmiştir. Horasan, Hind, Türkistan ve Çini dolaştı 3 kez de hacca gitti. 3. Hac yolculuğuna 400 öğrencisiyle gitmiştir. Hacdan sonra Hanbeli sünniler onu şikayet ettiler. Sus’ta yakalanarak Bağdat’a gönderildi. 9 yıl mahkeme süresince hapis yattı.Onu kafir olarak niteleyen ve Allahlık tasladığını ileri sürenler yanında, onu Veli kabul edenler de bir hayli vardı. Bir de tarafsız kalanlar vardı. Suçlayanlar siyasal olarak da güçlü idiler ve Kabeyi yıkan Karmetlerin isyanına benzer bir isyan çıkaracağı suçlamasıyla idama mahkum ettirilerek vücudu parça parça kesilerek, kalanı asılmak suretiyle idam edildi. Yakılarak külü Dicle nehrine atıldı 26.Mart.922. [3]Ben Hakkım, ÇünkümEzelindeyken haklıyım,Ondan hiç ayrılmadım,Ebedi olarak haklıyım...............Ey dileyen kişinin dileği,Senin yüzünden şaşırdığım gibi,Kendime de şaşmadayım sanki.Beni kendine öylesine yaklaştırdın ki,Bir an ben sandım seni.Vecde düşüp kendimi öyle yitirdim ki,Kendinde yok ettin beni....................Tenzih ederimMaddi alemi izhar edeni,Tanrılığını böylece göstereni,Sonra da halkı meydana çıkarıp,Kendini yiyen içen göstereni.Kaynak: Dr. Mustafa Tatçı; Mansur Name, M.E.B. Yay. İstanbul 1997...........................
AHMET YESEVİ - HACE AHMET YESEVİ-PİRİ TÜRKİSTAN1082-1166 Sayram-YesiAhmet Yesevi Türkistan’da Sayram’da dünyaya gelmiştir. Daha sonra buraya, Ahmet Yesevi’nin kişiliğinden dolayı, Mübarek Türkistan denilmiştir. Doğduğu yıl tam olarak bilinmiyor, ancak 84 yaşında 1166 yılında öldüğü bilindiğine göre 1082 yılında doğmuş olması lazım.Babası Şeyh İbrahim’dir. Ahmet Yesevi 7 yaşında babasını kaybetmiştir. İlk tahsilini Yesi’de yapmıştır. Yesi’de Arslan Baba’dan [Bab Arslan (Bab; arabça Kapı demek)], Buhara’da Yusuf Hemedani’den (Ölm.1140) ve devrin diğer ünlü din bilginlerinden dersler almıştır. Genç yaşta şiirler yazmaya başlamıştır. Mahlas olarak Yesevi, Hace isimlerini kullanır. Hace, bilgin, hoca, öğretmen, efendi, ağa, büyük insan, demektir.Özbekler, Kazaklar, Tacikler, Azeriler, Türkmenler, Volga Türkleri, Türkiye Türkleri gibi dili Türkçe olan ülkelerden gelen milyonlarca insan tarafından kabri bir ziyaret makamı olarak kabul edilmektedir. Yesevi, Pir-i Türkistan diye anılmakta ve nüfuzu geniş bir Türk coğrafyasını kaplamaktadır.Yesevi öyle bir dönemde yaşamıştır ki, tarihte böyle bir karmaşa ve kaos toplumları derinden etkilemiştir. Bir kere İslamiyet Türk dünyasına yeni girmeye başlamıştır.Oğuzların zengin ve egemen sınıfı, daha tatlı karlar elde etmek için, İslamiyetin Emevilerce sürdürülen Sünni mezhep kolunu seçmişlerdir. Halktan kopmuş olan sünni yönetici sınıf, halktan daha çok vergi almaya ve daha çok baskı yapmaya başlamıştır. Kabul edilen İslamiyetin etkisi ve yeni ticaret dostu tuttukları Araplara karşı ganimet elde etmek amacıyla saldırılar yapmak yasaklanmıştır.Başka gelir kaynağı olmayan halk daha da fakirleşmiş açlıkla karşı karşıya kalmıştır. Arapların İslamiyeti kabul için yaptıkları yoğun baskılar ve Sünni mezhep karşısında, gelişen muhalif grupların savundukları Şiilik, yani Hz. Ali taraftarlığı, Oğuz Türkleri arasında daha samimi bulunmuş ve İslamiyet Ali taraftarlığı kimliğiyle kabul edilmiştir. Şiiliğin Türkmenlerdeki Ali taraftarlığı versiyonu ise Aleviliktir.Horasan Türkleri ekseriyetle Aleviliği seçmişlerdir. Ahmet Yesevi de Alevidir. Ondaki Allah sevgisi son derece doğaldır. İnsan her şeyin merkezini oluşturmaktadır. Yesevi’deki hümanizm ve doğa sevgisi en yüksek doruklardadır. Yesevi İslamiyet ve Alevilikle ilgili öğrendiği her şeyi lirik bir tarzda beyitlerle ve nefeslerle kam ozanlarına ve doğrudan halka öğretmiştir. Özellikle Hikmetleri kızı Gevher Şahnaz tarafından kadınlara öğretilmekteydi. Geniş bir odada toplanan kare düzeninde her kenarda 10 kadın, 4 kenarda 40 kadın sırasıyla Hikmetleri nağmeli olarak okuyarak ezberlenmesini sağlamışlar. Bir kenardaki 10 kadın koro olarak söylediği şiir bitince diğer kenardaki 10 kadın koro halinde devam etmiştir. Her gün en az 2 saat devam eden bu öğreti metodu oldukça başarılı olmuştur. Bu sebeple İslamiyet Alevilik kimliğiyle kısa sürede Türkler arasında yayılmıştır. O devirde bile Alevi Türkler ibadetlerini kendi dillerinde yapmışlardır. Yesevi bunu şu dizeleriyle dile getirir:Anlamıyorlar alimler konuştuğumuz Türkçe’yi,Ariflerden duyunca insan açar gönül mülkünü.Ayet hadis manası Türkçe olsa kolay bilir lehçeyi,Manasını kavrayanlar yere koyarlar börkünü.Bir rivayete göre Yesevi Hazretlerinin soyu İmam Ali’ye dayanmaktadır. Buna inanmak oldukça zordur. Buna göre soy kütüğü şöyledir:İmam Ali Mürteza - 40 Hicri, 598-661 MiladiHasan Basri 03 - 88 Hicri (Peygamberin Hadımı Muhammed Yesari’nin ve Ümmü Selme cariyesi Emine oğludur.Habib Acemi -142 Hicri,Davut Tai - 185 HicriMaruf Kerhi - 204 HicriSersekati - 245 HicriCüneydi Bağdadi - 297 HicriCafer bin Yunus - 335 HicriEbubekir Şebeli -Muhammed Züccac -384 HicriHOCA AHMET YESEVİ TAŞKENTİ 300- 397 HicriAhmet Yesevi’nin bir çok Halifesi var. Derler ki 99 000 Halinin piridir Hoca Ahmet Yesevi. O sebeple Nevedü Noh Hezar Pirani derler. Yani doksan dokuz bin halifenin piri, Pir-i Türkistan demektir.Bu Halifelerinden en meşhur olanları Ebül Hasan Harkani, Ebül Kasım Gergani, Hoca Rüstem Taberistani’dir. Bunlardan da üç tarikat ortaya çıkmıştır:Ebül Hasan Harkani’den Tarikatı Nakşibendiye,Ebül Kasım Gergani’den Tarikatı Sadiye,Hoca Rüstem Taberistani’den Tarikatı Bektaşiye.Ahmet Yesevi’den Hacı Bektaş Veli’ye inen Halifeleri:)1. Ahmet Yesevi'nin ilk Halifesi Mansur Ata'dır. (Arslan Baba'nın oğlu).Abdülmelik Ata'dır. (Mansur Ata'nın oğlu)Tac Hoca (Abdülmelik Ata'nın oğludur) Zengi Ata (Tac Hoca'nınoğludur)Hoca Rüstam Taberistani -445 HicriHoca Cafer Sicistani –Yakup İsfahani –İshak Hamadani –2. Harezmli Sait Ata 3. Süleyman Hakim Ata (Eşi Harzemşah hükümdarı Buğra Han'ın kızı Anber Ana'dır.) Yahyai Kahistani -620 HicriLokman Parendei Kaşani –663Hacı Bektaşi Veli Muhammed Horasani –738Bu hesaba göre Ahmet Yesevi hazretleri 345 Hicri senesinde hilafet almış. 52 yıl şeyhlik yapmış ve 97 yaşında hakka yürümüştür. Bu zamanda halifesi Hoca Rüstem Taberistani 42 yaşında Yesevi Tekkesine şeyh olmuştur.Günümüzden bin yıl kadar önce Yesevi Hazretleri Türkçe ibadetten bahsediyor. Kendisi de Türkçe ibadet ediyor ve Kuran ayetlerini beyitlerle lirik tarzda halka öğretiyor. Bugün Türkçe ibadet, tartışma konusu olmaktan hala kurtulamamıştır.Ahmet Yesevi, şüpheye yer bırakmayacak derecede Alevidir. Bazı tarikatçı çevreler, örneğin Nakşibendiler - ki sülük şecereleri Hz. Ebubekir’e çıktığı söylenir- Ona “Sünni” damgasını vurmaya kalkışmaktadırlar. Bu tutumun, Yesevi hazretlerinin ruhunu rahatsız ettiği kemiklerini sızlattığı, her inanan insanın kabul edeceği bir gerçektir. Eğer, bir Türk büyüğü olarak maksat Onu anmaksa, şaire ve onun inancına da saygı göstererek yapmalıdırlar. Yalnızca fikirlerini alsınlar. Şahsına yafta asmaya kalkmasınlar. Gerçekten de Nakşibendi Tarikatının kurucusu Bahaeddin Nakşibendi Hazretleri (Asıl adı Muhammed bin Muhammed El Buhari’dir) (1318-1389) Ahmet Yesevi’den çok sonra yaşamış ve ondan feyz almış ulu bir Veli’dir. Yesevi’den oldukça etkilenmiştir. Ortak yanları bulunabilir. Bu Yesevi’yi Nakşibendi grubuna mal etmeye yetmez. Tersi tutumlar büyük ozanı ve Ona gönül veren milyonlarca sevenlerini üzer. Bunun da kimseye bir faydası yoktur. Aksine, eğer gerçek inanç sahibi iseler, zararını düşünmeyi bile gereksiz buluyoruz.Mansur bir gün ağladı, erenler rahm eyledi,Kırklar şerbet içirdi, Mansur’a mihrin salıp,Mansur dedi “Enel Hak” erenler işi ber hak,Mollalar derler nahak, gönlüne yaman alıp,Deme “Enel Hak” diye kafir oldun Mansur diye,Kur’anda budur diye, öldürdüler taş atıp.Bilmediler mollalar, Enel Hakkın manasını,Kal ilmine hal ilmin Hak görmedi münasip.Rivayetler yazıldı, halini onun bilmedi,Mansur gibi veliyi koydular dara asıp.Efsanedir şeriat, ferzanedir hakikat,Dürdanedir tarikat, aşıklara münasip.Tevbe kıl Hace Ahmet, Hak’tan ola inayet,Yüz bin Veli geldi geçti sırrın sırrına ulaşıp.Ahmet Yesevi gariplerin mazlumların yanındadır. Döneminde yönetici egemen çevrelerin fakir halk üzerindeki yoğun baskıları karşısında kayıtsız kalmamıştır. Gönlü katı insanları insaflı ve şefkatli olmaya çağırmıştır.Sünnet imiş, kafir olsa da verme zarar,Gönlü katı, gönül kıranları Allah sevmez.Yesevi, yetim ve mazlumları azarlamamaları için uyarılarda bulunur. Bunu şu beyitlerle ifade eder:Garipleri gördüğünüz yerde üzmeyiniz,Gariplere hiddetlenip söz söylemeyiniz,Zayıf görüp gariplere taş atmayınız,Bu dünyada gariplik gibi bela yok işte.Sözü didar isteyen herkes için söyleyip,Canı cana bağlayarak damarları ekleyip,Garip fakir yetimlerin gönlünü avlayıp,Gönlü bütün kimselerden geçtim işte.Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol sen,Öyle mazlum yolda kalsa, hemdem ol sen,Mahşer günü dergahına mahrem ol sen,Ben sen diyen kimselerden geçtim işte.Garip fakir yetimleri Resul sordu,Hem o gece Miraca çıkıp didar gördü,Geri inip garip yetim izleyip yürüdü,Gariplerin izini izleyip geldim işte.Ümmet olsan, gariplere tabi ol sen,Ayet hadis her kim dese, sami ol sen,Rızık nasip her ne verse, kani ol sen,Kani olup şevk şarabını içtim işte.Medine’ye Resul varıp oldu garip,Gariplikte mihnet çekip oldu habip,Cefa çekip yaradana oldu karip,Garip olup engellerden geçtim işte.Akıllı isen gariplerin gönlünü avla,Mustafa gibi ülkeyi gezip yetim ara,Dünyaya tapan soysuzlardan yüz çevir,Yüz çevirip deniz olup taştım işte.Garip fakir yetimleri kıl sen şadman,Parçalayıp aziz canın eyle kurban,Yiyecek bulsan, canın ile kıl sen ihsan,Haktan işitip bu sözleri dedim işte.Garip fakir yetimleri her kim sorar,Razı olur o bedenden Perverdigar,Ey habersiz, sen ver sebep kendisi korur,Hak Mustafa öğüdünü işitip dedim işte.Sünnet imiş, kafir de olsa, incitme sen,Hüda bizardır katı yürekli gönül incitenden,Allah şahit, öyle kula hazırdır Siccin,Bilginlerden duyup bu sözü söyledim işte.Vah ne yazık, ne yapacağım gariplikte,Gariplikte gurbat içinde kaldım işte.Horasan’ı Şam’ı, Irak’ı niyet kılıp,Garipliğin çok kadrini bildim işte.Gariplikte yüz yıl dursa, yine mihman,Tahtı bahtı bostanları yine zindan,Gariplikte kuş oldu o Mahmut Sultan,Ey yarenler gurbat içinde yandım işte.Kul Hace Ahmet, söylediği Hakkın yadı,İşitmeyen dostlarına kalsın öğüdü,Gurbet çekip öz şehrine dönüp geldi,Türkistan’da mezar olup kaldım işte.Yesevi egemen çevrelerin halk üzerindeki baskıları arttırması sebebiyle halkı yatıştırmak ve olası katliamlardan korumak için halka şöyle seslenir;Zalim eğer cefa kılsa ninni söyle,Göğsünü açıp intizar eyle,Hak imdadına yetişmez ise boyun eğ,Haktan işitip bu sözleri işte söyledim.Yesevi şiirlerinde zalime karşı baş kaldırmak değil, aksine zalimi yenmeye davet vardır. “Tanrı mademki adil, onun için zalimi mutlaka cezalandırır” düşüncesinden hareketle yalnızca Tanrı karşısında boyun eğ, yalvar ve ondan medet dile, diyerek Kur’andaki müjdeyi veriyor. “Zalim zulüm etse, Allah de” diyor.Ahmet Yesevi hazretleri kendi meclisinde kadın ve erkek ayırımı gözetmeksizin birlikte oturmalarını sağlar. Buna itiraz eden Müveraünnehir ve Horasan alimlerine bir hokka içine pamuk ve ateş koyarak gönderir. Böylece, kendi gibi bir Velinin meclisinde kadınla erkekler birlikte bulunsalar bile onların gönüllerinden her türlü kötülüğü giderebileceğini göstermiştir. Ateşle pamuğun oyunu olmaz.Alevi ozan Ahmet Yesevi, Hz. Ali taraftarlığına dayalı, ehlibeyt sevgisi ve Hz. Muhammed Mustafa yolu olan Aleviliği halkın anlayacağı şekilde mısralara yükleyerek geniş kitlelere ulaştırmasını bilmiştir. Onun nefesleri büyük bir aşkla söylenip dilden dile aktarılmıştır. İslamiyeti kendi dillerinde kısa sürede öğrenen Oğuz Türkmenler Şamanizm’den gelen örf ve adetlerini günlük hayata mix ederek aktarmışlardır. İnançla ve bilinçli olarak hayata geçirilen İslami hükümler Oğuzların inanç dünyasını daha da zenginleştirmiştir. Arapça okunan ayetler yerine aşağıdaki dizelerle anlatılan İslamiyet, Türkler arasında daha da geniş taraftar bulmuştur.Tarikata şeriatsız girenlerin,Şeytan gelir imanını alır imiş.İşbu yolu pirsiz dava kılanlar,Şaşkın olup ara yolda kalır imiş.Tarikata siyasetli mürşit gerek,O mürşide itikatlı mürit gerek,Hizmet edip pir rızası bulmak gerek,Böyle aşık Haktan nasip alır imiş.Pir rızası Hak rızası olur dostlar,Hak Taala rahmetinden alır dostlar,Riyazette sır sözünden bilir dostlar,Öyle dostlar Hakka yakın olur imiş.Eya dostlar, hiç bilmedim ben yolumu,Saadete bağlamadım ben belimi,Nasihattan hiç çekmedim ben dilimi,Cahilliğim beni rüsva kılar imiş.Şeriatı tarikatı bir bileyim dersen,Tarikatı hakikate ekleyim dersen,Bu dünyadan inci cevher alayım dersen,Candan geçen seçkin kulları alır imiş.Aşık kullar gece gündüz asla dinmez,Bir saat bile Hak yadından gafil olmaz,Öyle kulu Sübhan Rabbim zayi koymaz,Dua kılsa duası kabul olur imiş.Vah ne yazık geçti ömrüm gaflet ile,Sen bağışla günahlarımı rahmet ile,Kul Hace Ahmet sana döndü hasret ile,Kendi ateşine kendisi yanıp yakılır imiş.Hoca Ahmet Yesevi, dünya malına tapanları, manevi değerleri hiçe sayanları uyarır ve bunların boş şeyler olduğunu özlü olarak şöyle dile getirir;Bu dünyada yaratılan tüm mahluklara,Şimdi bildim, dirilik hemen olmaz imiş.Bu ölümün şerbetidir, bu acı şerbet,İnsanlar içmeden ondan, kanmaz imiş.Yola ayak koysan dostlar, azık alıp,Ecel gelse fayda kılmaz sakal yolup,Bu dünyanın mallarını hasıl kılıp,Rüşvet versen, Melekül mevt almaz imiş.Kervan eğer göçer olsa, azık alır,Azıksızın yola giren yolda kalır,Kar ve zarar olduğunu o zaman bilir,Yükün yükleyip yola giren kalmaz imiş.Yükün yükleyip yola giren merdan olur,Kılavuzsuz bu yola giren hayran olur,Yol rehberi, yolu gören, kervan olur,Yol görmeden kervan ayak koymaz imiş.Ecel gelse fayda kılmaz, sakal yolsan,Sağa sola canını parça parça versen,Dünya için azizi ömrünü feda kılsan,Melekül mevt gelse fırsat koymaz imiş.Bu dünyada padişahım diye göğüs geren,Hem önüne kürsü koyup hayme vuran,Nice yıllar haylu haşem çeri salan,Ecel gelse biri vefa kılmaz imiş.Binlercesine çeri yığan hanlar hani,Bu sözlerin her birisine mana kani,Vefası yok, vefasızdır dünya tanı,Gafil insan görüp ibret almaz imiş.Bu dünyada yürük ata biniciler,Harp gününde mübarizlik kılıcılar,Elmas çelik kılıç kuşağı kuşananlar,Ecel gelse, bey ve hanı koymaz imiş.Bende nice yaş yaşasa ölmesi var,Gören göze bir gün toprak dolası var,Bu dünyaya sefer kılanın gelmesi var,Ahirete sefer kılanlar gelmez imiş.Dirilikte din nevbetini iyi vur sen,Ahiretin esbabını burada kur sen,Hace Ahmet iman üzre tövbeli ol sen,İman ile varan kullar ölmez imiş.Ahmet Yesevi Tanrısı ile baş başa kalır ve şöyle söyleşir;Münacaat etti miskin Hace Ahmet,İlahi kıl bütün insanlara rahmet.Garip Ahmet sözü asla eskimez,Eğer ki yer altına girse çürümez.Okuyana kılarım ben şefkat,Kıyamette kılacağım şefaat.Hüda kılsa nasip bana cennet,Okuyanlara dilerim ben şefaat,Dileği her ne ise Tanrı vere,Muhabbet şavkın gönlüne sere.Benim hikmetlerim aleme dolan,İşitmeden kim ölse, kılar arman.Benim hikmetlerim dertliye derman,Kişi nasip almazsa, yollarda kalan.Benim hikmetlerim fermanı Sübhan,Okuyup anlasan, manayı Kur’an.Benim hikmetlerim alemde sultan,Kılar bir lahzada çölü gülistan.Kırılmışlık ile kılsa namazı,Kabul olur onun Hakka niyazı.Benim hikmetimi aşıka deyin,Gönlü ayna gibi sadıka deyin.Tamamı kör sağır, batını güzaf,Tüm iklimi gezdim, bulmadım saf.Benim hikmetimi sarrafa deyin,Kerem sahibi o Vahhab’a deyin.Adil padişah o, bir adı sadık,Kılar bir lahzada vaslına layık.Benim hikmetlerim cahil işitmez,Gönlü kara olan öğüdüm almaz.Her kim yazı yazsa nesirle yazsın,Nesirle yazarak maksada varsın.Nasihatler kılar yaşlıya gence,Anlamadan iyi ve kötü nece.İnansın diye bir çok akılsızlar,Velilerden bunları nakil kılarlar.Hal dili ile ben amayı dövdüm,Hakikat dili ile cahili sövdüm.Eğer alim olsa, sadaka canım,İşitip anla inci, cevherdir sözüm.İnci cevher sözüm aleme saçsa,Okuyup anlasa Kuranı açsa.O alime canımı kurban kılarım,Bütün ev barkımı ihsan kılarım.Hani alim, hani amil yarenler,Hak’tan söyleyene, canın verenler.Kendini bildi ise Hakkı bildi,Huda’dan korktu ve insafa geldi.Diri oldukça cihanda har olmaz,Okuyan bendeler hiç bimar olmaz.Kıyamette ona hadi olurum,Eğer dertli olsa, deva olurum.Eğer yüz yıl ömür bulsa o da yetmez,Eğer yer altına girse, fikri çürümez.Kişi hikmet etse canı ile,Çıkar canı onun imanı ile.Kulağa almazsa bu sözü nadan,Ona insan deme, o cinsi hayvan.Hudayım sözünden çıkan bu hikmet,İşitene yağar baranı rahmet.Melun şeytan tutmaz onun yolunu,Muhammet Mustafa tutar elini.Benim hikmetlerim dertsize deme,Cevherim bahasız cahile verme.Yesevi hikmetlerin kadrine yat sen,Aşk küpünden meyi bir katre tat sen........................Gavvas bahrına girdim, vücudun şehri gezdim,Dürrü sedefte gördüm, cevheri kan içinde.Arş ve kürsü yürüdüm, levh ve kalemi gördüm,Vücudun şehrini gezdim, dedim bu can içinde.Eri gördüm erleştim, istediğimi sordum,Barçası sende dedi, kaldım hayran içinde.Miskin Hacı Ahmet cam, hem cevherdir hem kane,Hepsi O’nun mekanı, O la mekan içinde. [4]Ahmet Yesevi’deki Allah sevgisi, doğa, insan ve hayvan sevgisinin temelde bir olduğunu düşünür. Bunu şu dizelerle dile getirir;Kurda, kuşa yakın, tabiata yakın,İnsana yakın, Allaha da yakın.Dünyadaki kurtlar ve kuşlar etti selam,Ol sebepten Hakka yakın oldum ben.Toprak ol alem sana basıp geçsin. Diyen Hace Yesevi, bu beyti ile ne demek istemiştir? Niçin ateş ol, rüzgar ol v.b. dememiş de toprak ol demiştir? Bundaki derin mana şudur:Cenabı Allah önce dört unsuru, toprak, su, ateş ve rüzgarı, yarattı. Kendisin bilinmesini istedi. Topraktan insan yaratıp dünyaya halife olarak göndereceğini söyledi. Adem’i topraktan ve sudan halk etti. Adem rüzgar yardımıyla hareket etti. Ateş ile vücudu ısınıp kalbi çalışmaya başladı. Cenabı Allah ona kendinden ayrıca ruh üfledi. Yaratandan aldığı bu şefkat, dostluk ve iyilik bilirlik ondaki ruh ve akıl ile pekişince insan gücünü buldu. Topraktan sabır, ümit, merhamet, iyi ahlak ve mürüvvet aldı. Sudan güven, dostluk, nezaket, birlik duygusunu edindi. Ateşten nefis, kibir, hırs, haset duygularını aldı. Rüzgardan yalan, iki yüzlülük, sabırsızlık, yaramazlık özelliklerini aldı. Toprak ve Su cennet mülkünü, ateş ve rüzgar cehennem mülkünü oluşturur. İşte bu sebepledir ki Yesevi “toprak ol, alem sana basıp geçsin” demekte ve toprağı öne çıkarmaktadır.Başım toprak, özüm toprak, cismim toprak,Hak vaslına ulaşırım diyen ruhum toprak.Şeksiz bilin bu dünya, bütün halktan geçer ya,İnanma sen malına, bir gün elden gider ya.Ata, ana, kardeşler nere gitti fikir kıl,Dört ayaklı tahta at bir gün sana yeter ya.Dünya için gam yeme, Hakdan başkasını deme,Kişi malını yeme, Sırat üzre tutar ya.Ehlü iyal kardeşler, kimseler olma yoldaş,Merdane ol garip baş, ömrün yel gibi geçer ya.Kul Hace Ahmet taat kıl, ömrün bilmem nece yıl,Aslını bilsen su ve kıl, yine kile gider ya.[5]Kaynak:1. Ahmet Yesevi, Hikmetler; çev: Erhan Sezai Toplu, MEB Yay.1995.s.322. İbrahim Hakkulov; Ahmet Yesevi, Hikmetler; Çağdaş Yazarlar Dizisi, MEB.Yay.3. KÖPRÜLÜ, Fuat;Prof.Dr.;Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar;A.Ü.Basımevi 1966 s. 76
HAKİM ATA1100-1200 Yesi-HorasanAhmet Yesevi’nin halifesidir. Asıl adı Süleyman’dır. Bir yaz günü Hoca yemek pişirilmesini ister. Ahçı “ odun yetmez” der. Hoca, dervişlere gidip odun toplamalarını söyler. Odun toplanıp getirileceği zaman yağmur başlar. Eve gelinceye kadar odunlar ıslanır. Hakim Ata esvabını çıkarıp sardığı için O’nun odunları kupkuru olarak gelir. Önce kuru odunu ateşlerler. Sonra da yaş odunlar kurunun yanında yanar ve yemek pişer. Bunun üzerine Hoca Yesevi şöyle buyurur: “Ey oğul, hakimane iş yaptın.” Ona Hakim lakabı bu methiyeden kalmıştır. Hakim Ata’da da hikmet dili vardır.Ahmet Yesevi Hakim Ata'ya "Yarin seher vakti sana bir deve gelecek. Ona bineceksin ve onun durduğu yer senin ineceğin yerdir" der. Ertesi günü kapının önüne gelen deveye biner ve ipini serbest bırakır. Deve Türkistan'a doğru yol alır ve Harzemşah diyarında Horasanın batı bölgesinde bir yılkı otlağında durur. Çok zorlamasına karşın deve yürümez ve bağırır. Hakim Ata o yer burası olmalı der ve deveden iner. Bu bölgeye de "Bağırkan" adı verilir. Hakim Ata gösterdiği kerametler karşısında Harzemşah hükümdarı Buğra Han hem O'na mürit olmuş ve hem de çok sevdiği küçük kızı Anber Anayı ona eş olarak vermiştir. Anber Ana'dan üç çocuğu olmuştur. Bunlar; - Muhammed Hoca - Asgar Hoca - Hubbi Hoca. Hakim Ata, Arap Arslan Bab soyundan geldiği için esmer ve oldukça kara idi. Bir gün eşi Anber Ana, "Ne olaydı da eşim zenci olmasaydı" diye içinden geçirir. Bu Hakim Ata'ya malum olur. Hakim Ata, dilerim ben ölünce benden daha karasına varırısın der. Ertesi gün Hakim Ata vefat eder. Bir süre sonra Zengi Ata, Anber Ana'ya izdivaç teklif eder. Anber Ana, Zengi Ata'yı görünce "Ben Hakim Ata'dan sonra kimseye varmam.Hele böyle bir zenciye hiç.." der ve yüzünü öte yana çevirir ve öylece yüzü o tarafa dönük kalır. Zengi Ata kocasıyla aralarında böyle bir olayın geçip geçmediğini sorunca, bu da bir kerametin işareti der ve evlenmeyi kabul eder. Dik duran alçalır,Varanları yutar.Gidenler gelmez oldu,Meğer menzil ordadır.Hepsi iyi, biz kötü,Hepsi buğday, biz saman.Dikkat edilirse “ben” yok, “biz” vardır. [6]
Kaynak: KÖPRÜLÜ, Fuat, Prof.Dr. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar; Ankara Üniversitesi Basımevi 2.Basım, 1966. s.76 Kaynak: Ahmet Yesevi, Hikmetler; çev: Erhan Sezai Toplu, MEB Yay.1995.s.32
SARI SALTIK – SALTUK (Mehmet-Şerif)1160-1265 Horasan-Silistre
Ahmet Yesevi tarafından Hıristiyanları Müslüman etmek için Sarı Saltık lakabıyla bilinen Mehmet Buhari’yi 700 dervişiyle birlikte Hacı Bektaş Veli’ye imdada gönderir. Bektaş Veli de Trakya’ya ve oradan da Makedonya’ya görevli göndermiştir.Yunus Emre’nin şeyhi Taptık Emre’dir. Onun şeyhi Barak Baba ve Barak’ın da şeyhi Sarı Saltık’tır. Karadeniz kıyısında Silistre’de tekkesi vardır.ALİ1200-1300On üçüncü yüzyılda yaşamış olan Ali'nin nerede doğduğu ve hayatı hakkında fazlaca bir bilgi yoktur. Kıssa-i Yusuf’u 1232’de yazmış. Yusuf ile Züleyha’nın ilk lirik destanının temelini oluşturur.Elvan yerler, akar sular, cümle görsün,Sahralarda, ravzalarda seçek dursun,Gödiğinden gelip size habe versin,Siz dinlengiz, ol sözlesün, derler imdi.Yakup eydür:Dün ile bir düş gördüm,Düşüm üzre on bir kuzu güder idüm,Saklar iken birin yavı kıldum,Hakikat elimden kurt kapar imdi.Anlar eydür:Yusuf’u biz saklayayuz,Kardaşımızı kaçan kurda kaptırmayız,Alem kurdun kıravuz öldürevüz,Vallah Yusuf için derler imdi.Anı işitip Yakup Nebi “varsun” dedi,Özi dahi yığlayu uradurdi,Kendi elsiyle Yusuf’un başın yudi,Darayuben uzun saçın örer imdi.Gönderdi Yusuf’u öpe kuca,Ismarladı her birine uçtan uca,İrte geling, dedi “sizler üş bu gice,Al, ol gice kaçan gelür” deyür imdi. [7]Kaynak: Vasfi Mahir Kocatürk; Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi Ankara 1970, 2.Basım, s. 74
HACIM SULTAN (RECEP)1200-1300 Horasan-Susuz UşakAsıl adı Recep’tir. 13-14.Yüzyılda Horasan’dan Anadolu’ya gönderilen Ahmet Yesevi ‘nin halifelerindendir. Hacı Bektaşi Veli ile birlikte gelmişlerdir. Onun Tanrıya yürümesinden sonra Uşak’a gelip yerleşmiştir. Mezarı Uşak’a bağlı Hacım Köyündedir.
BARAK BABA1200-1308 Trakya-SilistreAtaları aslen Tokat kökenlidir. Konya Selçuklu hükümdarlarından II. Keykavs’ın oğludur. Keykavs siyasi olaylar sebebiyle Bizans’a kaçarken yanında 2 oğlunu da götürmüştür. Çocuklar orada Hıristiyan olarak yetiştiler. İkinci oğlunu Bizans Patriği evlat edindi. Sarı Saltık ile Patriğin arası iyi idi. Çocuğu istedi, o da hatırını kıramadı gönderdi. Sarı Saltık onu Müslüman etti. Yetiştirdi ve adını Barak koydu. Saltık ölünce Anadolu’ya geçti. Barak, tüyleri uzun bir av köpeğinin ismidir. Barak Türkmen aşiretinden bir kola da isim olmuştur. Tanınmaya başladı. Çevresinde çokça mürit toplandı. Tatar Hükümdarı Gazan Hanın saygısını kazandı. Gazan Han, Barak Babayı Giylan iline Kutlu Şah’a gönderdi. Giylanlılar Barak Babayı 1308 yılında yakalayıp “sen dervişlere şeyh olduğun halde nasıl oluyor da Müslümanlara karşı savaşlarda Hıristiyanların yanında yer alıyorsun” diyerek kaynar bir kazana atarak öldürmüştür.Barak Baba, boynuzlu bir başlık, üzerinde ziller ve aşık kemikleri asılı bulunan bir post giyiyordu. Sema sırasında giyinen bir kam ozanı andırıyordu. Haşhaş kullanıyor ve kendinden geçme halinde doğaçlama şiirler okuyordu. Kalenderilerin ayinlerine benzerliği sebebiyle Kalenderi olması da muhtemeldir. Ancak Oğuzların Barak Türkmenleri kolundan, Asya’dan Anadolu’ya Selçuklular zamanında gelip yerleşmişlerdir.
MEVLANA CELALEDDİNİ RUMİ1207-1273 Belh Horasan-KonyaBahaeddin Veled’in oğludur. Asıl adı Celaleddin’dir. Halk ona, bilge kişi, efendimiz anlamına gelen Mevlana demiştir. Babası ilimler sultanı Bahaeddin Veled, Anadolu’ya ilk gelen erenlerdendir. Mevlana Anadoluda ünlendiği için kendisine bu bölgenin bilinen adı Rumi de denmektedir.Okun! Lanet hımara hükmü hırsa,Olar ki, düşmanı Ali abadır.Teberra kılmayana yok Tevella,Teberrasız Tevellalar hatadır.Teberra kıl eya Mollay-ı RumiTeberra kılmayanlara beladır.Müslümanem, ben kalender ve harabat,Yerim meyhanedir, işim melamat.Ne zahidem, ne zühdüm var, ne ilmim,Ne taat bilirim, ne yaparım hod ibadat.Ne dinim var, ne mezhebim, ne kıblem,Ne mescit bilirim, ne duyarım ezan-ı kamat.Benim tek bir meziyetim bunlar içinde,Veli aşka getirmiş olduğum iradat.Çıkıp meyhaneden gülbenk ururken,Harabatım, harabatım, harabat.Eya Molla Celaleddin bu ne sırdır,Adın zahid, özün rind ve harabat..........................Yine gel! Yine gel! Ne olursan ol, yine gel!Hırıstiyan, Mecusi, Putperest olsan yine gel!Bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değildir,Yüz kere tövbeni bozmuş bile olsan yine gel!.......................Güneş gibi ol şefkatte, merhamette,Gece gibi ol ayıpları örtmekte.Akarsu gibi ol keremde, cömertlikte,Ölü gibi ol öfkede, asabiyette.Toprak gibi ol tevazuda, mahviyette,Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.......................Dinle neyden, duy neler söyler sana,Derdi vardır ayrılıklardan yana.“Kestiler sazlık içinden” der beni,Dinler ağlar hem kadın hem er beni.Hasret anlatmak için bulmam gerek,Ayrılılık parçalanmış bir yürek,Asılı kaybetmişse bir insan arar,Asıla dönmek için hep uygun an arar.Kah dosta yoldaş olup, kah düşmana,İnleyip sesler duyurdum her yana.Dost olur zannımca her insan bana,Bihaber gel gör ki, sırrımdan yana.Sırlarım olmaz iniltimden uzak,Her göz etmez fark, işitmez her kulak.Saklı olmaz birbirinden can ile ten,Canı her göz görmez, amma ki sen.Bir ateştir,ses değildir ney sesi,Kimde yok ateş, yok olsun böylesi.Sevgiden ağlar, eğer ağlarsa ney,Sevgiden çağlar, eğer çağlarsa ney.Ne o şeydir, perde yırtıp perdesi,Dost edinmiş, dosta hasret herkesi.Hem devadır ney denen şey hem zehir,Bir bulunmaz arkadaştır, hemfikir.Anlatır ney; Aşk-ı mecnunun nedir,Kanlı bir yoldan haber vermektedir.Müşteri yalnız kulak, dil, söz dedi,Aşk-ı mecnun bildi, akil bilmedi.Derdimizden gün zamansız dolmada,Her yanlış bir günle arkadaş olmada.Gün geçip isterse yaz, ersin güze,Ey temiz insan, sağ ol kafi bize.Kandı her varlık, balık kanmaz suya,Rızl eğer eksikse, gün dolsun mu ya.Anlamaz olgun adamdan ham adam,Söz hem az, hem öz gerektir vesselam.[8]........Kaynak: Mevlana Celaleddini Rumi; Rubailer, Kültür Bakanlığı Yay. Çev: M.Nuri Gençosman, MEB Devlet Kitapları, Şark İslam Klasikleri 39
HÜNKAR HACI BEKTAŞİ VELİ (MUHAMMED BEKTAŞ)1210-1270 Nişapur – HacıbektaşHazreti Hünkar Hacı Bektaşi Veli 1210 yılında Nişapur’da dünyaya gelmişlerdir. Asıl adı Muhammed Bektaş'tır. Babası İbrahim Sani Muhammed Varidülhorasani’dir. Onun da babası Seyyid Ali Harun ül Horasaniyyünnişaburi’dir. Annesi Nişabur müftüsü Şeyh Ahmed Amil Nişaburi’nin kızı Hateme’dir. Hateme’nin annesi Zeynep Hatundur. Hateme 1189 senesinde doğmuş, Cengiz askerlerinin Nişabur’a geldiği sene Ahmet Amil 53, Zeynep 40 yaşında Hateme ise süt emerken kaçıp kurtulmuşlar. İbrahim Muhammed Varidül Horasani 77 yaşında iken eşinin vefatı üzerine, henüz 25 yaşında olan Hateme ile evlenmiş. Bu evlilikten Muhammed Bektaş Veli Nişabur’da dünyaya gelmişlerdir. Hünkar Bektaşi Veli 20 yaşında iken 1230 senesinde Ahmet Yesevi Dergahına gelmiş ve postnişin olan Lokman Perende-i Horasani’ye intisap ederek tarikata girmişlerdir. Ondaki nuru gören Lokman Perende Kutsal Evliya, ermiş, veli anlamına gelen “Hünkar” adını vermişlerdir.Hünkar Hacı Bektaşi Veli’nin Tarikat Soy Kütüğü Şöyledir:HOCA AHMET YESEVİ TAŞKENTİ 300- 397 Hicri(Halifeleri: Hacı Bektaş Veli’ye inen)Hoca Rüstam Taberistani -445 HicriHoca Cafer Sicistani –Yakup İsfahani –İshak Hamadani –Yahyai Kahistani -620 HicriLokman Parendei Kaşani –663Hacı Bektaşi Veli Muhammed Horasani –738Hacı Bektaş Meydanında 12 Hizmet postu (makamı) vardır:1. Baba (Pir) Postu: Horasan Postu2. Mürşit Postu: Ahmedi Muhtar makamı, Hz. Muhammed postu.3. Rehber postu: Hz. Ali makamıdır, Hz. Ali postu.4. Aşçı postu: Seyit Ali Sultan postudur.5. Ekmekçi postu. Balım Sultan makamıdır,6. Nakip postu: Kaygusuz Abdal postu.7. Ataç postu: Kamber Ali makamıdır.8. Meydancı postu: Sarı İsmail Sultan makamıdır.9. Türbedar postu: Karadonlu Can Baba makamıdır.10. Kurbancı postu: Hz. İbrahim makamıdır.11. Ayakçı postu: Abdal Musa Sultan Postudur.12. Mihmandar postu: Hızır Aleyhisselam postudurAlevi Sofuyan meydanında 12 makamı temsilen post bulunur. Bunlar:1. Ocak,2. Nuru daim (Çerağı Ali)3. Makamı İrşat4. Meydan Çerağı5. Dede Postu6. Havzı Kevser7. Kara post8. Şahlar9. Rehber10. Eşik11. Taçlı-Saçlı Bacılar12. Gözcü makamı13.Hacı Bektaşi Veli şu özgün dörtlüğü ile insanı ve insanlığı en güzel ve veciz bir biçimde dile getirmiştir:Keramet baştadır, tacda değildir,Hararet nardadır, sacda değildir,Her ne arar isen, kendinde ara,Kudüs’te, Mekke’de, Hacda değildir.Sakın bir kimsenin gönlünü yıkma,Gerçek erenlerin sözünden çıkma,Eğer insan isen, ölmezsin korkma,Aşığı kurt yemez, uçta değildir................................Edep bir tac imiş nuru Hüdadan,Giy ol tacı emin ol her beladan,Al aşkını Hüseyni Kerbeladan,Şefaat bul Muhammed Mustafa’dan.........Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde,Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok,Noksanlıkla, cahillik senin görüşlerinde.-------------------------------------------Haksızlığa uğramazsın, sahip isen eline,Devasız derde düşmezsin, sağlam isen beline,Bu erenler buyruğudur, canı gönülden dinle,Belalara bulaşmazsın, hakim isen eline...........Hakka talip olan kişi, başka murat isteme,Dostun seninle beraber, başka vuslat isteme,Bu dünya bir sofradır, arzular gelir geçer,Eğer bizi buldun ise, başka murat isteme...........Haşa ki, bizim semahımız oyuncak değildir,İlahi bir aşktır, salıncak değildir,Kim ki semahı bir oyun sayar,Mümin diye namazı kılınacak değildir..........İlim irfan Mürşittir, karanlıkları kovar,İnsanları cehalet, gaflet bunaltıp boğar,Gönüllerde parlayan o saadet güneşi,Şark ile garptan değil, gerçek inançtan doğar..............Edep erkana bağlıdır ayağımız, başımız,Güllerden koku almıştır toprağımız, taşımız,Soframızda bulunan lokmalar hep helaldir,Yiyenlere nur olur ekmeğimiz, aşımız.Helal kaynamayan aş aştan sayılmaz,Hak için akmayan yaş, yaştan sayılmaz,Gövde üzerinde başın var ise,Secdeye inmeyen baş, baştan sayılmaz.Sevgi, muhabbet kaynar bizim ocağımızda,Bülbüller şevke gelir, gül açan bağımızda,Hırslar, kinler yok olur, aşkla meydanımızda,Arslanlarla ceylanlar dosttur, kucağımızda.Rengimiz güldür bizim, gül gibi açacağız,Gönüllere aşk ile, sevgiler saçacağız,Hak, hakikat yolunda, bir yüzümüz var bizim,Olduğumuz gibiyiz ve öyle kalacağız.Dostumuzla beraber, yaralanır kanarız,Her nefeste aşk ile, yaratanı anarız,Erenler meydanına, vahdet ile gir de gör,Kırk budaklı şamdanda, kırkımız bir yanarız.Muhabbetle açan gülü, aşkla dermek isterim,Yaşıyorken dostlarımı, görüp sevmek isterim,Dünya ahiret kaygusun, içerimden çıkarıp,Gönlümü dost lisanına, ağız yapmak isterim.Ab-ı hayat ile Kevser, yüce yayla bizdedir,Mecnunu çöle salan, saçı Leyla bizdedir,Okuma bilirsen talip, kendi kitabına bak,Musa’nın Tur-u Sinası, sırrı Mevla bizdedir.Malım mülküm servetim, hepsi evde kaldı,Oğlum kızım akrabam, geçtiğim yolda kaldı,Dostlarımdan birisi, benden hiç ayrılmadı,Allah için yaptığım iyilikler, hepsi bende kaldı................................Ey Allah, Yüce Allah,Her derde deva Allah,Yoksula sahip Allah,Kudretli ulu Allah,Peygamber gönlü Allah,Ali’nin kalbi Allah,Sen bu ümmeti koru,Sen Türkleri yücelt ki,Onları birleştir ki,İslam daha büyüsün.Dünya ışıkla dolsun.Secdeye varsın dünya,İsmin gölge görmesin.Peygamber Resul Allah,Ali ki Veliyullah,La İlahe İllallah.........Gündüz şevk ile dünya için çalış,Gece de aşk ile ahiret için çalış........Dünyanın varlığına ey hırsla sarılanlar,Yemeyip yedirmeyip, yük altında kalanlar,Başkasına kalırlar, hasretle toplananlar,Hasretle ayrılırlar, ahirete yollananlar.........Kudret eliyle kurulmuş, yıkılmaz yapımız bizim,Aşk kalemiyle kazılmış, silinmez yazımız bizim,Yaradana sığınıp, ümid ile gelenlere,Ezelden ebede kadar açıktır, kapımız bizim..........Eğer Hakka talipsen, her an Ona doğru ak,Kainat kitabına, irfan gözü ile bak.Yolumuzun esası çalışmaya bağlıdır,Ayağa kalkacaksan, bari hizmet için kalk..........HACI BEKTAŞİ VELİ’NİN SOY KÜTÜĞÜAhmet Yesevi (Hz. Ali’nin oğlu Muhammed El Hanefi’ye uzanır.)Seyyid İmam Musa Kazım (7.ci İmam) 744-802 MiladiSeyid İbrahim ül Mükerrem ül MücapSeyid Musa SaniSeyid İbrahim SaniSeyid Cafer TayyarSeyid Ali Harun ül HorasaniyyünnişaburiSeyid Muhammed Varidülhorasani + HatemeHacı Bektaşi Veli el Horasani 1210-1270 MiladiKadıncık Ana+Nurettin Hoca Efendi izdivacından soy sürer.Hızır Lale SultanMürsel Balı SultanBalım Sultan (Yusuf Balı)Resul Balı SultanGenç Kalender Efendiİskender EfendiMahmut EfendiYusuf Balı EfendiBektaş EfendiResul EfendiMürsel Balı EfendiBektaş EfendiHasan EfendiKasım EfendiYusuf EfendiHacı Zul Fikar EfendiHüseyin EfendiŞehit Abdülkadir EfendiElvan EfendiAli EfendiFeyzullah EfendiHamdullah EfendiVeliüddin EfendiAli Celaleddin EfendiFeyzullah Efendi.[9]Kaynak: Irene Melikof;Uyur idik Uyardılar, Cem Kültür Yay.2. Baskı, 1994
KARACA AHMET (GÖZCÜ)1200-1300 Horasan-İznikHorasan erenlerindendir. Yesevi’nin halifesidir. Anadolu’ya gelmiş ve Manisa Akhisar’a yerleşmiş. Sultan Orhan devrinde saygın bir şeyh olarak tanınır. Vefat ettiği yere türbesi yapılmış.[10]Gökyay, Orhan Şaik; Katip Çelebi, T.İŞ B.Yay. Ank.1982BEDRETTİN1200-1300
KARA PİRVAT (KARADONLU CAN BABA) 1200-1300
TAPTIK EMRE (EMREM SULTAN-EMİR SULTAN)1238- ? Horasan-EskişehirMezarı Ankara Nallıhan ilçesi Emrem Sultan köyündedir. Taptık Horasan’dan gelmiştir. Nallıhan Tekke Köyünde yatan yatır da Taptık’ın kız kardeşi Bacım Sultan’dır. Tekke köylü Hamza Sultan oğlu Hulbiye Sultan’ın karısı imiş.Devrin Afyon Valisi, Emrem Köyünün zengin mal ve sürüsüne göz koymuş. Almak için baskı yapmış ancak sonuç alamamış. Ali Dede isimli adamını üstlerine saldırtmış. Birkaç kişiyi öldürtmüş, yine alamamış. Yaptıklarını Padişaha aksedeceğini düşündüğünden ayin-i delalete yaptıkları gerekçesiyle Emrem Sultan köyünden 10 kişiyi idam ettirmiş ve başlarını İstanbul’a padişaha göndermiş. Bundan da sonuç alamamış ve Kızılbaş diye Emrem Köyünde kalanları da toplayarak köydeki Emrem Sultan tekkesine doldurup yakmıştır. Tüm mal ve davarlarına da el koymuştur. Köylünün tek suçu; Alevi olmaktır. Bu sebeple kaçıp kurtulanlar da dahil bugün köy halkı Alevi ya da Kızılbaş olmadıklarını söylemektedirler. Bu, Osmanlıda işlenen cinayetlerden sadece biridir.Taptık Emre’nin şeyhi Barak Babadır. Barak’ın şeyhi de Sarı Saltuk’tur. Emrem Sultan Yunus Emre’yi yanına alıyor, onu evladı gibi yetiştiriyor ve eğitiyordu. Emrem Sultan’ın bir kızı vardı ve Yunus ile birlikte dağa odun kesmeye gidiyorlardı. Bunu duyan Hacı Bayram Veli hazretleri “ Nasıl olur da ateş ile saman bir arada nasıl durur? Gelinlik kızla delikanlı erkek her gün dağa oduna nasıl gidebilir” diye söylenmiş.Bu söz Emrem Sultan’a malum olmuş. Hemen bir tutam pamuk içine korlu bir kömür parçası koyup, bir dervişle Ankara’da bulunan Hacı Bayram Veli’ye göndermiş. Korun pamuğu yakmadığını gösteren Emrem Sultan kızı ile Yunus Emre’nin öyle olduğunu ifade etmek istemiştir Hacı Bayram Veli, Emrem Sultan ve Yunus Emre’nin ne denli ermiş biri olduğunu bu name daha iyi anlamış bulunmaktadır.
Gerçek Aşka
Sala Denildi .....................
YUNUS EMRE1238-1320 Karaman-EskişehirDoğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmemekle birlikte 82 yıl yaşadığı bilinen Yunus Emre 1238 yılında doğmuş olması kuvvetle muhtemeldir. Babası İsmail Efendi Horasan’dan gelmiş bir derviştir. Kendisi Kirişçi Baba olarak da tanınır. Karaman (Larende) de zaviyesi bulunmaktadır. Yunus’un şeyhi Taptık Emre’dir. Taptık’ın şeyhi Barak, Barak’ın da şeyhi Saltuk’tur. Alaaddin Ali Bey seferde iken isyan çıkar. Yunus da bu isyana karışır. İsyancılar Alaaddin’in vekili Süleyman Şah’ı öldürürler. Yunus Süleyman Şah’ın da şeyhidir. Alaaddin dönünce isyanı bastırır. Yakalananlar arasında Yunus da vardır, siyaset meydanında idam edilirler. Mezarı, tekke ve zaviyesi Karaman’dadır.Taptık Emre, Yunus’u yanına alır bir evladı gibi yetiştirir ve eğitir. Taptık Emre dergahına yıllarca hizmet eder. Şeyhi ona icazet verir ve Yunus başlar deyişlerini okumaya. Kim ne derse desin, Yunus ümmi değil, tam tersine okumuş, çok iyi bir eğitim almış, yazmasını da bilen ilerici, gerçekçi, aydın bir ozandır.Yunus Emrem oldu fakir,Ecel ensesini dokur,Gönül kitabından okur,Eline kalem almadı.Yerde gökte bu aşk ile,Aşktan gelir bu söz dile,Biçare Yunus babam,Ne kara okudu ne ak.Ümmi benim, Yunus benim,Dörttür anam, dokuz babam,Aşk oduna düşüp yanam,Sük Pazar nemdir benim.Yunus Emre okuma yazma konusunda da şu şiiriyle meramını ne kadar özgün anlatmıştır;Dört kitabın manası,Bellidir bir elifte,Sen elifi bilmezsen,Bu nice okumaktır.Yirmi dokuz hece,Okusan uçtan uca,Sen elif dersin hoca,Manası ne demektir.Okumaktan mana ne,Kişi hakkı bilmektir,Çün okudun bilmezsin,Ha bir kuru emektir.İlim bilim bilmektir,Bilim kendini bilmektir,Sen kendini bilmezsen,Ya nice okumaktır.Yunus Emre der hoca,Gerekse var bin hacca,Hepsinden de iyice,Bir gönüle girmektir.Yunus’un katledilmesi için Şeyhülislam Ebussuud Efendi fetvayı şu nefesleri için vermiştir;Canlar feda yoluna,Bu can kaygusu değil.Sen can gereksin bana,Cihan kaygusu değil.Sen bir ulu sultansın,Canlar içinde cansın,Çün ayan gördüm seni,Pinhan kayusu değil.................Aşkın aldı benden beni,Bana seni gerek seni.Ben yanarım dünü güni,Bana seni gerek seni.Ne varlığa sevinirim,Ne yokluğa yerinirim,Aşkın ile avunurum,Bana seni gerek seni.Aşkın aşıklar öldürür,Aşk denizine daldırır,Tecelli ile doldurur,Bana seni gerek seni.Aşkın şarabından içem,Mecnun olup dağa düşem,Sensin dünü günü endişem,Bana seni gerek seni.Cennet cennet dedikleri,Bir ev ile birkaç huri,İsteyene ver sen anı,Bana seni gerek seni.Eğer beni öldüreler,Külüm göğe savuralar,Toprağım anda çağıra,Bana seni gerek seni.Yunus dürür benim adım,Dün ü günü artar derdim,İki cihanda maksudum,Bana seni gerek seni. [11]..................Yol eriyle yoldadır,Yolsuza yoldaş değil.....................Yunus Emre, din ve inanç özgürlüğü konusundaki görüşlerini şu şiiriyle çok güzel anlatmaktadır:Bir kez gönül yıktın ise,Bu kıldığın namaz değil.Yetmiş iki millet dahi,Elin yüzün yumaz değil.Bir gönülü yaptın ise,Er eteğin tuttun ise,Bir kez hayır ettin ise,Binde bir ise az değil.Yol odur ki doğru vara,Göz odur ki hakkı göre,Er odur ki alçakta dura,Yücelerden bakan göz değil.Yunus bu sözleri çatar,Sanki balı yağa katar,Halka mutahların satar,Yükü gevherdir, tunç değil.Yunus Emre münacaatlarıyla da çok dikkati çeken bir ozandır. Bu Tanrısıyla hasbıhalini, candan sohbetini her kitapta bulmak mümkün değil. Çok derin anlamlı insicamlarından bir kaçı şöyle;Ya İlahi ger sual etsen bana,Cevabım işbudur anda sana.Be bana zulmeyledim ettim günah,Neyledim nittim sana ey Padişah.Gelmeden dedin hakkıma kem deyü,Doğmadan dedin Asa deyü.Sen ezelden beri beni asi yazasın,Doldurasın aleme avezesin.Ben mi düzdüm beni, Sen düzdün beni,Pür ayıp niçin getirdin ey Gani.Gözüm açıp gördüğüm zindan içi,Nefs-i heva pür dolu Şeytan içi.Habs içinde ölmiyeyim deyü aç,Mısmıl u murdar yedim bir iki kaç.Nesne eksildi mi mülkünden senin,Geçti mi hükmün ya hükmünden senin.Rızkını yiyip seni aç mı kodum,Ya yiyip öynünü muhtaç mı kodum.Kıl gibi köprü gerersin geç deyü,Gel seni sen tuzağımdan seç deyü.Kıl gibi köprüden adem mi geçer,Ya düşer ya dayanır yahut uçar.Kulların köprü yaparlar hayır için,Hayrı budur kim geçerler seyir için.Ta gerek bünyadı muhkem ola ol,Ol geçenler ayıda uş doğru yol.Terazi korsun hevaset tartmaya,Kastedersin beni oda yakmağa.Terazi ana gerek bakkal ola,Ya bezirgan tacir ü attar ola.Çün günah murdarların murdarıdır,Hazretinde yaramazlar karıdır.Sen gerek lütuf ile anı örtersin,Pes ne hacet murdar açıp tartarsın.Sen temaşa kılasın ben hoş yanam,Haşa Lillah senden ey Rabb el Enam.Sen basirsin hod bilirsin halimi,Pes ne hacet tartarsın amalimi.Geçmedi mi intikamın öldürüp,Çürütüp gözüme toprak doldurup.Hiç Yunus’tan değdi mi sana ziyan,Sen bilirsin aşkara vü nihan.Bir avuç toprağa bunca kıyl-ı kaal,Neye gerek ey Kerim ü Zülcelal.............................Kimin ne zehresi vardır, sana kılınç yürütmeğe,Cümle alem elindedir, kim ne bilir el katmağa.Veren alan sen olacak, kim cümbüş eyleyebile,Her kandaşa kudret sensin pir-ü yiğit oynatmağa.Cümle hazneler senindir, kime dilersen verirsin,Kimin ne zehresi vardır, destursuz adım atmağa.İki cihanın varlığın kudret eli tutup durur,Yol yokturdur kimseye, sensiz bir adım atmağa.Cümle alemin üstüne, hayr-ı şerri saçan sensin,Hışm-ı rahmet havaledir, kendi aslına katmağa.Tevfik, inayet olmasa, kim sebep eyleyebile,Her kandasa kudret senin her işe el uzanmağa.İblis-i Adem kim olur burda fodulluk eyleye,Yerli yerine sen kodun kul geldi kulluk kılmağa.Ey yarenler s,iz bu sözü dinlen gönül kulağınla,Can dudağı halis gerek, aşk şarabını tatmağa.Bu dirliği duyan canın hiç fikri bunda değildir,Yunus dilin yumuş durur, bu tevhidi ayıtmağa......................Gözsüze fısıldadım,Sağır sözüm işitmiş,Dilsiz çağırıp söyler,Dilimdeki sözümü.Bir öküz boğazladım,Katladım sere kodum,Öküz ıssı geldi der,Boğazladın kazımı.Yunus bir söz söylemiş,Hiçbir söze benzemez,Münafıklar elinden,Örter mana özünü.[12]...................Ben oruç namaz için,Süci içtim esridüm,Tespih seccade için,Dinledim çeşte kopuz.Yunus’un bu sözünden,Sen mana anlar isen,Konya minaresini,Göresin bir çuvaldız.Bana namaz kılmaz demeBen kılarım namazımı,Kılar isem, kılmaz isem,Ol Hak bilir niyazımı.Hak’dan artık kimse bilmez,Kafir, Müslüman kimdir,Ben kılarım namazımı,Hak geçirdiyse nazımı......................FATMA ANA YASIBir hat olmuş kazıları,Fatma Ananın kuzuları.Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im,Ah nidelim Şah Hüseyin’im.Fatma Ana, anaları,Hazreti Ali babaları,Muhammed’dir dedeleri,Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im,Ah nidelim Şah Hüseyin’im.Kerbela’da delik taşlar,Kur’an okur kesik başlar,Fatma anaya olan işler,Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im,Ah nidelim Şah Hüseyin’im.Fatma Ana kapıdan bakar,İki ellerin koynuna sokar,Al kırmızı kanlar akar,Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im,Ah nidelim Şah Hüseyin’im.Derviş Yunus söyler vahı,Söz laftan (………….,,,,)Kıyamette alır ahı,Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im,Ah nidelim Şah Hüseyin’im.[13]………….Keleci bilen kişininYüzünü ağ ide bir söz.Sözü pişirip diyeninİşini sağ ide bir söz.Söz ola kese savaşı,Söz ola bitire başı,Söz ola ağulu aşı,Bal ile yağ ide bir söz.[14]Kaynak: 1. Öztelli, Cahit; Yunus Emre, :Bütün Şiirleri, Milliyet Yay.1971, İstanbul 1..Baskı2. Gözler, H.Fethi; Yunustan Bugüne Türk Şiiri, İnkilap ve Aka Kitapevi, II.Basım, 1970,3. Banarlı, Nihat Sami; Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, 19454.Yatağanoğlu Alimcan, Dedemin Cönkünden Alevi-Bektaşi Şiirleri, Kaynak Yayınları, 1.Baskı 2002,s.22
DERVİŞ CEMAL1250-1350 TUNCELİ-HOZAT-SİVASHozat Derviş Cemal köyüne gelen Cemal, bu köyü kurmuştur. Yunus Emre’nin yetiştirdiği mürididir.Allah adın zikretmeyen,Kullar da azapta gerek.Adın dilden terk etmeyen,Gönül de azapta gerek.Hazreti Muhammed eminim,Yoluna veren yeminim,Ana kul olan mümin,Yüzü de mihrapta gerek.Gelmez geri, kalır göçen,Ecel şerbetini içen,Hak yolunda sefer açan,Yiğitler de anda gerek.Başta teberler yelense,Beden nar ile belense,Gönül vuslat ile yansa,Lebleri de abda gerek.Tanrı komaz yüzün kara,Beli Allah diyenlerin,Dili Allah diyenlerin,Desti bula lamda gerek.Derviş Cemal der varamda,Kül olam Hakkın yolunda,Yunus Engürü kırında,Cemal de Hozat’ta gerek.
Dosttan
Gelen Sitem
........................
AŞIK PAŞA (BABA İLYAS’IN TORUNU)1272-1332 Kırşehir-KırşehirAsıl adı Ali Beşe’dir. Ailesi Horasan’dan gelmiş ve Kırşehir’e yerleşmiş.Türkiye türkçesiyle ilk eserler yazan şairlerdendir. Nerde doğduğu tam olarak bilinmemekle birlekikte Kırşehir'deki kabri üzerinde doğum ve ölüm tarihleri işlenmiştir. Babası Muhlis Paşadır. Onun babası da Mevlanın dervişi Çelebi Hüsamettin’in büyük babası Baba İlyas’tır.Hece ve aruz vezniyle şiirler yazmıştır. Garipname mesnevisi meşhurdur. Marifname ve Aşık Paşa Tarihi adlı divanı vardır.Yaşadığı yüzyıllarda Türkçe’ye önem verilmesi gerektiğini en etkili biçimde savunmuştur.Türk diline kimseler bakmaz idi,Türklere Hergiz gönül akmaz idi,Türk dahi bilmez idi bu dilleri,İnce yolu, ol ulu menzilleri….Allah adını edelim evvel ibtida,Kandan oldu iptida vü intiha.Evvelin ol evvelidir bigüman,Ahirin hem ahiridir cavidan.Cümle alem yoğ iken ol varidi,Şöyle şeksiz gani cebbar idi.……………..Bir zaman var idi bir namıdar,Saltanat sürmüş idi çok rüzigar.Dünyede çok dürlü iş görmüş idi,Eyi yavuz çok işe girmiş idi.Dünye içre nimeti key bol idi,Ol zamanda ne varsa ol idi.Otuz oğul vermiş idi hak ana,Bir key iştir, gör ki ne derim sana.Her bir işin dünyede kim önü var,Hiç güman dutma, kim anın sonu var.Nice uzak yol ise ucu dönüm,Nice uzun ömür ise ucu ölüm.Ol kişi çün belli bildi kim ölür,Dirdi oğlanlarını öğüt verir.Eydür: Ey oğlanlarım, geçti zaman,Vakt erdi, ölüserem bigüman.Bari ben size bir öğüt vereyin,Dünyede dirlik yolun göstereyin.Dediler: Ferman senin n’ider isen,Dutavuz biz her ne kim sen der isen.Etti: İrte kamu hazır olunuz,Her biriniz bir ok alıp geliniz.Bir sözüm var söyliyesi söyleyem,Dirlik aslın size malum eyleyem.İrte oldu, kamu hazır oldular,Her birisi bir ok alıp geldiler.Etti: Oklu okunuz sın, göreyin,Ana layık size öğüt vereyin.Sıdılar oklu okun söylediler,Ne buyurursan buyurgıl dediler.Etti: Varın getirin birer dahi,Bana verin bu kez ol otuz oku.Kim size ol öğüdü edem ayan,Bilesiz her bir işi belli beyan.Vardılar bierer dahi getirdiler,Oklu okun öğ’ne koyup durdular.Gör bu kez n’eti ol iş bilen kişi,Sen dahi öğüt edingıl ol işi.Otuz oku cem edip duttu bile,Bağladı baştan başa bir ip ile.Şöyle muhkem bağladı ki oldu bir,Gitti andan ol otuzluk, kaldı bir.Etti: Bir görün, bu kez sıya mısız?Sımasanız dediğim duya mısız?Ol otuz yğit anı uçtan uca,Her biri aldı anı gördü güce.Her biri güçlü gücün sınadılar,Nice kim cehd ettiler sımadılar.Kaldı aciz çün kamu baktı yere,Ettiler kim atamız öğüt vere.Ataları Eydür: Ey oğullarım,Ey yüreğim kanları, ey canlarım.Bu öğüt taptır, ahir dutanlara,İkilik koyup birliğe yetenlere.Kim ol ok yalnız iken hiç doymadı,Çün birikti hiç kimesne koymadı.Pes bilin: Yalnız kişi güçsüz olur,Birikenin devleti uçsuz olur. [15]…………………Çıktım erik dalına,Anda derdim üzümü.Bostan ıssı bakıdı,Der: Ne yersin kozomu.Kerpiç koydum kazana,Poyraz ile kaynattım,Nedir deyu sorana,Bandım verdim özünü.İplik verdim çulhaya,Sarıp yumak eylemiş,Becid becid ısmarlar,Gelsin alsın bezini.Bir serçenin kanadın,Kırk katıra yüklettim,Çift dahi çekemedi,Şöyle kaldı yarısı.Bir sinek bir kartalı,Salladı vurdu yere,Yalan değil gerçektir,Ben de gördüm tozunu.Bir küt ile güleştim,Elsiz ayağım aldı,Güleşip basamadım,Göyündürdü özümü.Balık kavağa çıkmış,Zift turşusun yemeğe,Leylek guduk doğurmuş,Bak a şunun sözünü.Gözsüze fısıldadım,Sağır sözüm işitmiş,Dilsiz çağırıp söyler,Dilimdeki sözümü.Bir öküz boğazladım,Kakıldım sere koydum,Öküz ıssı geldi eydür:Boğazladın kazımı.Yunus bir söz söylemiş,Hiçbir söze benzemez,Münafıklar elinden,Örter mana yüzünü.…………DEYİŞHer kim bana ağyar ise,Hak Tanrı yar olsun ana.Her Kancaru varır ise,Bağ ü bahar olsun ana.Bana ağu sunan kişi,Şehd ü şeker olsun işi,Kolay gele müşkül işi,Eli erer olsun ana.Acı dirliğim isteyen,Tatlı dirilsin dünyada,Kim ölümüm ister ise,Bin yıl ömür olsun ana.Her kim diler ben har olam,Düşman elinde zar olam,Dostları şad ü düşmanı,Dost maşuk yar olsun ana.Ardımca taşlar atanı,Hak tahta ağdırsın onu,Önüme kuyu kazanı,Güller nisar olsun ana.Her kim diler ise benim,Ol dostumdan ayrıldığım,Gözlerinden hicap gitsin,Dizar iyan olsun ana.Bu Muhlis oğlu Paşa’nın,Güldüğün istemeyenin,Ağladığın isteyenin,Gözüm pınar olsun ana.[16]Kaynak: 1. Kocatürk, Vasfi Mahir; Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi, Ankara 1970.s.1752. Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986
ABDAL MUSA SULTAN1296-1373 Hoy - Antalya ElmalıHorasan’da dünyaya gelmiştir. Babası Gazi Hasan Ata, annesi Ana Sultandır. Hüsniye adında bir de kız kardeşi vardır. Babasının babası olan Haydar Ata, Hacı Bektaş Veli’nin amcasıdır. Ahmet Yesevi ocağında yetişmiştir. Horasan’dan Azerbaycan Hoy kentine ve daha sonra da Anadolu’ya gelmiştir. Denizli Acıpayam ilçesinde türbesi bulunan Yatağan Baba’ya mürit olmuştur. Bursa’nın fethinde savaşan Anadolu Erenlerindendir. Hacı Bektaşi Veli’nin önde gelen halifelerindendir. Hacı Bektaş dergahının ilk postnişinidir. Elmalı’da tekke kurmuş ve sayısız mürit yetiştirmiştir. Dünyaca ünlü ozan Kaygusuz Abdal’lı yetiştirmiştir. Abdal Musa’ya aslını sormuşlar. O da şu beyitle karşılık vermiş:Kim ne bilir bizi, nice soydanız,Ne zerrece oddan, ne hod sudanız.Bize meftun olan marifet söyler,Biz Horasan mülkindeki boydanız.Musa’ya söylenen “Lenterani” deniriz,Aslımızı sorar isen asil Soy’danız.Yedi derya bizim keşkülümüzde,Hacım umman oldu, biz o göldeniz.Yedi tamu bize nevbahar oldu,Sekiz uçmak i¢indeki köydeniz.Hızır İlyas dahi bizim yoldaşımızdır,Ne zerrece günden, ne hod aydanız.Bizim zahmımıza merhem bulunmaz,Biz kudret okundaki gizli yaydanız.Musa turda durup münacat eyler,Neslimiz sorarsan, asıl Hoy’danız.Abdal Musa oldum geldim cihane,Arif olan anlar bizi, nice soydanız.Hacı Bektaşi Veli Hakka yürüyünce Kadıncık Ana, Abdal Musa’yı Hacıbektaş’a davet etmiştir. Hacı Bektaş’a uzun süre hizmet etmiştir. Bektaşi meydanında 12 posttan 11.cisi olan ayakçı postu onundur. Piri Hacı Bektaşi Veli’ye bağlılığını, Balım Sultan ve Kızıl Deli Sultan ile ilişkisini şu dizelerle dile getirir:Horasan’dan Rum’a zuhur eyleyen,Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi.Binip cansız duvarları yürüten,Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi.Doksan altı bin Horasan pirleri,Elli yedi bin de Rum Erenleri,Cümlesinin serfinazı serveri,Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi.Balım Sultan arkadaşı yoldaşı,Kızıl Deli Sultan dürür hem eşi,Abdal Musa Sultan dersen ne kişi,Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi.Kaygusuz Abdal gibi devrinin en büyük şair ve ozanını yetiştirmiştir. Rum olan Alanya Beyinin oğlu Gaybi ava çıkmış. Bir geyiğin peşinde Elmalı yakınlarına gelmiş. Onu izleyen Abdal Musa Sultan genç Gaybi’de istikbal görmüş. Denemek için hemen geyik donuna girmiş. Gaybi attığı okla geyiği vurmuş. Yaralı geyik kaçmış, Gaybi peşinden kovalamış, sonunda Abdal Musa dergahından içeri girmiş. Peşinden gelen Gaybi kapıdaki dervişlere içeri giren yaralı geyiği sormuş ve teslim etmelerini istemiş. Onlar da görmediklerini söylemişler. Gaybi’yi Abdal Musa Sultanın huzuruna almışlar.Sultan “geyiği vurduğun oku tanır mısın?” diye sormuş. Tanırım cevabını alınca, sağ göğsünü açmış “okun bu mudur?” demiş. Bunun üzerine Gaybi Sultana yalvararak müridi olmak istemiş ve tekkede kalmış.Gaybi’nin yanındakiler babasına durumu iletmişler. Teke Beyi oğlunu ve Abdal Musa’yı getirmesi için ne kadar haberci ve asker gönderdi ise kimse geri dönmemiş, hepsi Abdal Musa Sultana mürit olmuşlar. Sonunda kendisi kalkmış 300 adamıyla Elmalı’ya gelmiş. Kırkların ateş dansını izleyince ikna olmuş ve sultanın elini öperek oğlunu Sultana emanet emiş. Bunu üzerine de Abdal Musa Sultan Gaybi‘ye “Artık kaygın kalmadı, bundan sonra senin adın “Gaygusuz” olsun “der.Gaygusuz Abdal 40 yıl Sultana hizmet eder ve Sultan “İki aslan bir postta oturmaz” deyip Gaygusuz’u Mısır’a gözcü olarak göndermek ister. Gaygusuz’a, “yanına alacağın kırk dervişi kendin mi seçmek istersin, yoksa biz mi seçelim” der. Gaygusuz kendim seçerim deyip beğendiği kırk dervişle 1371 de yola çıkar. Yolda denemek için dervişlerden birine “şu çınar ağacına çık da salla, Sultan’a elma gönderelim” der. Derviş, şaşkınlıkla, “ama bu çınar ağacı, bunda elma olur mu?” der. Diğer dervişler de aynı şekilde davranınca, hata ettiğini anlayan Gaygusuz, Abdal Musa Sultan!a dönerek ellerine sarılır, hata ettiğini, kendisini bağışlamasını ve kırk dervişi Onun seçmesini ister. Sultan affeder ve seçtiği kırk dervişle tekrar yola çıkan Gaygusuz aynı yere geldiğinde dervişlere “Şu çınar ağacına biriniz çıksın sallasın, Sultana elma gönderelim” der. Kırk dervişin hepsi birden ağaca tırmanır sallamaya başlarlar. Topladıkları elmaları su yoluyla Abdal Musa Sultana gönderirler. Sultan emaneti aldığını bir hediye göndererek belli eder. Mısır’da 3 yıl kalmış ve 1374 de Abdal Musa’ya kavuşmuştur.Abdal Musa Sultan okur yazar, çağının aydın bir şairidir. Bunu şu dizelerinden anlıyoruz:Ben hocamdan aldım böyle dersimi,Okur idim elif’den ba’ya deyu.Kimse bilmez şu dünyanın sırrını,Ta ezelden çağırıram hu deyu.Kimin azatlayıp kimin fakıdur,Kimin dövüp sövüp kimin okutur,Dediler bu meydan kimin hakkıdur,Kim dedi ki şu murdarı yu deyu.Evvel ekşi nardan üzüm çoğiken,Davut sofradayken bıçak yoğiken,İsmail’e inen kurban sağ iken,Kime dedi şu lokmayı soy deyu.Fatma ana can Ali’nin gülünü,Miraçtan inerken öpmüş elini,Hak Yezit’e koklatmadı gülünü,Muhammet’in yadigarı bu deyu.Abdal Musa’m anda bir dolu içtim,İçtim ol doluyu kendimden geçtim,Aşkın ateşine yandım tutuştum,Ta ezelden çağırıram hu deyu.[17]……………………..Talip olan gaziler yola gidelim,Ululardan ulu yol Allah Allah.Muhammed Ali’ye niyaz edelim,Gerçekler demine hü Allah Allah.Hasan Hüseyin’dir İmamlar Şahı,Zeynel Abidin’dir İmamlar mahı,Muhammed Bakır cümlenin şahı,Balkıya balkıya nur Allah Allah.Sahibim İmam Cafer’i Sadık,Ana nazar kıldı Muhammed Habib,Musa Kazım Rıza yareme tabib,Derdimin dermanın ver Allah Allah.Şah Taki Naki bu yolu açan,Hasan al Askeri müşküller seçen,Muhammed Mehdi’den bir dolu içen,Müminin kalbidir nur Allah Allah.Abdal Garip Musa’m derdime derman,Sen mürvet kanisin ey Şahı merdan,Cesedim içinde çağıra canan,Muhabbetli nazlı yar Allah Allah.…………………Muhammed Ali’nin geldiği meydan,Yok meydanı değil, var meydanıdır.Muhammed kırklara niyaz eyledi,Ar meydanı değil kar meydanıdır.Şahın ölüsün meydana koydular,Anlar cenazesin susuz yudular,Orda gördüğün görmedim dediler,Dört eteğin sakla sır meydanıdır.Gördüğün yerlerde ara bulasın,Varacağın yerde makbül olasın,Saklayabilirsen sırrın settar olasın,Çek çevir kendini sır meydanıdır.Ne söyledim şu erkanda kalana,Yuf çekerler bu meydanda yalana,Üç yüz altmış altı merdiban bina,Kör meydanı değil gör meydanıdır.Abdal Musa Sultan gerçek er ise,Ali’yi sevenler muhip yar ise,Hakkın mahbubuna ereyim derse,Urganı boynunda dar meydanıdır.…………….Gözlerin kör olsun ey kanlı yezit,Bu meydanda ne var Ali’den gayri?Hünkar Hacı Bektaş Veli’den gayri.Güvercin donunda Uruma uçan,Cümle evliyanın önüne geçen,İmamlar evinin kapısın açan,Var mıdır evveli Ali’den gayri?Hünkar Hacı Bektaş Veli’den gayri.Abdal Safi erkanımı yürüden,Aynı cemde sürlerini sürüden,Neşter Selman kırk vücudu bir eden,Var mı sakıyı kösrük Ali’den gayri?Hünkar Hacı Bektaş Veli’den gayri.Muhammed miracın yoluna girdi,Bu sır gayet sır içinde sır idi,Şir donunda Cidde mehiri ver dedi,Bu sırrı kim oynar Ali’den gayri?Hünkar Hacı Bektaş Veli’den gayri.İmamlar bundadır n’olursun horda,İkrar alan imam verin cihmarda,Bed nefisler durmaz meydanı arda,Baba rehber gerçek Ali’den gayri.Hünkar Hacı Bektaş Veli’den gayri.Her kimin çırağın aksa Hak yakar,Rıza’ya baş verir teslimin takar,Aslımız On iki İmama çıkar,Babamız kim var Ali’den gayri?Hünkar Hacı Bektaş Veli’den gayri.Selman bir gül deste uzattı,Kendi tabutunu kendisi yaptı,Cemal Mustafa’nın nikabı yetti,Gördüler gören yok Ali’den gayri,Hünkar Hacı Bektaş Veli’den gayri.Er olan bu demde bulur bir eri,Dergahı Ali’de eskide seri,Mezhepleri sırlar olur Caferi,Mezhebi pak kim var Ali’den gayri?Hünkar Hacı Bektaş Veli’den gayri.Erenler erkanı gerçek yoludur,Abdal Musa fakir Ali kuludur,İmamlar sırrı ile gönlü doludur,İmamlar değildir Ali’den gayri,Hünkar Hacı Bektaş Veli’den gayri.[18]Kaynak: 1. SEYİRCİ, Musa; Abdal Musa Sultan, Der Yay.97, İstanbul 1992.2. Yatağanolu Alimcan, Dedemin Cönkünden Alevi-Bektaşi Şiirleri, Kaynak Yay.1.Basım, s.86
GEYİKLİ BABA1300-1400 Bursa-BursaGermiyanoğullarındandır. Ünlü bir derviş ve akıncıdır. Bursa’nın fethinde Orhan Gazi’ye yapmış olduğu hizmet ve kahramanlıklarından dolayı kendisi adına Bursa Kestelde bir külliye yapılmıştır. Buradaki türbede gömülüdür. Yanında Balım Sultan yatmaktadır.SELMAN SAVACI-CEMALETTİN1309-1376 Save-TebrizKAYGUSUZ ABDAL (GAYBİ- GAYGUSUZ)1310-1396 Elmalı-AntalyaAntalya iline bağlı Alanya Sancağı Teke Beyinin oğlu olan Gaybi, daha 18 yaşında iken 1328 de bir geyik avında Abdal Musa’ya rastlar ve geyik donuna giren Abdal Musa Sultanı okla vurur. Yaralı geyik kaçar, Gaybi kovalar, sonunda Abdal Musa Dergahına girer. Arkasından Dergahın kapısına gelen Gaybi dervişlere yaralı geyiği teslim etmesini ister. Geyik görmediklerini söyleyen dervişlere inanmayınca Abdal Musa Sultanın huzuruna çıkartırlar.Sultan geyiği vurduğun oku tanır mısın?” diye sorar. Tanıyacağını söylemesi üzerine sağ göğsünü açarak vücuduna saplanan oku gösterir. Bu hikmet karşısında hatasını anlayarak kendisin bağışlamasını diler ve Abdal Musa Sultan’a mürit olmak ister. Babası razı olmazsa da birkaç kerameti bizzat yaşar ve oğlunu Abdal Musa’ya emanet eder. Bunun üzerine şeyhi;“Artık bir gaygın kalmadı, bundan sonra senin adın Kaygusuz olsun” der Ona Kaygusuz lakabını verir.Kırk yıl Abdal Musa ocağına hizmet eder. Sultan “İki aslan bir postta oturmaz” deyip Gaygusuz’u Mısır’a gözcü olarak göndermek ister. Gaygusuz’a, “yanına alacağın kırk dervişi kendin mi seçmek istersin, yoksa biz mi seçelim” der. Gaygusuz kendim seçerim deyip beğendiği kırk dervişle 1371 de yola çıkar. Yolda denemek için dervişlerden birine “şu çınar ağacına çık da salla, Sultan’a elma gönderelim” der. Derviş, şaşkınlıkla, “ama bu çınar ağacı, bunda elma olur mu?” der. Diğer dervişler de aynı şekilde davranınca, hata ettiğini anlayan Gaygusuz, Abdal Musa Sultan!a dönerek ellerine sarılır, hata ettiğini, kendisini bağışlamasını ve kırk dervişi Onun seçmesini ister. Sultan affeder ve seçtiği kırk dervişle yola çıkan Gaygusuz aynı yere geldiğinde dervişlere “Şu çınar ağacına biriniz çıksın sallasın, Sultana elma gönderelim” der. Kırk dervişin hepsi birden ağaca tırmanır sallamaya başlarlar. Topladıkları elmaları su yoluyla Abdal Musa Sultana gönderirler. Sultan emaneti aldığını bir hediye göndererek belli eder.1371 de 40 derviş ile birlikte Mısır’a giden Gaygusuz, orada 3 yıl kalmış ve 1374 de Abdal Musa’ya kavuşmuştur.Tekkede aldığı eğitimle devrinin en büyük ozanları arasına girer. Kırk yıl hizmetinden sonra “iki aslan bir posta oturmaz” diyen Abdal Musa onu 40 derviş ile birlikte Mısır’a görevli gönderir. İcazet olarak yazıp verdiği belgeyi saklayacak yer bulamaz, yitireceğim korkusuyla kalbine gömmek için ayran içine doğrayarak yer.ABDAL MUSA’YABeylerimiz çıktı Avlan üstüne,Onlar gelir Sultan Abdal Musa’ya.Urum abdalları hırka ile postun,Bağlar gelir Sultan Abdal Musa’ya.Urum abdalları gelir dost deyü,Geyikleri nemed ile post deyü,Hastaları gelir derman isteyü,Sağlar gelir Sultan Abdal Musa’ya.Hind’den bezirganlar gelir yayınır,Pişer lokmaları, açlar doyunur,Aşıkları gelir, bunda soyunur,Erler gelir Sultan Abdal Musa’ya.Her matem ayında kanlar saçarlar,Uyandırıp Hak çerağın yakarlar,Demine Hu deyip gülbenk çekerler,Nurlar gelir Sultan Abdal Musa’ya.Meydanında dara durmuş gerçekler,Çalınır koç kurbanları bıçaklar,Demine Hu deyip gülbenk çekerler,Nurlar gelir Sultan Abdal Musa’ya.İkrarıdır koç yiğitlerin yuları,Fakıhları çeksem gelmez ileri,Akpınar Yeşil gölün suları,Çağlar gelir Sultan Abdal Musa’ya.Alim Zülfükarı almış eline,Sallar durmaz yezitlerin kasdına,Tümen tümen genç Ali’nin üstüne,Sırlar gelir Sultan Abdal Musa’ya.Bir niyazımız vardır Gani Keremden,Münkir bilmez evliyanın sırrından,Kul Kaygusuz ayrı düşmüş pirinden,Ağlar gelir Sultan Abdal Musa’ya..........................İçmişem bir demden olmuşam ayık,Düşmüşem peşine olmuşam geyik,Sana derim sana a deli geyik,Gaçma geyik gaçma avcı değilem.Avcı olsam düşer mi idim izine,Döner döner ne bakarsın yüzüme,Men aşık oldum ala gözüne,Gaçma geyik gaçma avcı değilem.Altısı iri idi, birisi de körpe,Almış körpesin çekilmiş sarpa,Yüküm barut değil billahi arpa,Gaçma geyik gaçma avcı değilem.Kaygusuz ABDAL’ım çıktım mekandan,Men de korkar idim bu tatlı candan,Varıp da pirine ağlama menden,Gaçma geyik gaçma avcı değilem...........................................Kaygusuz Abdal, sevenlerin tanrısını canın içinde görebileceğini düşünür. Şöyle der:Aşıklar can içinde,Aşikar gördü hakkı,İşitmenin manası,Olmaya görmek gibi.Canın içinde tanrıyı görmek, başkasından duymaktan daha anlamlı olduğunu ifade ediyor. Tasavvufta “kişi tanrıyı kendi gönlünde görür, gönül tanrının evi ve göründüğü yerdir.” İnancı hakimdir. Yine insanı Yunus kadar kısa ve öz tarif eder. Şöyle ki:Bu adem dedikleri,El ayakla baş değil,Adem manaya derler,Suret ile kaş değil.Gerçek, insanın görünüş değil, anlamsal bir varlık olduğu inancı ifade edilmek isteniyor.Behey kardeş yolumuza,Giremezsin demedim mi?Bizim gizli sırrımıza ,Eremezsin demedim mi?Bu sırrı değmeler bilmez,Bilenler de haber vermez,Bu sırrı gayri göz görmez,Göremezsin demedim mi?Üçler yediler erkanın,Bilenler sürer devranın,Kırklar ceminde devranın,Kesemezsin demedim mi?.....................Evliyadan gelen kelam,Okunan kuran değil mi?Gerçek Velinin sözleri,Sure-i rahman değil mi?Çün seni Hak yarattığı,Kendine mir’at ettiği,Tecelli zat ettiği,Suret-i insan değil mi?,,,,,,,,,,,,,,,,,,Adem oldum geldim adem içine,Uğradım bir hana, handan içeri.Zembur gibi kandan kana konarken,Bir kana uğradım kandan içeri.At oynatma zahit, bu meydan değil,Bu meydan der isen, bu erkan değil,Süleyman der isen, Süleyman değil,Süleyman var, Süleyman'dan içeri.Aşk bedesteninden mercan almışem,İrfan meclisinden erkan almışem,Bu canı verip de, bir can almışem,Saklarım bu canı candan içeri.Şeriatı Muhammede verdiler,Tarikat üstüne bir yol kurdular,Marifet babında sual sordular,Hakikat var, hakikattan içeri.KAYGUSUZ’um eydür bir nutkum hakla,Bir mürşide el ver kalbini pakla,Mürşidin verdiğin tut, kavi sakla,İlikten kemikten kandan içeri.......................Ey özün insan bilen,Var edeb öğren edep.Ey edep erkan bilen,Ar edep öğren edep.Gel Hakka olma asi,Ta gide gönlün pası,Dört kitabın manisi,Var edep öğren dep.Edep gerektür ere,Ta yolu doğru vara,Edepsiz girme yola,Var edep öğren edep.Kaygusuz Abdal uyan,Aşkı bil aşka boyan,Şöyle demişdür diyen,Var edep öğren edep.[19]……………….KAZ DESTANIBir kaz aldım ben karıdan,Boynu da uzun borudan,Kırk abdal kanın kurutan,Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.Sekizimiz odun çeker,Kaz kaldırmış başın bakar,Dokuzumuz ateş yakar,Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.Kaza verdik birkaç akçe,Eti kemiğinden pekçe,Ne kazan kaldı ne kepçe,Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.Kaz değilmiş be, bu azmış,Kırk yıl kaf dağını gezmiş,Kanadın kuyruğun düzmüş,Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.Kazı koyduk bir ocağa,Uçtu gitti bir bucağa,Bu ne haldir hacı ağa,Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.Kazımın kanadı selki,Dişi koyun emmiş tilki,Nuh Nebi‘den kalmış belki,Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.Kazımın kanadı sarı,Kemiği etinden iri,Sağlık ile satma karı,Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.Kazımın kanadı ala,Var yürü git güle güle,Başımıza kalma bela,Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.Suyuna biz saldık bulgur,Bulgur Allah deyu kalgır,Be yarenler bu ne haldır,Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.Kaygusuz Abdal nidelim,Ahd ile vefa güdelim,Kaldırıp postu gidelim,Kırk gün oldu kaynatırım kaynamaz.[20]Kaynak: 1. Otyam, A.Tevfik; Bektaşiliğin İçyüzü, Karacan Yay.19842. Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986, s.124
SAİD EMRE1320-1400 Eskişehir-EskişehirHacım Sultan’a bağlı bir mürid olduğu kendi şiiridinden anlaşılıyor.“Said ider yüz bin minnet,Hacım bana benim dedi.”Her dem bile danışub, adı kandadır dirsin,Uyanık sanma seni, yavlak katı uyursun.Dün gün sana çağırır, bir beri bakgıl diyü,Bir kez dönüp bakmadın, uyumazın sanırsın.Ana bakan kimsenin, gözünde hicap olmaz,Niçin gözün hicaplı, bunca yıldır bakarsın.Gel açalım nazarı, koyalım neng ü arı,Anun için görmedin, güman ile bakarsın.Işk ile aç gözünü, doğru eyle özünü,Zinhar eğri dirilme, çün doğruluk bilirsin.Kim yola doğru vardı, cümle düşman el oldu,Niçin dost eylemezsin, niçin düşmanın bilirsin.Katı uykuda kişi, düş görmek onun işi,Göre durduğun söyle, niçin düşün söylersin.Kimsenin yükün seçgil, sen dost iline aşgil,Said’lik duta varıp, dostu bulam sanırsın........................Bakuben ne göresin,Gözün açılmayınca,Kimseyi ne bilesin ,Sen seni bilmeyince.Yola var yoldan kalma,Her türlü varlık alma,Sen seni yolda bilme,Yol tamam olmayınca.[21]Kaynak: Eyüpoğlu, İsmet Zeki; Alevi Bektaşi Edebiyatı, Der Yay. İstanbul 1991
NESİMİ (SEYİD NESİMİ) İMADEDDİN NESİMİ1340 - 1418 Şirvan-HalepAlevilerin yedi ünlü ozanından biridir. Asıl adı Ömer’dir. Ancak, Alevi çevrelerinde yaşadığı için makbül olmayan bu adı hiç kullanmamış ve adeta unutturmuştur. Bir adı da Ali’dir. Ancak en çok Nesimi adıyla bilinir. Seyyid adı, gerçekten mi yoksa öyle görünmek ihtiyaccından mı kullanımış, bilinmiyor. Hz. Ali ve Hz. Fatima’nın oğlu Hasan’dan inenlere “Seyyid”, Hüseyin’den inenlere “Şerif” dendiğini biliyoruz. Babasının adı bilinmemektedir. Şah Handan isimli bir kardeşi olduğunu şu mısrasından anlıyoruz:“Bende sığar iki cihan; ben bu cihana sığmazam,Gevheri la mekan benem; kevn ü mekana sığmazam” deyince“Gel bu sırrı kimseye faş eyleme!Han-i hası ammaye aş eyleme!”Diyerek kardeşi Han’ı cevaplar. Bağdat karyesinden olan Nesimi köyünde doğduğu sanılır. Yine, Tebrizli, Şirazlı, Nusaybinli diyen araştırmacılar olmuştur. Kardeşi Han veya Handan Şirvan’da doğup orada vefat ettiğine göre Şirvan’da doğduğu ileri sürülebilir. Doğduğu yıl da tam olarak bilinmemekle birlikte 1340 yılında doğduğu sanılmaktadır.Türkçeyi çok iyi kullandığı ve Türkçe şiirler yazdığı biliniyor. Kullandığı kelimelerden “gelmem” yerine “gelebilmem” , “sığmam” yerine “sığmazam”, “demem” terine “demezem” gibi fiilin geniş zamanlı olumsuz hallerini kullandığına bakılırsa dilinin Oğuz Türkçesi olduğu anlaşılmaktadır. Şu mısrasında Türkmen olduğunu açıklar;“Arabın nutkı bağlandı dilünden,Diyen kimdir seni ki Türkmansen?”Türkçe şiirleri Farsça olanlara oranla daha espirili ve daha kuvvetli ifadeler içermesi de aslının Türk olduğunu tanıklar.Alevi Bektaşi çevrelerince sevilen ve sayılan 7 ulu ozandan biridir. Varlık birliği inancına (Vahdeti vücut) sahiptir. Herşeyi yaratan tanrı, yarattıklarını kendinden yaratmaktadır. İnsanı da o yaratmıştır. O halde insan tanrının bir parçasıdır. Tanrı insanlardan en kamil olanın donuna girerek insanların arasına karışır. Hz. Ali en olgun bir insandır. Tanrı Hz. Ali donunda aramızda dolaşıyor diye düşünür. Hz. Ali’nin tanrı sayılması fikri buradan kaynaklanır. Nesimi Fazlullah Hurufi’ye de yakınlık duymuş ve onu öven şiirler yazmıştır. Nesimi çağına göre oldukça absürd bu düşüncesini şiirlerinde açıkça söyleyince bağnaz çevrelerin dikkatini çekmiştir.“Mansur gibi benden eğer çıhdı; Ene’l Hak,Ey hace itab eyleme uş darumı buldum.”“Faş eyledüm cihana Ene’l Hak rümüzını,Doğru haberdür, anın içün dara düşmüşem.”“Gel Enel Hak sırrını meyhanede meyden işit,Ey düşen inkara niçün münkiri meyhanesen?”“Ger Enel Hak söylemekten dara asılsam ne gam?Bunca Mansur’ın asılmış başı ber-dar uşta gör.”“Zikrüm Ene’l Hak’dür benüm, doğru sözüm hakdür benüm,Dareyn içinde gayrühü hem leyse fiddar olmuşam.”Diyerek onlara ters gelen “Enel Hak” düşüncesi sebebiyle Nesimi Halep’te yakalanır. İmansızlıkla suçlanır. Dava açan Hanefi mezhebi alimlerinden Şanakşi (Çanakçı) oğludur. Fetva verenler arasında Maliki mezhebi kadılar kadısı Fethüddin, Hanbeli mezhebi Kadılar Kadısı Hazük oğlu da bulunmaktadır. Hakim davacıya “Onun imansız olduğunu ispat et, yoksa seni öldürtürüm.” Deyince davacı davasından vaz geçer. Nesim, suçlamayı reddeder. “Eşhedü en la ilahe illallah, ve eşhedü en ne Muhammeden Resulullah.” Diyerek kelimeyi şehadet getirir. Ancak, onu tehlikeli görürler. Çünkü, ünü yayılmış, ona inanların sayısı artmış, tarikatı genişlemiştir. Kuvvetli Türkçe ve Farsça şiirleri vasıtasıyla propagandasının önüne geçilemez olmuştur. Ortadan kaldırılması kendilerini hak mezhebi gösterenlerin işine geliyordu. Boynu vurularak, derisi yüzülerek, vücudun uzuvları parçalanarak 1418 de idam edilir. Onun gibi daha yüzlercesinin aynı bahanelerle darağacında can vermiş olduklarına yukarıdaki mısrasında Nesimi değinmiştir. Kabri Halep’tedir ve ziyaret edilir.XVI. ve XVII. Yüz yılda yaşamış olan Kul Nesimi ile karıştırmamak gerekir. Seyyid Nesimi Aruz, Kul Nesimi ise hece veznini kullanır. Seyyid Nesimi sağlam kafiye kullanır, Kul Nesimi bozuk kafiye kullanır. Seyyid Nesimi öz Türkçe sözcüklere yer verir, Kul Nesimi öz Türkçe'ye yer vermez. Kul Nesimi Farsça eseri yoktur.Mahlas olarak kullandığı İmadeddin, dinin direği demektir. Nesimi mahlasını kullanmasını da şu şiirine bakılırsa hocası Fazlulllah tarafından verildiği düşünülebilir.“Adımı Hak’dan Nesimi yazerem”Şiirlerinin tamamını okuduğumuzda Nesim’nin katıksız Müslüman ve Türkmen Alevisi olduğunu görürüz. Hurufilerle bazen kesişen yanı olmasına karşın kuvvetli bir Allah inanışı var. Bu inanış Allah aşkıyla, Allah sevgisiyle öylesine bezenmiştir ki adeta özdeşleşmiş, bir olmuştur. O ölmeden ölmüş, bilerek ve isteyerek, çok sevdiği Allahına kavuşmuştur. Artık O bir Veli’dir, Allah dostudur. Allahın sevgili kulu Hz. Muhammed’i ve Hz. Ali’yi kendine mihman tutmuştur.“Canı virsem behasına azdur,Allah Allah, görün ne hilkatdür.Ruhını Mustafa’nın anıcağız,Vir salatı ki şart ü adetdür.Kerem Allahü vechü ki Ali,Ne ki didi, cihanda hizmetdür.Dahi evladına selam eyle!Ana gör kim sana saadetdür.Bir güneş sen Nesimi kim anın,Niceler zerresine hasretdür.”“aleyhi’s selam”Nesimi sondan ikinci mısrasında “Dahi evladına selam eyle” derken, Muhammed–Ali evladına “Selam olsun.” Diyerek anma yapıyor. Bu tür anmalar, Alevilerde Ehlibeyt soyundan olanlara duyulan sevgi ve saygı şiarıdır. Nesimi bu ifadeyle Alevi olduğunu açığa vuruyor.Ey Cennetin handan güli,Acı firakin har imiş.Müşteka dirlik sensüzin,Vallah ki key düşvar imiş.Sesüz gerekmez Kün fe kan,Ey sureti Rahman bana,Işk ehlinin maksudı çün,Kevni mekanda yar imiş.Musa tecelli nurını,Görmek temenna eyledi,Maksudı malum oldı kim,Hak’tan anın didar imiş.Hak ile yar ol, yari bil,Yad olma Hak’dan, arif ol,Şol müddei kim Hak ilen,Yar olmadı, ağyar imiş.Ger tanımışsan nefsini,Gerçek bilirsin Rabbini,Hak’dır seninle, gam yime,Niçün ki Hakkın yar imiş.Mansur “Enel Hak” söyledi,Hak’dır sözi, Hak söyledi,Anın cezası gam değil,Biganeden ger dar imiş.Kalü Belanın ahdini,Unutmazam, unutma kim,İmanı tevhid ehlinin,Şol ahdü şol ikrar imiş.Münkir inanmaz ger Hak’e,Ayb itme anı, farig ol,Şol maniden kim münkirin,Daim işi inkar imiş.Hak suretinden gö yumar,Zahid nedendür bilmezem,Şol mekri çoh Şeytan gibi,Hak’dan meğer bizar imiş.Arif katında dünynın,Mikdarı yohdur zerrece,Mizana çek mikdarını,Gör kim ne bimikdar imiş.Nazmi Nesimi2nin yakın,Allahü nur’ın şerhidür,Ol nurı her kim bilmedi,Bil kim nasibi nar imiş.................Yer ile gök yaradılmazdan evvel,Seyyid Nesimi aşık idi ol cemale.Hasretinden gam yer isem n’ola,Aşıkın daim işidür gam yemek.Nesimi’nin mekanı la mekandır,Mekansız aşıkın Hak’tır mekanı...............Bu derin manayı gör ki beyan eder Nesimi,Felekin dili tutuldı bu ulu beyan içinde.Her neye kim baktın ise, anda sen Allahı gör,Kancaru kim azim kılsan, semme vechullahı gör.Bu ikilik perdesinden geç, hicabı ref kıl,Gel bu birlik vahdetinden bak, bu Resullahı gör.Haccı ekber kılmak ister isen, gel ey zahid beri,Aşıkın kalbi içinde, sen bu Beytullahı gör.Platon’un kuramından esinlenerek yaratılışın, görünmeyen tanrısal özden görünür duruma gelen bir fışkırma olduğu kabul edilir. Yaratmak yoktan var etmek değil, görünmezken görünür olmaktır. Bu gizemci felsefe anlayışı İslamiyette de yankısını bulmuş olacak ki tanrı-evren-insan ilişkisi “tanrı insandır, insan tanrı” çerçevesine oturtulmuştur.Aşk katında küfür ile İslam birdir,Her kanda mesken eylese aşık emirdir.Diyerek aşık için onaylamak ile yadsımak; inanmak ile inanmamak özdeştir demek istiyor. Aşığa yasak, koru yoktur.Gerçek hadis imiş bu, ki hubun vefası yoh,Kim sevdi hubı kim didi hubun cefası yoh.İşkın belası yoh, deyüğben işka düşme kim,Kim aşık oldı kim dedi İşkın belası yoh.Gel gel berü ki savmü salatın kazası yoh,Sensiz geçen zamanı hayatın kazası yoh.Fani cihana bahma, geçer ümri sevme kim,Ümrin zevali var u cihanın bekası yoh.Yarıun gelür hemişe cefası Nesimi’ye,Sen sanma kim Nesimi’ye yarın atası yoh......................
Böyle Kem
Zamanda
Duaz-ı İmam
3
O Kadere
Lanet Yazıya Lanet
Canım
Erenlere Kurban
Seher Oldu
Ey Nigarım .............................
Ey gülüm, ey sümbülüm, ey süsenim, ey anberim,Ey menüm nahlim, yine habbü nebatim şekkerim,Ey tabibim, ey habibim, ey canım, ey hem demim,Ey refikim, ey şefikim, ey begim, ey dilberim.....................TUYUGLARŞol boyı ranaya virdüm gönlümi,Şol gözi şehlaya virdüm gönlümi,Şol güneş simaya virdüm gönlümi,Şol yüzi nur aya virdüm gönlümi.Çün senündür her kim var ey gönül,Kimden umarsın ata, var ey gönül,Çün yetersin sen sana yar ey gönül,Yarini yerini bil, olma ağyar ey gönül.Razıku lerzakumuz Maraş degül,Rızkı Maraş’dan umarsan hoş degül,Her kim arıtmaz içün bigaş degül,İki üçi kim diyer kim şeş degül.Yüzüni Hak’dan çevirme Hakkı bil,Doğru kavl ol, doğru fi’l ol, doğru dil,Çün buyurdu “Üscüdü” Rabbi Celil,“Üscüdü” yitmez mi insana delil?Yare her saat selam olsun selam,İşret ü ayşi müdam olsun müdam,Yarsız suhbet haram olsun haram,Yara bu mani temam olsun temam.Ger Hak oldun, hak sıfatın kandedir,Hak sıfat ol, gör ki zatın kandedir,Ger muhit oldun, cihadın kandedir,Ey Kemah ahar Fırat’ın kandedir?Adımı Hak’dan Nesimi yazerem,Bil bu maniden ki simem, ya zerem,Hem hidayet eylerem, hem azerem,Hem putu uşadıcı, hem Azer’em..................Gel bu demi hoş görelim,Evvel geçen dem dem değil,Kim bu dem kadrini bilmez,Eyle bil ki o adem değil.......................Suretin pakize nakşi layezali mendedir,Menden ayrılmaz bu suret üş hayali mendedir.Gerçi gözden gittiğin acı firak oldu veli,Her cihetten baharım vaslın visali mendedir.Nesimi, burada ayrılığın tabanda olmadığını, özle görünüşün aslında bir olduğunu dile getiriyor. Sevenle sevilenin, bakanla bakılanın, görenle görülenin özdeş olduklarını söylüyor. Bu da varlık birliğinin yansımasıdır.Hak taala ademoğlu özüdür,Otuz iki hak kelamı sözüdür.Cümle alem bil ki Allah özüdür,Adem ol candır, güneş yüzüdür.Nesimi, tanrı-insan özdeşliğini böyle çarpıcı biçimde ortaya koyunca, onu dinsiz, Allaha şirk koşan biri olarak suçladılar. En acımasız biçimde öldürülmesi düşünülmüş olacak ki derisi yüzülmek suretiyle acılar içinde, bağırta bağırta katledilmiştir.[22]Ancak garip olan, bir tek gerçek var ki, Nesimi hala yaşıyor, anılıyor ve onu öldüren ve ona zındık diyen onlarca belki de yüzlerce dinciden bir tanesinin bile ismi bilinmiyor![23]Sorma be birader mezhebimizi,Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır.Çağırma meclis-i riyaya bizi,Biz şerbet içmeyiz dolumuz vardır.Biz müftü bilmeyiz, fetva bilmeyiz,Kıyl-ü kal bilmeyiz, ifta bilmeyiz,Hakikat bahsinde hata bilmeyiz,Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır.Bizlerden bekleme zühd-ü ibadet,Tutmuşuz evvelden rah-i selamet,Tevella olmaktır bize alamet,Sanma ki sağımız solumuz vardır.Ey zahit surete tapma, Hakkı bul,Şah-ı velayete olmuşuz hep kul,Hakikat şehrinden geçer bize yol,Başka şey bilmeyiz Alimiz vardır.Nesimi esrarı faş etme sakın,Ne bilsen ham ervah likasın hakkın,Hakkı bilmeyene hak olmaz yakın,Bizim hak katında erimiz vardır.....................Padişah-ı alem olmak, bir kuru kavga imiş,Bir veliye bende olmak, cümleden evla imiş.......................Yok iken yer ile gök, ben ezelden var idim,Geferin yek denesinden ileri bakar idim.Geferi su eyledim, tuttu cihanı serbe ser,Yeri, göğü, arşı, kürsü yaradan seddar idim.Girdim adem donuna, kim ne bilsin sırrımı,Ben Naci kavminde ta ezelden var idim..........................Fazlullah dost oldu, bir başka dosta,Benim için gerek mi var?Nesimi Fazlullah’ın aciz bir kuludur,Fazl haktır, Fazl haktır, Halikımız.Ben Hak’la yol oldum ve Hak oldum.Ben onun hem öncesiz Zatı, hem de sıfatlarıyım.Ey Nesimi cemalin, cemalullahın tecellisidir.....................Arife la mekan otuz ikidir,Sahibi cismi can otuz ikidir.Aç gönül gözünü vü yüzüne bah,Kim yakin bigüman otuz ikidir.Sensen Ümmül Kitabın esrarı,Ne sanırsan heman otuz ikidir.İndi İsa, götürdü şirk ü nifak,Şehi sahib beyan otuz ikidir.Gör Nesimi ki suret ü mana,Aşkar ü nihan otuz ikidir...................Nefsin tanıdı ve bil Rabbi,Tevhid yolunda ekti habbi.Deryayı muhit cuşa geldi,Kevn ile mekan huruşa geldi.Her zerre güneşten oldu zahir,Toprağı sücud kıldı tahir.Can ile ten oldu bir hakikat,Birleşdi şeriat vü tarikat.Eşya ikilikten oldu hali,Baki Ehad oldu La-yezali.Külli yer ü gök Hak oldu mutlak,Söyler def ü çeng ü ney “Enel Hak”Sırrı ezel oldu aşkara,Arif nice eylesin müdara.......................Gel gönül yanalımAteşi aşka,Şule verelimAteşi aşka.Evvel aldandım,Pek kolay sandım,Durmayıp yandımAteşi aşka.Aşk ehli ölmez,Yerde çürümez,Yanmayan bilmezAteşi aşka.Vardım götürdüm,Boştu getirdim,Geçtim oturdum,Ateşi aşka.Varın verenler,Dosta verenler,Yandım erenler,Ateşi aşka.Aşk hali olmaz,Yerde çürümez,Yanmayan bilmez,Ateşi aşka.Ey padişahım,Affet günahım,Yanmadır karım,Ateşi aşka.Seyyid Nesimi,Terkeyle resmi,Yandır bu cismi,Ateşi aşka.[24]…………….Taş ve kesek oldı, nesrini, verdi,Ferhad Şirin oldı,Ateşi aşka.Taş ve kesek oldı verdü nesrin,Ferhad ile Hüsrev oldı Şirin.Bir bahre dalupdurur Nesimi,Yani ne ider ol zer ile simi....................Sofinin ger var ise dilinde zikri la ilah,Aşıkı sadıkların kalbinde illallah var...........Bugün ben pirime vardım,Pirin cemali güldür gül.Oturmuş taht makamına,Tahtı revanı güldür gül.Gülden terazi tutarlar,Gülü gül ile tartarlar,Gül alırlar gül satarlar,Çarşı pazarı güldür gül.Toprağı gül, taşı gül,Kurusu gül yaşı gül,Has bahçenin içinde,Servi revanı güldür gül.Gülden değirmeni döner,Anın ile gül öğünür,Akar çarkı döner çarkı,Bendi pınarı güldür gül.Ak gül ile kırmızı gül,Çift yetişmiş bir bahçede,Bakışırlar hare karşı,Hari gül, ezhari güldür gül.Gel ha gel Seyyid NESİMİ,Hak nefesi güldür gül,Şu öten garip bülbülün,Derdi figanı güldür gül..................İman ile küfür bir şey oldı,Acı ile datlu bir mey oldı.Şirket aradan götürdi zahmet,Vahdetten açıldı bab-ı rahmet.Ger acuh ise basiretün bah,Gör sen de Hak’ı vü gitme irah.Gör sende seni ne cism ü cansen,Maksudu vücudi Kün fe kan sen.Çalındı kıyametin nefiri,Ey sağır işitmedün safiri.Haşrin güni geldi, uyhudan dür,İnanmaz isen gözüni aç da gör.Uyhudan uyan ki mahşer oldı,Gör nice zemane pür-şer oldı.Neşr oldı uyan, kuruldu mizan,Haşr oldı inan, bilindi Yezdan.Çün sen geçesen bu istivadan,Azad olasan gam ü beladan.Musa benem, uş asa elimde,Hak’dan ezeli kılıç belimde.Halklın eline basar asayı,Yani ki bilin bu istivayı.Ademde tecelli kıldı Allah,Kıl ademe secde, olma gümrah.Şeytani laine uyma zinhar,Anın sözine inanma ey yar.Fazl ister isen hakikatte var,Say eyle bu işe, kalma zinhar.Enfasi Nesimi gör ne candır,Deryayı muhit ü dürri kandır.................MESNEVİEy Hak ehli, yakin imiş bu haber,Ki bilen nefsini dürir ehli nazer.Nefsini kim ki bildi, bildi Hak’i,Nefsini bilmeyenler oldı şaki.Ey Hak’i isteyen gel insan ol,Kara daş olma, lalü mercan ol.Ger dilersen saadeti ebedi,Tamuyı bil ki, niçün oldı yedi.Sekiz oldu kapısı uçmağın,Niye dört oldı suyu ırmağın.Tubi ağacının nedir yemişi,Hak anı er yaratdı, yohsa dişi.Huri gılman neden ibarettir,Hüve men hü neye işarettir.Ne dimektir, bana beyan eyle,Bu nihan sırrını ayan eyle.Bunların aslını nedendir bil,Ger sen şeytana olma eğri dil.Bunları bilmeyen ne bilmiş ola,Adı anın evi yıhılmış ola.Fani oldı özinden oldı Hak,Bildi kim cümle Hak imiş mutlak.Ne bilür değme can ver canı,Hızre sor, Hızre Ab-i Hayvanı.Ey Nesimi sözündür Ab-ı hayat,İçmeyen anı kaldı fiz Zulümat.................GAZELBende sığmış iki cihan, ben bir cihana sığmazam,Gevheri la mekan benem, kev ü mekana sığmazam.Kevn ü mekandır ayetüm, zata gider bidayetm,Sen bu nişan ile beni bil ki nişana sığmazam.Kimse güman iü zann ile olmadı Hak ile biliş,Hak’kı bilen bilir ki ben, zann ü gümana sığmazam.Surete bah u maniyi suret içinde tanı kim,Cism ile can benem, veli cisme vü cana sığmazam.Hem sadefem, hem incüyem, haşr ü sırat esenciyim,Bunca kumaş u raht ile ben bu dükkana sığmazam.Genci cihan benem ben uş, ayni iyan benem ben uş,Gevheri kan benem ben uş, bahre vü kana sığmazam.Gerçi muhiti azamem, adem adımdır ademem,Dar ile kün fe kan benem, ben bu mekana sığmazam.Can ile hem cihan benem, dehr ile hem zeman benem,Gör bu latifeyi ki ben, dehr ü zamane sığmazam.Encüm ile felek benem, vahyi bilen melek benem,Çek dilini vü epsem ol, ben bu lisana sığmazam.Zerre benem, güneş benem, Çar ile penç ü şeş benem,Sureti gör beyan ile, bil ki bu şana sığmazam.Nar benem, şecer benem, Arşa çıhan hacer benem,Gör bu odın zebanesin, ben bu zebana sığmazam.Şems benem, kamer benem, şehd benem, şeker benem,Ruhi revan bağışlarım, ruhi revana sığmazam.Gerçi bugün Nesimi’yem Haşimi’yem, Kureyşi’yem,Bundan uludur ayetim, ayet ü şana sığmazam....................Kim ki bilmez özini, bilmeye hergiz sözini,Kendözin anlamayan bilmedi bü kar nedir?İlmi Kuran ü Hadis ü haber ü Vaz ile ders,Kamu bir mani imiş, bunca tekrar nedir?.............TOYUGLARGözlerim bahdıkça ey Şah alnuna,Gökden indi sanuram mah alnuna,Gördüm anda “Ahsene İllah” ayetin,Ohıdum men barek Allah alnuna.Geldi Hak’dan müjdeci bir günde dörd,Kim bize Beg virdi bir günlük yogurd,Ol dahi yarısı su, kalan yarısı durd,Bahşişi Türkün mi yeğdür, yoksa Kürd?
KASİDE
Kaynak: 1. KÜRKÇÜOĞLU, Kemal Edip; Seyyid Nesimi Divanından Seçmeler, M.E.B. İstanbul 1973 1. Baskı2. Eyüpoğlu, İsmet Zeki; Alevi Bektaşi Edebiyatı, Der Yay. İstanbul 19913. Yatağanoğlu Alimcan, Dedemin Cönkünden Alevi-Bektaşi Şiirleri, Kaynak Yay.1.Baskı, s.1124. Tavaslı Yusuf; İlahi ve Kasidelerle Mevlid-i Şerif, Tavaslı Yayınları,C-07, s. 69
*KADI BURHANETTİN (AHMET)1345-1398 Sivas-Sivas(Kadı Ahmed Burhaneddin (1329 – 1384))Asıl adı Ahmet’tir. Aslen Sivaslı olan ve Kayseri Kadısı olarak görev yapan Şemsettin Mehmet’in oğludur. Oğuzların Salur boyundandır. Babasını görevi gereği Kahire ve Halep’te bulunmuş. İslam bilimlerinin yanısıra tıp, astronomi eğitimi de görmüştür. Babasının vefatı üzerinne 1364’te Kayseri Kadılığına getirilmiştir(1365-1378). Sivas Beyliğinde vezirlik yapmıştır (1378-1381). Sivas Hükümdarı olarak “Emir Kadı” namıyla şöhret bulmuş, yakın çevresinde başladığı tahsilini Mısır’da tamamlamıştır. Kıymetli telif eserleri şunlardır: Bir nüshası Ayasofya Kütüphanesi’nde bulunan Arapça “İksir-üs Saadat-ı Fi Esrar-ı İbadat” ile “Telvih” adlı esere “Tercih” ismiyle yazdığı yorumdur. Ayrıca; Arapça, Farsça, Türkçe şiirleri vardır. Türkçe divanı vardır.Divanının tek nüshası Londra Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Kendi adına Eratna Devletini kurmuş ve başına geçmiştir (1381-1398). İç karışıklığında Sivas’ı işgal eden Akkoyunlularca esir alınıp Hicri 800 yılında Akkoyunlu Aşireti ile yaptığı kavgada öldürülmüştür. Sivas’ta kendi adıyla anılan mahalledeki türbede yatmaktadır. TUYUGLARYine can bu ummana talısardur,Talıban köp güherler alısardur,Otanuzdan çıhıban kara kılıç,Düşmenden köp illeri alısardur.Özini alşah gören serdar bolur,“Enel Hak” davi kılan berdar bolur,Er oldur Hak yolına baş oynaya,Döşekte ölen yiğit murdar bolur.Güzelin işi azarlama ve naz olur,Çeşmi cadu, gamzesi gammaz olur.Ey gönül sabret tahammül kıl ana,Yare erişmek işi az az olur.Gözi can esrütmeğe hammar imiş,Kaşı gönül yıhmağa mimar imiş.Diledüm halüm ki gözine diyem,Turfa budur gözleri bimar imiş.Hemişe aşık gönül büryan olur,Her nefes garip gözü giryan olur.Sofuların dileği mihrap namaz,Er kişinin arzusu meydan olur.Hak ne yazmışsa ezelde bolur,Göz neni ki görecek ise görür,İki alemde Hak’a sığınmışızdur,Tohtamış ne ola ya Ahsah Temür.Dünyayı çoh sınaduh bir buyimiş,Kamu alem varlığı bir huyimiş,Kaplan aslan ejderhalar cümlesi,Ecelün kaynağında ahuyimiş.Yolına canın viren can baz imiş,Işk eri maşukına dem saz imiş,Gizleyim dir idi aşık razını,Göz yaşı yüz sarusı, gammaz imiş.Can çün yüzüni gördi yılduzı neylerem ben,Di çün saçunı gördi gündüzi neylerem ben,Saldun oduna beni, iksiri tutya saç,Mis olmaz ısa altun, bu suzı neylerem ben.[25]…………Kadem basalı yoluna, kadem kadem yanarım,Tapunda şem gibi uşda dembedem yanarım.Cihanı ten dilerim, ben ki oduna yanam,Bu varlığiyle yanarsam, oduna kem yanarım.Ben leblerini canıma emsem görürem,Gözün yarasın gönüle merhem görürem.Aşkın odunı ki yaka iki cihanı,Ben kendi canınma yalınız kem görürem.………………Sen bu erenler cemine,Divana gel, divana gel.Kendi hesabın anlayıp,Defter kılıp divana gel.Ben canımı yaralayıp,Aşkı ana bildirmişim,Var ise atın çabucak,Meydana gel, meydana gel.……………..Gel gel ki senden özge bu derdin şifası yok,Derdin dahi yok ise, bu işin Safası yok.Gel gel beru ki savm u salatın kazası yok,Sensiz geçen zamanı hayatın kazası yok.…………..Nidelum bilmezüz biz,Gönül ile, gönül ile.Cihanı harap edüz,Gönül ile, gönül ile.Canı ortaya koyarlar,Veli gönüle uyar can,Canı oynar ol ki gelir,Gönül ile, gönül ile. [26]Kaynak: 1. ALPASLAN, Ali; Doç.Dr.; Kadı Burhaneddin Divanından Seçmeler, Kültür Bakanlığı 1000 Temel Eser 73,Ankara 19772. Kocatürk, Vasfi Mahir; Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi, Ankara 1970.s.128.............
ŞEYH BEDRETTİN (SIMAVNA KADISI OĞLU)1350-1420 RUMELİ-MANİSAAsıl adı Bedrettin Mahmut bin Kadı Simavna’dır. Babası kadı Mahmut İsrail ve annesi sonradan Müslüman olan ve Melek Hatun adını alan Simavna tekfurunun kızıdır. Büyük bir alim ve düşünürdür. Vahdeti vücut (varlığın birliği) düşüncesine karşı vahdeti mevcut düşüncesini savunmuştur. Ona göre doğa ve tanrı bir ve aynı şeydir. Farklılıkların ve karşıtlıkların ortadan kalktığı mutlak varlık, birlik olarak tanrı ve çokluk olarak da doğa ya da evrendir. Mutlak varlık madde ve ruh biçiminde ortaya çıkar. Bunları birbirinden ayırmak imkansız diyen ve ruh ve maddeyi eş gören Bedrettin bu yönüyle mutasavvıflardan ayrılır. Mülkiyette ortaklığı savunur. Kadın hariç her şeyin ortaklaşa kullanılabileceğini söyler. Tek tanrılı bütün dinlerin aynı olduğunu, cennet ve cehennemin dünyevi, ayetlerin birer simge olduğunu dile getirmiştir...........HACI BAYRAM VELİ1352-1430 Solfasol – AnkaraAnkara ve civarında yaygın olarak bilinen Halveti-Nakşibendi gibi iki koyu Sünni tarikatın ilkelerinden yeni bir kuruluş doğmuştur. Bu kuruluşun öncülüğünü ise Hacı Bayram Veli yapmıştır. Bu sebeple kurulan bu yeni tarikat Bayramilik adı verilmiştir. Tarikat Devlet içinde yapılanma yolunu seçmiş ve kısa sürede Osmanlı Sarayında önemli mevkilere kadar girebilmiştir. Hacı Bayram Veli’nin ölümünden sonra iki kola ayrılmıştır. Birincisi: Yüksek sesle tapınanlar, bunlara Şemsiye kolu denmiştir. Sebebi de Fatih’in Hocası Akşemseddin bu kolu benimsemiş ve çevresine yaymıştır. İkincisi: Tapınmayı sessiz yapanlar, Melamiye koludur. Bu kol Bursalı Ömer Dede kurmuş ve yaymıştır. Her iki tarikat da Osmanlı sarayını etkisi altına almış, hatta biri diğerine galip gelmek için yarışmıştır. Nihayet Melamiler Akşemseddin’i İstanbul’dan uzaklaştırmayı başarmışlardır. Ne var ki, her iki tarikat da şeriat yanlısı idi. Daha 15. Yüzyılda Osmanlı yönetimi şeriatçı çevrelerin denetimi altına girmiştir.Hacı Bayram Veli Taptık Emre’nin kızıyla Yunus Emre’nin dağa odun kesmeye birlikte gittiklerini duyunca, çevresine bir defasında “Gelinlik bir kız ile genç bir delikanlı nasıl olur da birlikte odun kesmeye gidebilirler” diyerek söylenmiş. Bu durum Taptık Emre’ye malum olur ve bir tutam pamuk içerisine kor halinde bir kömür koyarak paket edip Hacı Bayram Veli’ye gönderir. Hacı Bayram paketi açtığında korun pamuğu yakmadığını görür ve pişmanlık duyar. Taptık Emre, bu mesajla, akkor pamuğu nasıl yakmıyorsa, Yunus da kızıma bir zarar vermez, demek istemiştir.N’ oldu bu gönlüm, n’oldu bu gönlüm,Derd ü gam ile doldu bu gönlüm,Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm,Yanmada derman buldu, buldu gönlüm.Çalabım bir şar yaratmış, iki cihan arasında,Bakacak didar görünür, Ol şarın kenaresinde.
EŞREFOĞLU (ABDULLAH EŞREFİ RUMİ)1353-1469 İznik-İznikAsıl adı Abdulalh’tır. Babası Eşref’e izafeten Eşrefoğlu ve doğduğu yere izafeten İzniki adını da kullanır. Soyu Hz. Ali’ye çıktığı söylenir. Babası Mısır’dan Anadolu’ya göçmüştür. Önce Suriye Hama, sonra Manisa ve nihayet İznik’e yerleşmişler. Eşref İznik’te evlenmiş ve Abdullah 1353 yılında burada doğmuştur. Anadolu’yu gezmiş, Emir Sultan, Hacı Bayram ve Hüseyin Hamevi’den tasavvuf dersleri almıştır. Hacı Bayram Veli’ye damat olmuştur. İznik’te 1469 yılında 120 yaşları dolayında iken vefat etmiştir.Sanırlar Eşrefoğluyum, ne Rumiyem ne İzniki,Benim ol daimülbaki, göründüm sureta insan.......Ne olaydım derviş olsam,Hoş yürüsem dervişane.Terk eylesem kibr ü kini,Yüz sürsem irişine.Kande baksam dostu görsem,Daim dosttan haber versem,Dost dost deyu dosta ersem,Gelip dostu soruşuna.Döksem gözlerin yaşını,Artırsam bağrın başını,Bıraksam dünya işini,Azm etsem ol binişine.Kosam nefsin çirkin huyun,Hiç vermesem nefse boyun,Aşk içinde erkan ayin,Budur dosta gidişine.Şeyh elinden giysem kisvet,Nefs elinden kılsam feryat,Aşk elinden versem şerbet,Yanu banu tutuşuna.Eşrefoğlu Rumi söyler,İle şara haber eyler,Kim ki dostu görmek diler,Varsın dosta bilişine..........Bir ben seni seven değil,Cümle alemdir sevici.Yüz bin ola her köşede,Yoluna canlar verici.Ben kim olam seni sevem,Ya yoluna canım verem,Sevenleri göreceğiz,Ben de bir boynun eğici.Varın sorun mürşitlere,Var mıdır bu derde çare,Hiç olur mu dosta ere,Düşman ile dost olucu.Düşman dediğim nefsindir,Şol tama ile hırsındır,Keser tama damarını,Dosta aşıkım deyici.Aşık nefsine uymadı,Canını verdi doymadı,Kim ki canına kıymadı,Oldur ol yalan da’vici.Aşık kendiden el yudu,Dünya ve ahireti kodu,Hiç anmaz bilişi yadı,Kendüzün yoğa sayıcı.Durmaz akar gözü yaşı,Hiç onulmaz bağrı başı,Ah ile zar olur işi,Kimse yok halin sorucu.Yani ol aşıkım der,Doyunca yer yatar uyur,Nefsine dileğin verir,Zi utanmaz laf urucu.Eşrefoğlu Rumi gibi,Şöyle mücrim eksikli kulu,Arasalar bulunmaya,Nefsi hevasın koyucu..........Bencileyin yüzü kara,Gelmemiştir hiçbir dahi.Ben ettiğin yazukları,İtmemiştir hiçbir dahi.Daim işim nefs arzusu,Silinmedi gönlüm pası,Benceleyin Hakka asi,Olmamıştır hiçbir dahi.Geydim dervişler donunu,İlla varmadım yolunu,Yolu ben azduğumlayın,Azmamıştır hiçbir dahi.Ömrüm erişti ahire,Dürüşmedim hiçbir hayra,Benceleyin gönlü kara,Gelmemiştir hiçbir dahi.Her amelim dolu riya,Lasyık işim yok Tanrıya,Bu ben düştüğüm korkuya,Düşmemiştir hiçbir dahi.Adem donun donanmışam,Hayvanleyin dirilmişem,Öyle kim nefse uymuşam,Uymamıştır hiçbir dahi.Bezirganlığa gelmişem,Geçmez metaı almışam,Öyle kim ben aldanmışam,Aldanmadı hiçbir dahi.Eşrefoğlu Rumi nide,İş bu derdi ile gide,Öyle kim ah ü zar ide,İtmemiştir hiçbir dahi........Ben dost hevasına düştüm,Özge heva neme gerek.Başımda dost sevdası var,Dahi sevda neme gerek.Ey zahidi dünya perest,Var zühdünü arz eyleme,Ben aşıkı şurideyem,Zekr ü riya neme gerek.Ben dost yolunda nakdümü,Hep oynayıp öldürmüşem,Çün gitti küllü varlığım,Havf u reca neme gerek.Ben laubali giderim,İki cihanı niderim,Meylim yok sekiz uçmağa,Pes mavisa neme gerek.Ben uykumu fikretmezem,Düş görüp tabir etmezem,Ben gelmezem, ben gitmezem,Beka fena neme gerek.Ben mesti ezel gelmişem,Ben ta ebet mest giderem,Hiç ayrılmaz esrüklüğüm,Züht ü takva neme gerek.Ben dost ile peymanımı,Elest’den ön berkitmişem,Ben dostu ayan görmüşem,Hayal ü rüya neme gerek.Gerçi surette insanım,Ben sultanı insü canım,Ben fariği dü cihanım,İşbu kavga neme gerek.Ben Eşrefoğlu Rumi’yem,Ben bakiyem ben kadimem,Ben ol mür i lahutiyem,Arz u sema neme gerek..........Seni seven aşıkların,Göz yaşı dinmez imiş.Hem seni maksud edenler,Dünya ahiret anmaz imiş.Ölmez imiş aşık canı,Hiç dağılmazmış teni,Aşk kimi kim kıldı fani,Ana zeval ermez imiş.Gönlün sana verenlerin,Eli sana erenlerin,Gözü seni görenlerin,Devranları dönmez imiş.Aşkına düşen canların,Yoluna baş verenlerin,Aşk bülbülü olanların,Kimse dilin bilmez imiş.Kim ki gerçek sever seni,Yoluna kor teni canı,İster seni dün ü günü,Huriye aldanmaz imiş.Aşkın ile bilişenler,Senin ile buluşanlar,Sen sultana ulaşanlar,Ebedi ayrılmaz imiş.Hak yoluna gelenlerin,Hakkı gerçek sevenlerin,Nişanı budur anların,Mala cana kalmaz imiş.Sen Leyli’yi görenlerin,Mecnun olup kalanların,Kendüzünden varanların,Kimse halin bilmez imiş.Eşrefoğlu Rumi senin,Yansın aşk oduna canın,Aşk oduna yanmayanın,Kalbi safi olmaz imiş.[27]........Tecelli şevki didarın,Beni mest eyledi hayran.“Enel Hak” sırrını canım,Anınçün kılmazam pinhan.Acep hayranı mestem kim,Bilişten bilmezem yari,Gözüm her kanda kim baksa,Görünen sureti Rahman.Benim her dertlü dermanı,Benim her madenin kanı,Benim ol dürrü bi hemta,Benim ol bahri bi payan.Semada seyr eder sırrım,Cihanı tuttu envarım,Mukaddesler cemisi,Benim sırrımda sergerdan.Bu ay u gün bu yıldızlar,Bu giceler bu gündüzler,Bu yazlar u kışlar güzler,Benim emrimdedir yeksan.Çürümüş tenlere bir kez,Eğer dirsem “bi izni kum”,Yalın ayak u baş açık,Duralar kamusu üryan.Benim ilmi ledünümde,Hezaran Hızır olur aciz,Benim her bir tecellimde,Nice bin Musa’lar hayran.Cihan tılsımının bendi,Benim elimdedir şimdi,Benim bugün bu meydanda,Benimdir top ile çevgan.Benim şahı bu meydanın,Benim devri bu devranın,Benim canı bu canların,Benimle diridir her can.Benim Mansur’u dar iden,Benim ağyarı yar iden,Benim her varı var iden,Benim hem giden hem duran.Değilim oddan u sudan,Veya toprak veya yilden,Ben irden var idüm irden,Henüz yoğidi bu ezman.Zamansız bi zannım ben,Nişansız bi nişanım ben,Dü alemde hemanım ben,Benüm görünen hem gören,Görürsün surette adem,Benim emrimdedir alem,Feleklerle melekler hep,Bana mahkumdur ins ü can.Sanırsın Eşrefoğlu’yam,Ne Rumi’yem ne İzniki,Benem ol daim ü baki,Göründüm sureta insan.[28]......Kaynak: 1. Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986, s.942. Eşref-i Rumi Divanı; 1001 Temel Eser:4,3. Kocatürk, Vasfi Mahir; Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi, Ankara 1970.s.224
EMİR SULTAN (ŞEMSEDDİN MUHAMMED)1368-1429 Buhara-Bursa1368 yılında Buhara’da doğmuş. Asıl adı Şemseddin Muhammed’dir. Babası Seyyid Ali Külal’dir. Soyu Seyyid Muhammed, Hasan ül Askeri, Aliyül Naki, Muhammed Taki, Aliyül Rıza, Musayı Kazım, Caferi Sadık, Muhammed Bakır, Zeynel Abidin, Hz. Hüseyin, Hz. Ali, Hz. Fatima ve Hz.Muhammed’e dayandığı ileri sürülür.Emir Sultan’ın hanımı Hundi Fatma Sultan Padişah Yıldırım Beyazit’in kızıdır. Onun soyu da Sultan Murat Hüdavendigar, Orhan Bey Gazi, Osman Bey Gazi, Ertuğrul Bey Gazi’ye ulaşarak Kayı boyuna mensup olduğu anlaşılacaktır.Şemseddin Muhammed, Bursa’ya geldikten sonra Emir Sultan olarak ün salmıştır. Horasanda iken “Emir Buhari” olarak anılırdı. Türbesi Bursa Gökdere mevkiinde eşi Hundi Fatma Sultan tarafından yaptırılan cami içindedir. Şimdi bu bölgeye Emir Sultan denilmektedir.İLAHİGerçi aşıklara sala denildi,Derdi olan gelsün, dermanı buldum.Ah ile vah ile cevlan ederken,Canım içinde efendim cananı buldum.Açılmış dükkanlar kurulmuş pazar,Canlar mezad olmuş dellallar gezer,Oturmuş ümmetim beratın yazar,Cevahir bahşeden dükkanı buldum.Erenler meydane doğru varırlar,Anda cem oluben verir alırlar,Cümle enbiyalar divan dururlar,Hakka mahbub olan sultanı buldum.Akar gözlerimden yaş ile kan,Zerrece görünmez gözüme cihan,Deryalar nuş edüp kandırmaz iken,Aşıklar kandıran ummamı buldum.Emir Sultan ne hoş Pazar imiş,Aşıklar seyredüb gezerler imiş,Cümlenin maksudu ol didar imiş,Hakka karşı duran divanı buldum...........Ey alemi velayete sultan olan Emir!Ve ey mülki ruma rahmeti Rahman olam Emir.Muhibbi Hak olur sana candan muhib olan,Devlet bize muhabbetin olmuş şeha hemin.Ne aktı ruma bir ulu derya senin gibi,Ne aleme getirdi Buhara senin gibi.Göstermeye ver ehline didarı nurunu,Ayine verdi Allah Teala senin gibi. –Bursalı Ahmet Paşa
AGAH DEDE (YAŞAR)1400-1500 BELGRADOn beşinci yüz yıl şair ve ozanıdır.CAFER DEDE1400-1500 İstanbul-İstanbulOn beşinci yüz yılda, II. Beyazit Han döneminde yetişmiş şair ozan ve Bektaşi Dergahi Şeyhidir.CAMİ (HACI HASANZADE)1400-1505 Balıkesir-İstanbul
BALIM SULTAN (HIZIR BALI) DEDEMOĞLU1440-1516 Kırşehir-HacıbektaşAsıl adı Hızır Balı’dır. Mürsel Babanın oğludur. Ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Hacı Bektaş’ın nefes evladı Kadıncık Ana ile zevci Nurettin Hoca’nın oğlu olan Hızır Lale’nin oğlu Rasul Balı, Rasul’un oğlu Yusuf Balı ve Yusuf’un oğlu olan Mürsel Babadan olmadır. Mahlaslarında Dedemoğlu adını kullanır. Çünkü, Dede oğludur. Bursa’da Geyikli Baba türbesinde gömülüdür.Alevilik Bektaşilik düşüncesini düzenli bir ocağa dönüştürerek kurumsallaştırmıştır.Balım çoklar ile sohbet edüpdür,Bu yola erkana emek verübdür,Gidin görün pirim nerde durubdur,Pir durduğu yerden haber ver imdi.Şahi merdan gibi ere tapının,Kim idi bekçisi o dört kapının,................................................Ev içinden bize haber ver imdi............................Benim sevdiceğim Ali’dir Ali,Ali’yi sevenler olmaz mı deli,Pirimin elinden içmişim dolu,Ali’yi seversen değme yarama.Ali’nin yarası yar yaresidir,Buna merhem olmaz dil yarasıdır,Ali’yi sevmeyen Hakkın nesidir,Seversen Ali’yi değme yarama...................................... ÇARK DEVRİLDİ DOLAP DÖNDÜ Çark devrildi dolap döndü .................
Çıktık
Horasan`dan Eyledik Sökün
Göründü
(Gül ü Seyran Bağlarında)
Neyledin
Dünya .......................
FİGANİ (BABA FİGANİ)1400-1519 Şiraz-MeşhedTarihte Figani isimli bir çok şair vardır.- Artvin Hizarlı köyünden Figani,- II.Beyazit’in oğlu Abdullah’ın divan katibi Kamani Figani,- 1519 da vefat eden Şirazlı Baba Figani,- 1878-1928 yıllarında yaşamış Silleli Aşık Figani,- Trabzondfa doğmuş 1532 de İstanbul’da ölmüş Ramazan Çelebi adıyla bilinen şair Figani,- Dertli2nin çırağı olan 1814’de doğup 1928 de vefat eden Bolu Geredeli Aşık Figani.Fukara sinesine her kim dokuna,Dokuna sinesi Allah okuna.[29]Kaynak: Hayrettin İvgin, Aşık Figani Baba; Kültür Bak.Yay. Ankara 1994HATIFİ, ABDULLAH (CAMİ AKRABASI)1400-1521 Herat-Herat
GEDAYİ1404-1500Kimi derviş olur başında külah,Tarikat sırrına değildir agah...........TALİH KÖTÜLÜĞÜ DESTANIBilmem bu şehirde ne kar edeyim,Yetirdim aklımı başta dururken.Dedim bu yerlerden firar edeyim,Rast geldi bir kimse çıkıp giderken.Sözün tutup hele dinledim anı,Varıp bir köşede tuttum mekanı,Çiftçi oldum ele aldım sabanı,Öküzlerim öldü tohum ekerken.Kalaycı oldum kalayladım kapları,Hep kırıldı tavaların sapları,Hekim oldum düzdüm ecza hapları,Yeğen zehirledim ilaç içerken.Bakkal oldum, oldu mekanım kapan,Yüz çevirdi bizden cümle bezirgan,Bala yağa düştü üç beş bin sıçan,Fıçıların ağzın açıp kaparken.Ciğerc-oldum ciğer döndü al kana,Paçac-oldum bir kelb düştü kazana,Gemic-oldum çıktım bahri ummana,Gemiyi batırdım yelken açarken.Yeniden kendimde bir sanat buldum,Çapayı kazmayı elime aldım,Varup bir şehirde bahçivan oldum,Şehri suya boğdum bostan sularken.Terzi oldum kesemedim çuhayı,Balıkc-oldum balık yuttu oltayı,Kasap oldum ele aldım baltayı,Parmağımı kestim gerden kırarken.Yeniden kendime bir sanat buldum,Bu kuru kavgadan ben de usandım,Bir sabah namazı camiye vardım,Pabucum çaldırdım namaz kılarken.Berber oldum çok kulaklar kaptırdım,Çok kelleye yıldızları saydırdım,Çulha oldum dedim işim uydurdum,İki kolum çıktı mekik atarken.Dabak oldum serdim bir iki meşin,Köpekler vermişler parasın peşin,Yiyip kurutmuşlar kurusun yaşın,Rast geldim üstüne ağzın silerken.Hayırsız olduğum benim bildiler,Beni şehirlerden taşra sürdüler,Çoban oldum üç beş koyun verdiler,Hepsini kurt yedi çakal koğarken.Gedai’yim dedim alem inandı,Pasban oldum çarşı büsbütün yandı,Tellal oldum alış veriş kapandı,Katırı çaldırdım eşek satarken.[30]............Otyam, A.Tevfik; Bektaşiliğin İçyüzü, Karacan Yay.1984.s.425
MURADİ (PADİŞAH SULTAN II.MURAT)1403-1451 İSTANBUL-İSTANBULOsmanlı Padişahları içinde tezkirelerde şiirleri ilk zikrolunan Sultan II. Murat’tır.Uykuda dün gece canım gibi canan gördüm,Ten-i efsüdede kalkıp eser-i can gördüm.Leblerin hasta iken ağzıma aldım billah,Ey tabib-i dil ü can derdime derman gördüm.Edirne gerçi güzeller yeridir ey hemdem,Bursa’da dahi nice dilber-i fettan gördüm.Nagehan kadre erip dün gece ben kaplıcada,Bir gümüşten yapılı serv-i hıraman gördüm.Ey Muradi şeh-i devran iken el’an seni,Zülfüne kılmış esir ol şeh-i huban gördüm. [31]Kaynak: Kocatürk, Vasfi Mahir; Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi, Ankara 1970.s.224
AVNİ (FATİH SULTAN MEHMET) MEHMET II1430-1481Murat II ile Hüma Hatun’un oğludur. Osmanlı Padişahıdır. Avni takma adıyla şiirler yazmıştır. Hocası Akşemsettin, Şemsilik (Bayramilik) tarikatının kurucusudur. Fatih Sultan Mehmet, Karamanlı Sadrazam Mehmet Paşayı emirnameler, fetvalar ve fermanlarla yürütülen işleri düzenlemekle görevlendirdi. Siyasi, hukuki ve mali konuları da kapsayan ünlü Fatih Kanunnamelerini yürürlüğe soktu. Tahta çıması muhtemel kardeş ve akrabadan kim varsa öldürülmesi öngörülüyordu. Ayrıca, Osmanlı Hanedanına karşıt güç oluşturacak aşiretleri ve onların topraklarını yeni bir düzenlemeye tabi tutarak ekonomik güçlerini kırmıştır. Fatih ile birlikte Osmanlı saray yönetimi şeriatçı kadroların denetimi altına girmiştir. Nesimi’nin derisinin yüzülmesi ve daha başka dini düşünce suçlarına karşı aşırı baskılar bu yüzyılda Alevi ozanlarının seslerinin kesilmesi ile sonuçlanmıştır. Ancak bir dönem suskunluk daha sonra 16. Yüzyılda Alevi ozanlarında bir patlamaya dönüşmüştür. Bu yüzyıl altın çağı olarak anılmaktadır.Ahireti kazanmak iş bu dünyadan murad,Yoksa zahid bildin mi, nedir ukbadan murad.Hakiki yar olmadan cennet de zindan olur,Bil ki yari görmektir, ala cennetten murad.Malı mülkü bırakıp, sonunda gideceksin,Ya nedir dünya için, fani dünyadan murad.Gördüğüne bağlanma ve yetinme onlarla,İbret almaktır gönlüm, gezmek görmekten murad.Gönül eğlencesidir, ey Avni, en sonunda,Ustalık satmak değil, şiir ve yazıdan murad.[32]Kaynak: Kurul; Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi Cilt 1, Türkiye Gazetesi Yay.s.177
SEYİT ALİ SULTAN (KIZIL DELİ SULTAN)1400-1500 Kırcali-Dimetoka15. Yüzyıl şair ve ozanıdır.Yunanistan-Bulgaristan sınırında Dimetokada tekkesi bulunmaktadır.ALİ ŞİR NEVAİ1441-1501 HERAT-HERATAtaları Uygur kabilesindendir. Horasan Herat’ta 1441 yılında doğmuş. Zengin ve nüfuzlu bir aileye mensuptur. Hükümdar Hüseyin Baykara’nın nedimeliğinde bulunmuştur.Nevai “Matlubu’ Kulub” da şöyle der;Aşk yolunda gece gündüz ağlayanlar,Candan geçip belini muhkem bağlayanlar,Hizmet edip hak sırrını anlayanlar,Gece uykusunu haram edip ızdırap çeker.Olup nefsine tabi bend edersen düşen düşmanı,Sana nefsine denk düşman yapabilirsen onu al kendine bend.Ölüm aydınlık bir alem imiş.Bu kadar menzili ve şöhreti büyük payelerle,Kendini tutan toprak ile bir olanlar nerede?Ey Nevai makbul olmak istiyorsa toprak ol,Kim merdudu ise onun başında kindarı var.
ADLİ (II.BEYAZIT-VELİ)1447-1512 İstanbul-İstanbulOsmanlı Padişahıdır. Bektaşiliği benimsemiştir. Kendisi de sufidir. On iki imama gönülden bağlıdır. Alevi Bektaşi ozanlarını koruyup gözetmiştir.Allahım, azizlik sana yaraşır,Nitekim fakirlik bana yaraşır.Madem sensin sığınağı cihanın,Herkesten sana iltica yaraşır.Şah odur ki, sana kulluk eyledi,Kulun olmayan Şah geda yaraşır.Bir baş ki, değildir sana secdede,Şah olsa da ona eza yaraşır.Gönül ki, gamından hastadır senin,Ona zikrin ile şifa yaraşır.Adli’yi adl ile sorarsan eğer,Nimet değil, ona ceza yaraşır.Ben ettim onu ki, bana yaraşır,Sen onu eyle ki sana yaraşır.Çaresiz kaldığı dehşetli günde,Ona imada-ı Mustafa yaraşır.[33]Kaynak: Kurul; Peygamberler Tarihi Ansiklopedisi Cilt 1, Türkiye Gazetesi Yay.s.152
KALENDER ABDAL (KALENDER ÇELEBİ-KALENDER ŞAH-CIVAN KALENDER-GENÇ KALENDER)1450-1527Ne zaman ve nerede doğduğu bilinmiyor. Ancak Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşadığı biliniyor. Alevi çevrelerinde yetişmiş ünlü bir ozandır. Bir söylentiye göre, 1527’de çıkan bir isyana katıldığı bahanesiyle öldürülen Balı Sultan’ın kardeşidir. Hacı Bektaş postnişi görevinde bulunduğu bilinmektedir.Dün gece seyrimde batın yüzünden,Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi gördüm.Elfi tac başında nikab yüzünde,Aslı İmam nesli Ali’yi gördüm.Geçti seccadeye oturdu kendi,Cemali nurundan çırağ uyandı,İşaret eyledi sakiler sundu,Bize Haktan gelen doluyu gördüm.İçtim o doludan aklım yetirdim,Çıkardım kisvetim ikrar getirdim,Menzil gösterdiler geçtim oturdum,Kemend ile bağlı belimi gördüm.Mürşit eteğinden tutmuşum destim,Bu idi muradım irişti kastim,Bilmem sarhoş muyum neyim ben mestim,Erenler verdiği dilimi gördüm.Kalender Abdal’ım koymuşum seri,Şükür kurban kestim gördüm didarı,Erenler serveri gerçekler eri,Sultan Hacı Bektaş Veli’yi gördüm.........................Her cana kalan serseriye er demesinler,Ser vermeyenin ismine server demesinler,Bir kimesnede olmasa ol aşk Ali’den,Pes nice ana kafiri Hayber demesinler.
USULİ (FAZLULLAHİ SANİ-NAİMİ)1450-1531 Yunanistan-Vardar YeniceXV.yüzyıl şair ve ozanıdır. Ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, 1534 yılında öldüğü kesindir. Mevlevilik, Bektaşilik ve Memalilik tarikatlarının esaslarını alarak yeni bir tarikat kurmuştur.SEMAİBana kıyan bakan,Kor muyum seni kor muyum.Bakışı ciğerim yakan,Kor muyum seni kor muyum.Behey güzellerin canı,Aşıkın dili imanı,Yoluna vermeden canı,Kor muyum seni kor muyum.Sular gibi akmayınca,Ahım odu çıkmayınca,Mahalleni yakmayınca,Kor muyum seni kor muyum.terk edem canı cihanı,Yıktın viran ettin beni,Böyle garip kodun beni,Kor muyum seni kor muyum.Ölüm yelleri esmezse,Ömer ekinin kesmezse,Ecel leşleri basmazsa,Kor muyum seni kor muyum.Nice yıl yel gibi yelem,Aşk yolunda toprak olam,Gül gibi açılıp solam,Kor muyum seni kor muyum.Usuli ayrılmaz senden,Hiç can ayrılır mı tenden,Yani kaçmak ile benden,Kor muyum seni kor muyum. [34]Kaynak: Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986.s.184
HAYRETİ MEHMET1450-1535 Yenice Yun.-VardarGÜL BABA (CAFER)1450-1541 ULUBORLU-BudAPEŞTE
Asıl adı Cafer’dir. 1450 yıllında doğmuş bir Alevi Bektaşi Dervişidir. Evliya Çelebiye göre Merzifonlu, yeni belgelere göre Isparta ili Uluborlu ilçesi İlegüp köyündendir. Yakasına daima bir gül takarak dolaştığı için adı “Gül Baba” veya “Gül Dede” olarak söylenegelmiştir.Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle 1531 de Budin (Budapeşte)’e gönderilmiş. Görevi oradaki halka İslamiyeti tanıtmak, sevdirmek. Budin’de bir Tekke kurmuş ve kısa süre içinde gösterdiği sevgi ve hoşgörüsüyle halkın sevgilisi haline gelmiştir. 1 Eylül 1541 de şehrin kuşatılmasında şehit düşmüştür. 2 Eylül 1541 de Şeyhülislam Ebussuud Efendinin kıldırdığı Cenaze namazına Kanuni Sultan Süleyman da katılmıştır. Vasiyeti üzerine Budin'de Tekkesi içinde toprağa verilmiştir. Türbesi yenilenmiş ve bulunduğu tepeye Gültepe (Rozsadomb) adı verilmiştir.Tekkesi 1686 yılına kadar görevine devam etmiş ve bu tarihte yıkılmış. Türbesi ise Budin Beylerbeyi Mehmet Paşa tarafından 1543-1548 yılları arasında yaptırılmıştır. Sonradan Sultan Abdülaziz tarafından 1867 de ziyaret edilmiş ve 1885 te Mimar Lajos Grill tarafından restore edilmiştir. 1916 yılında Macar Profesör Müler tarafından onarılmış. 2. Dünya savaşında az hasar gören türbe doğrusu bakımsızlıktan oldukça tahrip olmuş ve 1963 te Macar Hükümet tarafından eski durumuna getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin girişimleriyle Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğümüzün Macar Hükümet yetkilileriyle işbirliği neticesinde ilk yapıldığı günkü orijinalliğinde restorasyonu tamamlanarak halkın ziyaretine açılmıştır.Gül Baba türbesi daha çok Hırıstiyan Avrupalıların sıklıkla ziyaret ettiği bir türbe durumuna gelmesindeki sır Gül Baba’nınkimliğinde saklıdır. O büyük küçük demeden herkesi bir ev eşit tutmuş, herkesi kucaklamıştır. İyi niyet göstermiş ve bunun ödülü olan gönüllerde yerini almıştır. İyi bir şey dilemek isteyen herkes bunu daha kolay konsantre olur,daha kolay ulaşırım düşüncesiyle soluğu onun türbesinde almıştır. Gerçekten de amaçlarına bu yolla ulaşanların sayısı küçümsenmeyecek boyutlara varınca adı birden ünlenmiş ve yayılmıştır.Türbenin bulunduğu bölge Budapeşte’nin en gözde yeri olması sebebiyle buradaki araziye göz koyan çok olmuş. Türbeyi yıkmak, yakmak istemişler ama her defasında gizli bir güç bu tür girişimlere karşı koymuş. Buradan bir kiremit düşürenin başına türlü belalar gelmiş. Yatırın kerameti ona zarar verenlerden kendini korumuş. 2. dünya savaşında her yer yerle bir olmuş ancak, türbeye bir top mermisi bile isabet etmemiş. Türbe daha çok bakımsızlıktan, ilgisizlikten tahribat görmüş.Gülbaba deyişleriyle de halka kendi dilinden ses vermiş. Sevgi ve hoşgörüsü Hırıstiyan alemini kendine hayran etmiştir. [35]Kaynak: Toros Magazin, Akdeniz Atılım Mat. S.7
SOMUNCU BABA (EBU HAMİDÜDDİN AKSARAYİ)1450-1550Asıl adı "Hamid Hamidüddin."di0r. Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt döneminde yaşamış. Kayseri'nin Akçakaya Köyü doğumludur. Peygamberin 24. kuşaktan torunudur. Şam'da, Tebriz'de eğitim görmüş. Halkı aydınlatmak için Bursa'ya yerleşmiş. Çilehanesinin yanına bir fırın yaptırmış. Pişirdiği somunları fakire, fukaraya dağıtırmış. Adı Somuncu Baba'ya çıkmış. Bursa'daki Ulu Cami'nin açılış hutbesini o okumuş. Namı yayılınca... "Şöhretten sakınmak için" Bursa'dan ayrılmış. Yaşamı "iyiyi, doğruyu, güzelliği" anlatmakla, "Türklüğü ve İslamı yaymakla" geçmiş. Somuncu Baba'nın torunlarından "Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi" 1914-1990 yılları arasında yaşamış. Darende'de okul yaptırmış. Atatürk büstü yaptırmış. Yol yaptırmış. Onun adına kurulan vakıf "hayır işleri yapmayı sürdürüyor." Somuncu Baba türbesinin bulunduğu yer, Darende'ye 2 kilometre. Geçen yıl 200 bin kişi ziyaret etmiş. Türbenin önünden "Gürün'ün Gökpınar gölünde doğup, Fırat'la birleşen Tohma Çayı" akıyor. Çevrede balıklı kuyular var. Kudret havuzu var. Gelenler türbeyi ziyaret ediyor. Piknik yapıyor. Burada "siyaset" yok. "Adak... Dilek" yok. "Ağaca çaput bağlamak" yok. Bütün söylemler "birlik, beraberlik, laik Cumhuriyet'e sadakat, Atatürk ilkelerine bağlılık, eğitimin önemi, kızların okula gönderilmesi" üzerinedir. Hulusi Efendi'nin oğlu Hamid Hamidettin Ateş şimdi Somuncu Baba camiinin imamıdır.
HATAYİ (ŞAH İSMAİL) ŞAH HATAYİ1468-1524 Erdebil-Tebriz Dergüzin1468 yılında Erdebil’de doğdu. Babası Seyfettin Erdebil ve Annesi Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Bilki Aka (Halime Begüm) Sultan’dır. İran Safevi soyundan gelen Türk kökenlidir. Hz. Ali taraftarlığına inanmış, Kızılbaş inancındandır. Bölgesindeki Kalenderilik ve Halvetilik tarikatlerini birleştirerek kendi inançlarının egemen olduğu Safevilik tarikatını kurmuş ve başına geçmiştir. Çevresine toplanan inanmış kitlelerle Safevi Devletini kurmuş ve kısa sürede topraklarını genişletmiştir. Ancak 1514’te Çaldıran’da Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’e yenilmiştir. Tarih kitapları olayı saptırarak vermektedir. İşin doğrusu şudur:Osmanlı İmparatorluğunun egemenliği altında yaşayan Türkmenler ağır baskılara ve katliamlara maruz kalmaktaydı. Bu durumu hoş görmeyen bir çok Türk Beyliği Osmanlıyı uyarmıştır.Timur İmparatoru Timurlenk gibi. Bunlar arasında Safevi Sultanı Şah İsmail de vardır. Şah İsmail Osmanlı padişahına gönderdiği ve bizzat kaleme aldığı mektupları Türk edebiyatına örnek teşkil edecek güzellikte arı Türkçe ile yazılmış eserlerdir. Mektuplarında Türkmenlere reva görülen kötü uygulamaları kınıyor ve bir Türk’ün bir başka Türk’e böyle davranmasının doğru olamayacağı vurgulanıyordu. Kardeşçe uyarılar içermekteydi. Buna karşın Yavuz Sultan Selim’in cevabi mektupları Arapça ve Farsça idi ve ağdalı, alaylı, kinayeli, aşağılayıcı ifadeler içermekteydi. Osmanlı tüm Anadolu’yu sömürüyor, paraları ve yatırımları Avrupa’ya ve Arabistan’a akıtıyordu. Osmanlı İmparatoru uygulamalarını daha da artırarak kendisine iletilen dostluk tekliflerini kabul etmiyor ve anlaşmaya yanaşmıyordu. Savaş kaçınılmaz olmuştu. İki Türk padişahı tarihte bir kez daha karşı karşıya gelmişti. Birinin kaybetmesi mukadderdi. Şah İsmail kaybetti. Devleti de parçalandı.Şah İsmail, Hatayı mahlası ile şiirler söylüyordu. Şiirlerinde duygunun içtenliğin ağır bastığı görülür. Şiirlerinde dini inançlarını yaymak ve açıklamak için akıcı bir dil kullanmıştır.Şah İsmail kuvvetleri, Hz. Ali kuvvetlerinin savaşta belli bir tarafı simgelemek için başlarına bağladıkları bant gibi, kırmızı bir başlık giymişlerdir. Bu sebeple Şah İsmail taraftarlarına Kızılbaş denilmiştir.Hatayi, başta Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre olmak üzere Alevi ozanların etkisi altında kalmıştır. Şiirlerinde düşünceleri yerine inançlarını işlemiştir. Alevi ozanları içinde 7 ulu ozandan biridir.Türkçe ve Farsça şiirlerini içeren divanı vardır.Sözünü bir söyleyenin,Sözünü eder sağ bir söz.Pir nefesin dinleyenin,Yüzünü eder ağ bir söz.Bir söz vardır halk içinde,Dahi söz vardır hulk içinde,Olmaya ki delk içinde,Deyesin çarka dağ bir söz.Söz vardır kestirir başı,Söz vardır keser savaşı,Söz vardır ağulu aşı,Bal ilen eder yağ bir söz.......................................Karşıki karlı dağı gördün mü,Buldurmuş eyyamın eriyip gider.Akan sulardan sen ibret aldın mı,Yüzünü yerlere sürüyüp gider.Kadirsin hey ulu Şahım kadirsin,Her nereye baksam anda hazırsın,Üstümüzde dört köşeli çadırsın,Cümlemizi birden bürüyüp gider.Sıra sıra gelem ol ulu kuşlar,Sırlı olur yakmaz anı güneşler,Evvel ezel meyve veren ağaçlar,Anlar da kalmayıp çürüyüp gider.Derindir deryamız bizim boylanmaz,Binbir kelam desem birin anlamaz,Kişi ikrarsız yulara bağlanmaz,Yuları boynunda sürüyüp gider.Şah Hatayi söyler sözü özünden,Dervişleri sakınuptur gözünden,Olur olmaz münkirlerin sözünden,Esriyip gönlümüz farıyıp gider........................................Bizden selam söyleyin Kul Himmet kardeşe,Vücudun şehrini gezsin de gelsin.Yedi kat yer ile yedi kat göğün,Onun manasını versin de gelsin.Benim aradığım Hazreti Ali,Altından dövülmüş, Düldülün nalı,Kırk arşın kuyudan kim çıkarmış bu yolu,Bu yolun tarikini sürsün de gelsin.Dervişlik dediğin bir kolay iştir,Ali’nin gördüğü mübarek düştür,Canı yok, cinsi yok bu nasıl kuştur,Bu kuşun dilinden bilsin de gelsin.Dervişlik dediğin arıdır özü,Araya mı gitti garibin sözü,Gımışga demirin üstünde karınca izi,Karanlık gecede görsün de gelsin.Der ki Şah Hatayi’m özümüz darda,Ben seni sakınırım ağyar nazarda,Çıkmadık canda kazılmadık mezarda,Cenaze namazın kılsın da gelsin............................Ali gibi er gelmedi cihane,Ona da buldular bin bir bahane.............................................Gül ağaçtan bitti geldi Şah’a yoldaş olmağa,Sırrı Şah idi ezelden geldi sırdaş olmağa.Yüreği dağ olmayınca bağrı kanlı la’l-i tek,Hiç kimin haddi yoktur kim Kızılbaş olmağa.Küntü kenzen sırrı devrinde Muhammed nur iken,Kırmızı taç ile geldi cihana, aleme faş olmağa...............................Dil ile dervişlik olmaz,Hali gerek yol ehlinin,Arılayın her çiçekten,Balı gerek yol ehlinin.Anlamazsan Hak mezhepten,Kurtulamazsın azaptan,Mürebbiden müsahipten,Eli gerek yol ehlinin.Hep olmuşuz yola aşık,Kimi sermest kimi ayık,Bahçelerde dosta layık,Gülü gerek yol ehlinin.Pir Hatayi’m kuşak kuşan,Turab ol yollara döşen,Budur Hak ehlinde nişan,Hali gerek yol ehlinin.…………………Muhammed Ali’yle meclise vardı,Kırkların cümlesi ayağa kalktı,Seksen bin meleğin secdeye erdi,Ali ile Muhammed’in aşkına.Ali ile Muhammed kurdu bu yolu,Arafatta açılır müminin kolu,Bir ulu dergahtır sürün bu yolu,Ali ile Muhammed’in aşkına.Orada Mervanı dış eylediler,Münkirin cehrini taş eylediler,Kırklar bir üzümü cuş eylediler,Ali ile Muhammed’in aşkına.Can Hatayi’m hatmeyledi kelamı,Cebrail getirdi anda selamı,Her yerde söylemen mahrem kelamı,Ali ile Muhammed’in aşkına...............................Hak la ilahe ill’Allahİll’Allah Şah ill’Allah,Ali mürşit güzel Şah,Eyvallah Şah’ım eyvallah...................Allah Allah diyen Gaziler,Dini Şahı bilen menem,Karşı gelip secde kılan,Gaziler din Şah menem.Uçmakta tuti kuşuyum,Ağır leşker erbaşıyım,Men sufiler yoldaşıyım,Gaziler din Şah menem.Mansur ile darda idim,Halil ile narda idim,Musa ile turda idim,Gazi ile din Şah menem.Kırmızı taçlı, boz atlı,Ağır leşkeri heybetli,Yusuf Peygamber sıfatlı,Gaziler din Şah menem.Hatayi’yem al atlıyım,Sözü şekerden tatlıyım,Mürteza Ali zatlıyım,Gaziler din Şah menem.................................Kırklar meydanına vardım,Gel beru ey can dediler.İzzet ile selam verdim,Gel işte meydan dediler.Kırklar bir yerde durdular,Otur deyu yer verdiler,Önüme sofra yazdılar,El lokma sun dediler.Kırkların kalbi durudur,Gelenin kalbi arıdır,Gelişin kandan berudur,Söyle sen kimsin dediler.Gir sema bile oyna,Silinsin açılsun ayna,Kırk yıl kazanda dur kayna,Dahi çiğ bu ten dediler.Gördüğünü gözün ile,Söyleme sen sözün ile,Andan sonra bizüm ile,Olasın mihman dediler.Düşme dünya mihnetine,Talip ol Hak hazretine,Abı zemzem şerbetine,Parmağını ban dediler.Şeyh Hatayi’m nedir halin,Hakka şükür et kaldır elin,Gaybetten kesegör dilin,Her kula yeksan dediler....................Hakka mazhar dur Adem, secde et uyma şeytana,Ki Adem donuna girmiş, Hüda geldi, Hüda geldi................................İsmail’im geldim cihana,Yeri göğü dolanan benim.Bilmeyenler bilsin beni,Ben Ali’yim Ali benim.Men haktan, haktan gelirim,On iki imamın biriyim,Dört köşeyi ben alırım,Zatı kudret Ali benim..........................Ben dahi nesne bilmem,Allah bir Muhammed Ali,Özümü gurbete Salmam,Allah bir Muhammed Ali.[36]…………..Aynı ceme gelen kurban koyunu,Hak için gelenler yer dedi onu.Talip bilir ise Hak Mürşidünü,Muhammed Ali’ye çıkardılar düşkünü.Aynı ceme gelen kurban koyunu,Dört kapısı mamur yer dedi onu.Varsın ateş talip sersin ayırsın,Pirim Ali cümlesinden ulusun,Götür rehbere ver dedi onu.Onda gördüm Muhammed’in fırağın,Muhammed Ali’ye vermiş durağın,Aynı ceme gelen kurban yüreğim,Mürşide yetenler yer dedi onu.Onda görüm Muhammed’in donunu,Muhammed Ali’ye dönmüş yüzünü,Aynı ceme gelen kurban koyunu,Al bir kap içine ser dedi onu.Kurda kuşa değmen benim kemiğim,Gözünüze sürme çekin sevdiğim,Aynı ceme gelen kurban koyunu,Al bir kap içine sev dedi onu.Kuru yere damlatıp da çiğnemen,Çok severim meni andan saklaman,Bizim halimiz halat anlaman,Sultan Şah Hatayi’m ver dedi onu.[37]KAYNAK: 1. Yatağanoğlu Alimcan, Dedemin Cönkünden Alevi-Bektaşi Şiirleri, Kaynak Yay. 572. A.Tevfik Otyam; Bektaşiliğin İçyüzü, Maarif Kitaphanesi, İstanbul 1947
HABİBİ1470-1520 Gökçay (Azeri)-İstanbulFUZULİ (MEHMET)1490-1556 Hille-BağdatFuzuli Türk kökenli şairlerdendir. Asıl adı Mehmet’tir. Süleyman Efendinin oğludur. Babasını Hille müftüsü olduğu sanılmaktadır. Doğduğu yer ve yıl kesin olarak bilinmemektedir. Ahdi’nin düştüğü nota göre; veba salgınında 1556 yılında Bağdat’ta ölmüştür. Kerbela’da Hz. Hüseyin türbesi yakınına vasiyeti üzerine gömülmüştür. 66 yıl yaşadığına göre doğum yılı 1490 olmak lazım gelir. Birçok araştırmacı şairin 1490 ila 1495 yılı arasında doğmuş olacağı noktasında birleşirler.Doğum yeri olarak babasının müftülük yaptığı Hille şehri veya Kerbela’da doğduğunu ileri sürenler olmuştur. Şairin şiirlerinde Kerbela veya Necef’te doğduğu yolunda değinmeler var. Ancak Bağdat’lı olmadığı kesindir.Fuzuli, Hakikatül Şuheda isimli eserinde ana dilinin Türkçe olduğunu söylemektedir. Fuzuli özbe öz Türk’tür. Büyük Selçuklu Devleti zamanında Irak’a yerleşmiş olan Oğuz Türklerinin Bayat aşiretine bağlı olduğu tereddütsüz ortaya konulmuştur.Fuzuli, eserlerini Türkçe vermiştir. Ancak Arapça ve Farsça da bilmektedir. Bu dillerde de eserler yazmıştır. Çocukluğunda başladığı şiiri, daha sonra yaptığı akli ve nakli ilim sayesinde zenginleştirmiştir. “İlimsiz şiir, esası yok duvar gibidir, esassız duvar gayet itibarsız olur” diyen şair ilim ve kültüre oldukça önem vermiştir. Matematik, astronomi, felsefe, tefsir, hadis, fıkıh, kimya, tıp, v.b. konularda sağlam bilgilere sahip olduğu görülür. Bu sebeple çağdaşı yazarlar ona “Molla Fuzuli” veya “ Mevlana Fuzuli” lakabını takmışlardır.Türkçe eserleri şunlardır:1. Türkçe Divan2. Leyla Vü Mecnun3. Hadikatü’s Suada4. Bengü Bade5. Tercemei Hadisi Erba6. Sohbetül Esmar7. Mektuplar.Şair bütün ömrünü Hille, Kerbela, Necef ve Bağdat’ta geçirmiştir. Koyu bir Hz. Ali taraftarıdır. Hz. Ali’nin Necef’te bulunan türbesinde bekçilik yapmıştır. Şiiliği kabul eden her Türk gibi Fuzuli de Alevidir. Ehlibeyt sülalesine karşı Yezit ve Muaviye tarafından yürütülen kıyamları lanetle anmış ve eserlerinde Ehlibeyte oldukça önem ve geniş yer vermiştir. Ehlibeyt’e karşı duyduğu halisane duygular sebebiyle başta Hz. Ali olmak üzere Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan’ın türbelerinde bekçilik yaparak onlara yakın olmak ve hizmet etmek suretiyle insani vazifesini yapmıştır. Bazı çevreler, özellikle Nakşibendiler, Fuzuli’nin sünni olduğunu ileri sürmekte ve/veya sanmaktadırlar. Onun adına doğumunun 500 yılı sebebiyle anma günü tertip etmektedirler. Bir Türk büyüğü ve ünlü bir Türk şair ve ozanı kimliği ile bu tür anmalara bir diyeceğimiz yoktur. Ancak, bu dünyadan göçmüş olan ve Alevi olduğu asla şüphe götürmeyen birini, hiç de sevmediği “sünni” kimliğine zorla sokmanın da yaşayan kimseye bir faydası olmadığı gibi Hakka yürümüş olan Fuzuli’nin kemiklerini sızlatacağı ve ruhunu rahatsız ettiği inancı olanların bilgileri dahilindedir.Fuzuli’nin Fazli adında bir oğlu olmuştur. Fazli de babası gibi şairdir. Türkçe’den başka Farsça ve Arapça eserleri vardır.Şair niçin “lüzumsuz, değersiz, faydasız, boşboğaz, fodul” anlamına gelen “fuzuli” kelimesini kendisine mahlas olarak almıştır? Bu sorunun cevabını Farsça divanının önsözünde kendisi şöyle vermektedir;“Eğer başkalarının kullandığı bir ismi alsam ve başarılı olsam, şiirlerim onlara mal edilir, bana yazık olur. Başarısız olsam, bu defa onlara büyük kötülük etmiş olacaktım. Ben alemde tek olmak istiyorum. Bütün ilimleri, fenleri öğrenerek nefsimde toplamaya çalışıyorum. Mahlasımda bunu tam ifadesini buldum. Çünkü Fuzul bu anlamda fazl’ın çoğuludur.”Fuzuli, “kusursuz bir şiir elde etmek kolay değildir” der. Ve şiiri şöyle tanımlar:“Şiir önce bir Tanrı vergisidir. Şair, şiiri ilimle birleştirerek, ilmin ve sanatın yüceliklerine ulaşır. Gerçek şiir, aşk duygularını, bilgili ve olgun bir ruhun ürperişleri halinde terennüm eden şiirdir.”Her şair gibi Fuzuli de bazı şairlerin tesiri altına girmiştir. Tasavvuf şairleri olarak da bilinen ünlü ozanlarda Nevai, Nesimi ve Habibi bunlardan bazılarıdır. Fuzuli de kendisinden sonraki şair ve ozanlar üzerinde derin izler bırakmıştır. Bunlardan bazıları, Aşık Ömer, Gevheri, Dertli.Tasavvuf Fuzuli’nin şiirlerinin ana unsurudur. Ancak, Fuzuli tasavvufu bir propaganda aracı olarak kullanmamıştır. Şiirlerinde temalar sanat ağırlıklı olarak işlenmiştir. O bir aşk şairidir. Ölüm, yalnızlık duygusu, yoksulluk, rindlik, çöl, tabiat gibi temalar ve felsefi, dini düşünceler hep aşk ekseni etrafında işlenmiştir. Buradaki aşk tasavvufi, ilahi bir aşktır. Aşkın insan benliğindeki hiçliği gideren derin hazzı yanında, dayanılmaz acı, elem ve ızdırapları bir bütünsellik içinde işler.Canı kim cananı için sevse, canın sever,Canı için kim ki canan sever, canın sever.Meni candan usandırdı, cefadan yar usanmaz mı,Felekler yandı ahımdan, muradın şemi yanmaz mı.Aşk derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabip,Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır.Merhem koyup onarma, sinemde kanlı dağı,Söndürme kendi elinle yandırdığın çerağı.....................Mushaf demek hatadır, ol safha-i cemale,Bu bir kiyabi sözdür, fehmeden ehl-i hale...........................Avazeyi bu aleme Davut gibi Sal,Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş.........................Aşk imiş her ne var alemde,İlim bir kıylü kaal imiş ancak........................İçki yasaklamayı ilke edindin ey vaiz,Sevgiliyi sevmeyi kötüledin ey vaiz,Cennet için içkiyi güzeli bırak dedin,Açıkla bakalım cennette ne var ey vaiz...................Ey iki yüzlü softa, ney çalmak haramdır dedin,İslamın adına hilafı şer diyerek fetvalar verdin.LEYLA VÜ MECNUNLeyla-Mecnun Acemde çoktur,Etrakte ol fesane yoktur,Takrire getür bu destanı,Kıl taze bu eski bustanı.Mektepte onunla oldu hem dem,Bir nice melek misali kız hem.Bir saf kız oturdu bir saf oğlan,Cem oldu behişte hürü gılman.Ol kızlar içinde bir peri zat,Kays ile muhabbet etti bünyat.Şehbaz bakışlı ahu gözlü,Şirin hareketli şehd sözlü.Niçin özüne ziyan edersin,Yahşi adını yaman edersin.Temkini cünuna kılma tebdil,Kız sen ucuz olma kadrini bil.Derler seni, aşka müptelasın,Biganeler ile aşinasın.Oğlan acep olmaz olur aşık,Aşıklık işi kıza ne layık.Ey iki gözüm, yaman olur ar,Namusumuzu ettirme zinhar.Neylersin eğer atan işitse,Kahır ile sana siyaset etse.Men darı bekaya azmedende,Dünyaya veda edip gidende.Mensiz çekip ahlar figanlar,Sahralara düştüğün zamanlar.Arz eyle ki ey vefalı dildar,Can verdi yolunda Leyla-i zar.Ya Rab bana cismü can gerekmez,Cananesiz cihan gerekmez.HADİKATÜS SUHEDAKerbela faciasını anlatan mensur bir eserdir. Hz. Ali’nin oğlu, Hz. Peygamber Efendimiz Muhammet Mustafa’nın çok sevdiği ve dudaklarından öptüğü torunu Hz. Hüseyin ve beraberindeki akrabaları, kadın ve çocuklar Emevi halifesi Muaviye’nin oğlu Yezit tarafından şehit edilmişlerdir. Hz. Peygamber ailesine karşı işlenen bu cinayet bütün İslam alemini derin acılar içinde bırakmış ve etkisi yüzyıllarca sürecek bir kan davasını başlatmış oluyordu. Olayın vuku bulduğu 10 Muharrem bütün dünyada yas günü ilan edilmiştir. Şii Müslümanlar bu ayda matem tutarlar. Muharrem içinde 12 İmam aşkına 12 gün oruç tutulur. 12.ci gün aşure yapılarak dağıtılır.Hadikatüs Suada, “Saadete Ermişlerin Bahçesi” anlamına gelir. Bir önsöz, on bab ve bir de hatime bölümü vardır. Ön sözde eserin yazılış sebebi anlatılır. Bablarda ise, Hz. Adem’den başlayarak Hz. Muhammet Mustafa’ya kadar peygamberlerin hayatları ve onlardan kıssalar anlatılır. Hz. Ali’nin Emevi halifesi Muaviye’nin talimatıyla Milcen tarafından namaz kılarken öldürülmesi ve Hz. Ali’nin oğulları Hasan ile Hüseyin’e reva görülen cinayetler lanetle telin edilir. Hatime kısmında Peygamberin yakınlarının Kerbela‘dan Şam’a getirilişleri hikaye edilir.BENGÜ BADEFuzuli’nin gençlik yıllarında yazdığı 500 beyitlik bir manzum eserdir. Eser, esrar (beng) ile şarap (bade) arasında geçen sanal savaşın hikayesidir. Esrar ile şarabın zevk ve neşesi şairane bir görüşle anlatılan bu eserde esrar ile Sünni Osmanlı ve şarap ile de Kızılbaş (Şiiliğin Safeviler deki versiyonu) Safevi kastedilir. Aslında o dönem Osmanlı imparatoru olan II Beyazıt tasavvuf yoluna girmiş bir Bektaşi Alevidir. Ancak, Osmanlının yönetiminde bulunan üst düzey egemen çevreler Arap yanlısı Sünni inancında olanlardır. Zaten Anadoluda Alevilere de zulmeden bunlardır. Bunların çoğu da ya devşirmedir, ya da damattırlar. Yavuz Sultan Selim ise katı bir Sünni’dir. Anadoluda zulme uğrayan Alevi Türkmenler diğer Türk devletlerinden aracı ve yardımcı olmalarını istemişlerdir. Osmanlı İmparatoru Yavuz Sultan Selime Şah İsmail tarafından gönderilen ve bizzat Şah tarafından Türkçe kaleme alınan mektuba Yavuz’un Arapça-Farsça karşılık vermesi ilginç ve ilginç olduğu kadar da tezattır. Eserde iki padişahın alegorik olarak kıyaslanması vardır.TERCEMEİ HADİSİ ERBAİslam edebiyatında sıkça rastlanan 40 hadis Cami ‘nin Farsça eserinden tercüme edilmiştir. Bazılar şunlardır:Mümin olmaz kişi hakikat ile,Tutmayınca tariki terki heva,Her ne öz nefsine reva görse,Yar ü kardeşe görmeyince reva.Kamil olmak diler isen imanın,Kıl temennayı nefisten ikrah,Buğzu hubb ü ata vü menin it,Muktedayı amel rızayı İlah.Gah gah et ziyareti ahbap,Nefret olmaktan ihtiyat eyle,Dostluk ger dilersen ola ziyad,Terki ifratı ihtilat eyle.Pehlivan ol değil kiher saat,Yıha bir pehlivanı kuvvet ile,Oldurur pehlivan ki vakti gazap,Nefsine hüküm ide ihanet ile.Mümin oldur ki mümkün oldukça,Komşusun gayre itmeye muhtaç,Ol değil kim huzur ile geceler,Özü tok yata, komşusu yata aç.[38]SOHBETÜL ESMAR200 kadar beyitten oluşan bu mesnevi eserde şair meyveleri karşılıklı olarak konuşturarak dünya halini, insanların birbirleriyle ilişkilerini, tutum ve davranışlarını, bencilliklerini, kıskançlık ve geçimsizliklerini anlatarak onları doğru davranışlara sevk etmek ister. Her bir meyve kendi faziletlerini sayar döker. Diğerlerini kötüler. Aralarındaki bu çekişme zaman zaman kavgaya dönüşür.MEKTUPLARFuzuli’nin bugün için bilinen 5 adet mektubu vardır. Bunlar:1. Şikayetname2. Ahmet Bey Mektubu3. Ayas Paşa Mektubu4. Kadı Alaaddin Mektubu5. Şehzade Beyazıt MektubuŞikayetname en meşhur olanıdır. Nişancı Celal Zade Mustafa Çelebiye hitaben yazılmıştır. Fuzuli kendisine bağlanan yardım parasını almak için vakıfa gider ancak alamaz. Her defasında atlatırlar. Oyalarlar, vermezler. Bundan bıkan şair, durumu bir mektupla İstanbul’a bildirir.“Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar,Hüküm gösterdim, faydasızdır diye iltifat etmediler.Gerçi görünürde itaat eder gibi davrandılar amma,Bütün sorduklarıma hal diliyle karşılık verdiler.” Diyerek yaşadıklarını alaylı bir şekilde tasvir ve şikayet eder.AYAS PAŞA MEKTUBUBağdat Valisi olan Ayas Paşa, Fuzuli’yle tanışmış ve kendisine destek olmuştur. Fuzuli de kendisi için kasideler yazmıştır. Ayas paşanın yeni doğan oğlu için yazdığı manzum esbir şahsa doğan çocuğu için yazılmış bir kasidedir.ŞEHZADE BEYAZIT MEKTUBUFuzuli,Şehzade Beyazıt için yazdığı mektupta onun ilgi ve himayesini talep eder.[39]Kaynak: 1. Ergil, Müslüm; Fuzuli, Türk Yazarlar Dizisi, Gökşin Yay.1984Kaynak: 2. Yener, Cemil; Fuzuli, Çağdaş Yay. 3.Baskı, 1995
Fedayİ (Alİ Balı)1500-1562 Edirne-EdirneSERSEM ALİ BABA1500-1569 Kırşehir-HacıbektaşHELAKİ1500-1573 KONYAOn iki İmama bağlıdır. Öldürülmüştür
SANİ1500-1586 İSTANBUL Edirne-Edirneİstanbul’da Şeyh Karamani’ye bağlandı.HUSREV1500-1595BOSNALI VAHDETİ1500-1598
AŞIK GARİP (MAKSUD)1500-1600Bir Tüccarın oğludur. Asıl adı Maksud’dur. Gördüğü rüya üzerine adını Garip olarak değiştirmiştir. Babasının vefatı üzerine miras yoluyla kalan tüm malını mülkünü tüketir. Senem adında bir kıza aşık olur. Babasından ister. Çok başlık parası istenmesi üzerine veremez. Yola düşer Halep’e Aşıklar kahvesine gelir ve orada aşıklarla atışır. İki arkadaş olan aşıklar “Söyle oğlan sen b,ir kişi, biz iki kişiyiz” deyince Aşık Garip, “Okur-yazar birini bulun çıkmamızı yazsın” demiş. Orada bulunan deli Mehmed “Biz nice aşıklar dinledik, bu işten oldukça anlarız. Sen başla hele” der. Aşık Garip atışmaya ilk başlayan olur:BEYTİ İMTİHAN(25.Beyit)Dinlen ustam size haber sorayım,Bu aşıklık kimden icad olmuştur?Başınıza olmaz işler kurayım,Evveli kim gamdan azad olmuştur?Ustam bilir misin ilmin başını?Ne ile kestiler kandil taşını?Ol kimdi kesti kendi başını?Bunu bile aşık üstad olmuştur.Kangı şehir ilk kez güneşi gördü?Ol kimdir ki urup dünyayı yardı?Ne hayvan insana nasihat verdi?İrfan olan buna irşad olmuştur?GARİP böyledir sözü suali,Pirler kuvvetiyle buldu kemali,Ol cihanı icad eden ezeli,Gör bu dünya nice abad olmuştur.Şairler birbirlerinin yüzlerine bakakalırlar. Düşünürler soruların cevabını bir türlü veremezler. “Biz o kadar derin okumadık” deyince Deli Mehmet “Ya siz ol kadar derin okumadınız da buraya niçin geldinizé deyip ellerinden sazı alır Aşık Garip’e verir. Soruların yanıtlarını lütfetmesin ister. Bakalım Aşık Garip ne söyler:Ey ustalar sualimin cevabıdır,Aşıklık Adem’den icad olmuştur.Dinlen muhabbetim etmen hicabı,Evvel İdris gamdan azad olmuştur.İlmin başı budur, eylemek sabır,Kandil taşı kesen ol ismi Gafur,Kendi başını kesen gökte buluttur,Cebrail aleme üstad olmuştur.Deryadır ilk defa güneşi gören,Musa’nın asası deryayı yaran,Baykuş Süleyman’a nasihat veren,İşte bu cümleye irşad olmuştur.Gene AŞIK GARİP saçtı suali,Aşk dolusu içti buldu kemali,Gürz elde asadır kılıç ezeli,Dünya bunlar ile abad olmuştur.[40]……….SEMAİGurbet elde baş yastığa düşünce,Acep neye varır işi garibin.Gelen olmaz, giden olmaz yanına,Akar gözlerinin yaşı garibin.Lanet olsun gurbet elin adına,Hiç doyulmaz muhabbetin tadına,Hısım akrabası düşer yadına,Bir yol ağrıyınca başı garibin.Garip nere varsa karadır yüz,Nemlidir yakası, yaşlıdır gözü,Aşikar edemez gizlidir sözü,Bir yere gelince başı garibin.Gurbet elde garip kimdir bilmezler,Ağlayınca çeşmi yaşı silmezler,Garip halin nedir deyi sormazlar,Bulunmaz yaranı eşi garibin.Aşık Garip gözlerinden yaş döker,Anam yoktur yaka yırtıp yas tutar,Nişamlım yok mezarıma taş diker,Bir çalıdır mezar taşı garibin.[41]Kaynak: 1. Prof. Dr.Fikret Türkmen, Aşık Garip Hikayesi Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma2. Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986
AZMİ1500-160016.Yüzyıl Şairidir. Doğduğu yer ve yıl kesin olarak bilinmemektedir. Çağına göre yaratılış olayını kaba bir varlık sorunu olarak gören aşırı şeriat yanlılarına karşı bir direniş ve alaylı bir çıkışma nitelikli şiirleri vardır. Dünyanın öküzün boynuzunda olduğu ve öküz başını oynatınca yer sarsıntısı olduğu inancın geçerli olduğu dönemde aşağıdaki görüşler bir hayli ilericidir:MÜNACAAT (Tamamı 15 Kıta)Yeri göğü insü cini yarattın,Sen ey mimarbaşı eyvancı mısın.Ayı günü çarhı burcu var ettin,Ey mekan sahibi nişancı mısın.Denizleri yarattın sen kapaksız,Suları yürüttün elsiz ayaksız,Yerleri temelsiz, göğü dayaksız,Durdurursun acep iskancı mısın.Kullanırsın kanatsızca rüzgarı,Kürekle mi yaptın sen bu dağları,Ne yapıp da öldürürsün sağları,Can verüp alırsın sen cancı mısın.Kazanlarda katranları kaynarmış,Yer altında balıkların oynarmış,On bu dünya kadar ejderhan varmış,Şerbet mi satarsın yılancı mısın.Şanına düşer mi noksan görürsün,Her gönülde oturursun yürürsün,Bunca canı alıp gene virürsün,Götürüp getiren kervancı mısın.Sekiz cennet yarattın Adem için,Adın büyük, bağışla anın suçun,Ademi cennetten çıkardın niçin,Buğday nene lazım harmancı mısın.Bir iken bin ettin kendi adını,Görmedim sen gibi iş üstadını,Yaşartırsın kurutursun odunu,Sen bahçıvan mısın ormancı mısın.Beni affeylesen düşen mi şandan,Şahlar bile geçer böyle isyandan,Ne dökülür ne eksilir haznenden,Affet günahımı yalancı mısın.Bilirsin ben kul’um sen sultanımsın,Kalbde zikrim, dilde tercümanımsın,Sen benim canımda can mihmanımsın,Gönlümün yarısı, yabancı mısın.Beni deli eyler kendin söylersin,İçerden Azmi’yi Pazar eylersin,Yücelerden yüce seyran eylersin,İşin seyran kendin seyrancı mısın.[42]...................................Bir iken bin ettin kendi adını,Görmedim sen gibi iş üstadını.Diyen ozan, tasavvuf örtüsü altında, bir varlık sorununu gündeme getiriyor, şeriatın verdiği yüzeysel yanıtı çok başarılı bir dille gülmeceye dönüştürüyor. Şeriat yanlıları Tanrıya 99 adı yakıştırırlar. Doksan dokuz adı olan varlığın bir olduğu ilkesini anlamak zorlaşmıyor mu?Kaynak: Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986
DERUN ABDAL (DERUNİ)1500-1600 Kars-KarsHİCİV DESTANICahili camiye imam etseler,Anın ardı sıra cemaat olmaz.Kibirli kimseye üç tuğ verseler,Anda bir merhamet inayet olmaz.Hünerin yok ise meydana çıkma,Kalb evi kabedir bir taşın yıkma,Yalancı deyyusun sözüne bakma,Gösterse keramet şefaat olmaz.Kovma muhanneti kovduğum yeter,Kahraman olur da karşında biter,Söz asilzadeye ölümden beter,Aslı bozuklarda namus ar olmaz.Çingende bulunan kalburla elek,Ayıda bed çehre, eşekte kulak,Bir asilzadeye düşerse dilek,Anlar kemal ehli muhannet olmaz.Bazının mecliste dinlenmez sözü,Meydanı hünerde karadır yüzü,Başına vursalar yüz bin topuzu,Eski adetinden feragat olmaz.Bazı adam vardır her söze uyar,Körün gözü görmez kulağı duyar,Merkebe vursalar donanmış eyer,Çalsan üzengiyi yeğin at olmaz.Kimisi dangalak, kimisi bengi,Merhametli olur yiğidin kendi,Binde bir bulunur kafanın dengi,Olur olmaz ile ünsiyet olmaz.Deruni’nin kalbi misal-i derya,Var ise metaın alana söyle,Hasmın kadı ise yardımcın Mevla,Andan gayrısına şikayet olmaz. [43]Otyam, A. Tevfik; Bektaşiliğin İçyüzü, Karacan Yay.1984
HASAN DEDE (SÜRURİ-ŞAHİ ESRAR DEDE-LATİFİ-HASAN ÇELEBİ)1500-1561 Horasan-Kalecik Ankara16. Yüzyıl Şair ve ozanıdır. Horasandan Anadolu’ya gelmiş ve Ankara yakınlarında Kalecikte dergahını kurmuştur. Hasan Dede, Karpuzu Büyük Hasan Dede,, Gazi Aşık Hasan Dede adlarıyla da anılır. Avrupa’nın fethine katılmış bir akıncıdır. Emekli olunca Keskin ilçesine gelip şimdiki Hasandede köyüne yerleşmiştir. Büyük karpuzlar yetiştirdiğinden Karpuzu Büyük Hasan Dede olarak çevresinde tanınmıştır.Yavuz döneminde yaşamış ve on iki imama bağlılığı ile bilinir. Hasandede köyünde vefat etmiş ve türbesi sevenlerince ziyaret edilmektedir.Eşrefoğlu al haberi,Bahçe biziz, gül bizdedir.Biz Şah-ı Merdan kuluyuz,Yetmiş iki dil bizdedir.Adem vardır cismi semiz,Alır abdest olmaz temiz,Halkı dahleylemek nemiz,Bilcümle vebal bizdedir.Arı vardır uçup gezer,Teni tenden seçip gezer,Zahit bizden kaçıp gezer,Arı biziz bal bizdedir.Kimi derviş kimi hacı,Cümlemiz Hakka duacı,Resul-i Erkemin tacı,Aba hırka şal bizdedir.Erenlerin gerçeğiyiz,Tekkelerin çiçeğiyiz,Hacı Bektaş köçeğiyiz,Edep erkan yol bizdedir.Kuldur Hasan Dedem kuldur,Manayı söyleyen dildir,Elif Hakka doğru yoldur,Cim ararsan dal bizdedir......................Saki gel seninle bade sunalım,Gülüm saki, sun aheste aheste.Sub’ha değin kalk muhabbet edelim,Canım saki, sun aheste aheste.Cümle evliyalar bade sundular,Ol Masiva deryasından geçtiler,Kırklar da abı hayatı içtiler,Gülüm saki, sun aheste aheste.Muhammed Ali’den destur alalım,Varıp eşiğine yüzler sürelim,On iki bahçenin güller derelim,Canım saki, sun aheste aheste.HASAN DEDE aşk katarın yederken,İkilikten geçip bire giderken,Bugün Pirimizden destur var iken,Gülüm saki, sun aheste aheste.(Karpuzuübüyük Hacı Hasan Dede)..............Gelir ki mümini bilem,Ben olayım ana gülam.Üç kimseye verme selam:Biri hain, biri fasık,Bir beynamaz, bir beynamaz.Kul olanlar bilir hakkın,Kendini nadandan sakın,Üç kimseye olma yakın:Biri müfsit, biri münafık,Bir de gammaz, bir de gammaz.Şair şiirni icad eyle,Dil mülkünü abad eyle,Şu üç şeyi murad eyle:Biri halim, biri sabır,Bir oku yaz, bir oku yaz.Nasip et mümin kullara,Bakmamışsın bülbüllere,Daim et ezber dillere:Biri zikir, biri şükür,Bir de niyaz, bir de niyaz.Cefaya düş etme sırrı,Tahiş işten sen ol beri,Hasandedem üçten biri:Biri huzi,biri huşü,Bir de namaz, bir de namaz.[44]Kaynak: Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986
HAYALİ (MEHMET)1500-1600Hayali XVI.yüzyıl şair ve ozanıdır. Asıl adı Mehmet’tir. Rumeli Yenice’de doğmuş, daha sonra İstanbul’a gelmiş ve tahsil görmüştür. Kanun devrinde saraydan yardım görmüştür. 1577-1590 yılları Osmanlı-İran savaşlarına katıldığı anlaşılmaktadır. Bir yeniçeri ozanıdır.KOŞMALeylam gelir deyi yollar gözlerim,Gelmedi gözümde kaldı hayali.Gizli sırrım beyan etmem gizlerim,Serimi sevdaya saldı hayali.Yarim biçare olduğum bilmiş,Çifte benler beyaz gerdana inmiş,Bu gece seyrettim beyazlar giymiş,Salındı karşımda, geldi hayali.Yarimin sevdası vardır başımda,Uyansan karşımda yatsam düşümde,Ne canibe gitsem bile peşimde,Benim ile yoldaş oldu hayali.Der Hayali, hıram ederek yürür,Gece gündüz gitmez karşımda durur,Ben seninim deyi teselli verir,Garip gönlüm ele aldı hayali. [45]…………………Harabat ehline cehennem azabını anma ey zahit,Ki bunlar dünya umursamaz, gamı ferdayı bilmezler.Aşk bir şem-i ilahidir benim pervanesi,Şevk bir zincirdir gönlün anın divanesi.Kaynak: Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986, s. 111
HÜSEYNİ (KUL HÜSEYİN)1500-1600 Rumeli [46].........Kaynak: Otyam, A. Tevfik; Bektaşiliğin İçyüzü, Karacan Yay.1984. S.218KÖROĞLU1500-1600 BOLU
Köroğlu XVI. Yy. şair ve
ozanıdır. Köroğlu adına ilişkin ilk bilgiler, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesine
dayanmaktadır. Seyahatnameye göre Yeniçeri Ocağında çöğür çalıp söylemekle ün
yapmış Köroğlu adlı bir ozan karşımıza çıkıyor, bir de dağlara yol kesmiş
Köroğlu.
|
|
|
...................
|
|
Benden Selam söyle O güzel Şah'a
Kurduğu yollara gitmiyor talip
Herkes kendisine bir yol sürüyor
Mürşit buyruğunu tutmuyor talip
İçeri giriveren ikrar hak diyor
Dışarı çıkıveren ikrar yok diyor
Senden gayri bana mürşit çok diyor
Verdiği ikrardan dönüyor talip
Abdal Pir Sultanim ben bir biçare
Boynunu eğip durmuyor dara
Gönüllere düştü bir sinik yara
İnleye inleye geliyor talip
................
|
|
ALİ'Yİ GÖRDÜM ALİ'Yİ
Sabahın seher vaktinde
|
|
Bir Dost
Bulamadım
Seyyah oldum şu alemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkarımla okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Bilmem amelimden yoksa özümden
Ah ettikçe yaşlar gelir gözümden
İki elim kalkmaz oldu dizimden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Bozuk şu dünyanın düzeni bozuk
Tükendi daneler kalmadı azık
Yazıktır şu geçen ömrüme yazık
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kul Himmet Üstadım ummana daldım
Gelenden geçenden haberin aldım
Mecnun oldum şallar geydim dolandım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
(Farklı son iki dörtlük)
İki elim kalkmaz oldu dizimden
Ah ettikçe yaşlar gelir gözümden
Kusurumu gördüm kendi özümden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kul Himmet Üstadım ummana dalam
Gidenler gelmedi bir haber alam
Abdal oldum şallar giydim bir zaman
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kul Himmet Üstadım
Bazı kaynaklarda Pir Sultan mahlaslı olarak da geçen deyiş son iki
dörtlüğü farklı olarak da söylenmektedir. Erzincan yöre ve
Nurettin Dadaloğlu kaynaklıdır.
Altının
Kadrini Sarrafı Bilir
Altının kadrini sarrafı bilir
Açılmaz dükkanlar pazar mı ola
Salını salını sevdiğim dilber
İrakipler hile sezer mi ola
Seyreyledim yanağının alını
Ememedim leblerinin balını
Ayağına giymiş sırça nalını
Sevdiğim salınıp gezer mi ola
Yüce yüce yerlerine çıkınca
Ak ellere al kınalar yakınca
Sevdiğimin dal boynuna bakınca
Aşığın bağrını ezer mi ola
Yüce yüce yaylaları yaylasam
Her güzelin bir ismini söylesem
Yalvarıp yakarıp gönlüm eylesem
Göğsünün bendini çözer mi ola
Kul Himmet Üstadım kendi halinde
Bir güzel sevmişim halkın dilinde
Katipler oturmuş kalem elinde
Sevdiğim ismini yazar mı ola
Kul Himmet Üstadım
Bugün Bize
Pir Geldi 3
Pir bugün bize geldi
Gülleri tazeledi
Kamberin önü sıra
Ali Mürteza geldi
La ilahe illallah
Hak lailahe illallah
Ali Mürteza mahım
Yüzüdür kıblegahım
Miraçtaki Muhammed
Alemde padişahım
La ilahe illallah
Hak lailahe illallah
Padişahım yaradan
Okur aktan karadan
Ben pirden ayrı düştüm
Yüz yıl geçti aradan
La ilahe illallah
Hak lailahe illallah
Aramı uzattılar
Yarama tuz attılar
Bir kul geldi Fazlı`ya
Bedestanda sattılar
Sattılar bedestanda
Ses verir gülistanda
Muhammed`in hatemi
Bergüzar bir aslanda
Aslanda bergüzarım
Pir hayalin gözlerim
Hep hasretler kavuştu
Ben hala intizarım
İntizarım çekerim
Lebleri bal şekerim
Ben pirden ayrı düştüm
Gözyaşımı dökerim
Keşiş kurban eyledi
Kafirler kan eyledi
Gökten indi melekler
Yerde figan eyledi
Figan eder melekler
Kabul olsun dilekler
Yezit bir dert eyledi
O dert beni helaklar
Yezit bir dert eyledi
Melekler vird eyledi
Pirim bir şehir yaptı
Kapısın dört eyledi
Dört eyledi kapusun
Lal-ü gevher yapısın
Yezit şehit eyledi
İmamların hepisin
Hasan`a ağu verdiler
Hüseyin`e nice kıydılar
Zeynel ile Bakır`ı
Bir zindana koydular
Zindan da bir ezadır
Cafer yollar gözedir
Caferin de bir oğlu
Kazım Musa Rıza`dır
Taki Naki ağlarım
Gözyaşımla çağlarım
Şah Askeri Mehdi`yi
On ikiye bağlarım
On ikidir katarım
Türlü meta satarım
Yüküm Lal-ü gevherdir
Müşteriye satarım
Satarım müşteriye
Kervan kalkıp yürüye
Cebraili huş eyledi
Cennetteki huriye
Cebrail huş eyledi
Hatırın hoş eyledi
Kanat verdi kuluna
Havada kuş eyledi
Kuş eyledi havada
Gezer dağda ovada
El kaldırmış melekler
Saf saf durur duada
Kul Himmet Üstadım
Kaynakta sözler Kul Himmet Üstadım adına kayıtlı olmasına rağmen,
repertuvarda son dörtlükte Hatai tapşırması var. Kul Himmet
Üstadım`da bu sözler 26 dörtlüktür.
Böyle
Ayrılığı Gören Var M`Ola
Başına gelmişe bir yol danışam
Böyle ayrılığı gören var m`ola
Bir dertli bulam da derdim bölüşem
Böyle ayrılığı gören var m`ola
Aşıklar kalemi böyle yazıldı
Ciğerciğim bölük bölük ezildi
Sinem şerha şerha oldu üzüldü
Böyle ayrılığı gören var m`ola
Aşıklar bağrımı yaralı kodu
İrakipler her yerde hasmınım dedi
Ferhat`ı Şirin`den ayıran cadı
Böyle ayrılığı gören var m`ola
Hak Muhammet Ali bilir halimden
Bülbül vaz gelir mi gonca gülünden
Ayrılığı zor demişler ölümden
Böyle ayrılığı gören var m`ola
Kul Himmet Üstadım haller nic`oldu
Ah ettim irakip belasın buldu
Sevdiğim dağların ardında kaldı
Böyle ayrılığı gören var m`ola
Kul Himmet Üstadım
Dün Gece
Seyrim İçinde 2
Dün gece seyrim içinde
Ben Dedem Ali`yi gördüm
Eğildim niyaz deminde
Ben Dedem Ali`yi gördüm
Kızıl güller deste deste
Bergüzar yolladım dosta
Üç ulu mihmandan üste
Ben Dedem Ali`yi gördüm
Aslanlar gizli meşede
Üç çerağ yanar şişede
Yedi iklim dört köşede
Ben Dedem Ali`yi gördüm
Cennet kapısında duran
Kilidin mührü Kur`an
Yezide kılıcı vuran
Ben Dedem Ali`yi gördüm
Kul Himmet Üstadım düşkün
Yüce dağlar coşkun coşkun
Cümle memleketlerden üstün
Ben Dedem Ali`yi gördüm
Kul Himmet Üstadım
Kul Himmet sözleriyle benzer ancak birkaç küçük değişiklik vardır.
(Hasan Yalıncaklı, Kul Himmet Üstadım, Hayatı, Şiirleri ve
Menkibeleri. Ankara, s.83) Cahit Öztelli, Bektaşi Gülleri adlı
kitabında aynı sözleri Kul Himmet`e ait olarak göstermiştir.
Gafil Gezme
Şaşkın
Gafil gezme şaşkın birgün ölürsün
Dünya kadar malın olsa ne fayda
Söyleyen dillerin söylemez olur
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda
Sen söylersin söz içinde sözün var
Çalarsın çırparsın oğlun kızın var
Bu dünyada üç beş arşın bezin var
Tüm bedesten senin olsa ne fayda
Söylersin de sen sözünden şaşmazsın
Haramını helalini seçmezsin
Tükenir kepeğin su da içmezsin
Akan çaylar senin olsa ne fayda
Kul Himmet Üstadım gelse otursa
Hakkın kelamını dile getirse
Dünya benim deyi zapta geçirse
Karun kadar malın olsa ne fayda
Kul Himmet Üstadım
Gaziantep yöresinden Aşık Hasan Hüseyin kaynak alınarak
yayınlanmaktadır.
Gafil Kaldır Kalbindeki Gümanı 2
Gafil kaldır gönlündeki gümeni
Bu mülkün sahibi Ali değil mi
İrşat etti on sekiz bin alemi
Rızkını da veren Ali değil mi
Gelin vazgeçelim biz bu gümandan
Sakın çıkmayalım dinden imandan
Şefaat umarız on iki imamdan
Onların atası Ali değil mi
Kul Himmet Üstadım ben bir biçare
Acep bulunmaz mı derdime çare
Günahlıyım nasıl varam divane
Divanda oturan Ali değil mi
(Ek)
Var etti milcanı o etti düşman
Ali`ye kast`etti sonra oldu pişman
Hangi kitapta var şol Ömer Osman
Kur`anda okunan Ali değil mi
Bin bir ismi vardır bir ismi Hızır
Her nerde çağırsan orada Hızır
Alim padişahtır Salman da vezir
Bu fermanı yazan Ali değil mi
Kul Himmet Üstadım
Tamamı beş dörtlük olan Kul Himmet Üstadım adına kayıtlı sözlerin
ek olan ikisi repertuara geçmemiştir.
Gafil Kalma
Şaşkın
Gafil kalma şaşkın bir gün ölürsün
Dünya dolu malın olsa ne fayda
Ettiğin işlere pişman olursun
Pişmancalık ele geçmez ne fayda
Bir gün seni götürürler evinden
Hak-kın kelamını kesme dilinden
Kurtulmazsın Azrail`in elinden
Türlü türlü yolun olsa ne fayda
Söylersin de sen sözünden şaşmazsın
Helalini haramından seçmezsin
Kesilir kısmetin suda içmezsin
Akan çaylar senin olsa ne fayda
Sen söylersin söz içinde sözüm var
Çalarsın çırparsın oğlun kızın var
Hiç demezsin üç beş arşın bezim var
Bedestanlar senin olsa ne fayda
Kul Himmet Üstadım çöksem otursam
Türlü varlığımı ele götürsem
Dünya benim diye zapta geçirsem
Bütün dünya senin olsa ne fayda
Kul Himmet Üstadım
Gel Seninle
Bir Kararda 2
Gel seninle bir ahd`aman edelim
Hal evinde har olalım sevdiğim
Bağlanalım bir ikrara duralım
Yaradan`a kul olalım sevdiğim
Doyamadım bu dünyanın tadına
Aşık oldum Muhammet`in adına
Kerem Dedem gibi aşkın oduna
Yana yana kül olalım sevdiğim
Dost cemalin yüzün gören hac`oldu
Kabeyi tavaf eylemek nic`oldu
Sevip sevip ayrılması güç oldu
Mahşerecek bir olalım sevdiğim
Gel seninle bir salaha çıkalım
Enginlerden uğrun uğrun bakalım
Garip bülbül gibi kanat kalkalım
İntizarda bir olalım sevdiğim
Kul Himmet Üstadım nedir çareler
Göz göz oldu sızılıyor yareler
İkimizi bir kefene saralar
Bir kabirde sır olalım sevdiğim
Kul Himmet Üstadım
TRT Repertuvarında kayıtlı olan Gel Seninle Bir Kararda Duralım
adlı türkünün asıl biçimidir.
Seyyah Olup
Şu Alemi Gezerim
Seyyah olup şu alemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkarımla (yar yar) okur yazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Bilmem amelimden yoksa özümden
Ah ettikçe kan yaş gelir gözümden
İki elim kalkmaz (yar yar) oldu dizimden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kul Himmet Üstadım ummana daldım
Gelenden geçenden haberin aldım
Mecnun oldum şallar giyip dolandım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kul Himmet Üstadım
Erzincan
Nurettin Dadaloğlu tarafından derlenmiştir
...........................
|
|
ADEMOĞLU DÜNYAYA GELİNCE
Adem oğlu dünyaya gelince
Taze açılmış fidana benzer
Bir yaşına kadem basınca
Bülbül gibi şakır gülşene benzer
İki yaşında kalkar oturur
Üç yaşında açuk manalar getürür
Dört yaşında hamaylisin götürür
Beş yaşında bağ u bostana benzer
Altısında fehmeder düşünü
Yedisinde düşürür dişini
Sekizinde fehmeder işini
Dokuzunda mah-ı tabana benzer
On yaşında taze güldür kokulur
On birinde gül gibi açılur
On'ikisinde boy gösterür seçilür
On üçünde selvi revana benzer
On dördünde mahbubluğu çağıdır
On beşinde gören aklın dağıdır
On altısında sanki cennet bağıdır
On yedisinde kaşlar kemana benzer
On sekizinde fehmeder arını
On dokuzda gözedür şikarını
Yirmisinde kimse bilmez sırrını
Talimin almış şahana benzer
Yirmi beşinde bir hoşça görünür
Otuzunda akan sular durulur
Otuz beşinde meclislerde anılur
Yarana karışmış irfana benzer
Kırk yaşında gazel gibi bağlarda
Kırk beşinde günahların ağlarda
Ellisinde Suphana bel bağlar da
Yüklemiş yükünü kervana benzer
Elli beşinde ettikleri düş olur
Altmışında pirlik gelür kış olur
Altmış beşinde gözleri yaş olur
Dağ başına çıkmış güneşe benzer
Yetmişinde ağrı iner dizine
Yetmiş beşde duman çöker gözüne
Sekseninde kimse bakmaz yüzüne
Baykuş oturmuş virane benzer
Seksen beşinde beli bükülünce
Doksanın defterin dürülünce
Doksan beşinde ömrün serilince
Bir günde savrulmuş harmana benzer
Kul Hüseyin yüz yaşına varınca
Hakile hak olup yeksana benzer
Dostu
Görmeye Geldim
Arzeyledim dostu görmeye geldim
Ne keremdir dostum cemalin gördüm
O güzel cemalin seyran eyledim
Ne keremdir dostun cemalin gördüm
Mail oldum dostun tatlı diline
Hayran oldum bağda biten gülüne
Selam verdim onun güzel iline
Ne keremdir dostun cemalin gördüm
Her dem arzeyledim dostu görmeyi
Yanyana oturup hatır sormayı
Doldurup doldurup dolu sunmayı
Ne keremdir dostun cemalin gördüm
Hüseyin`im eydür ben dostu gördüm
Açılmış bahçeden gonca gül derdim
Arzulayıp dostun evine geldim
Ne keremdir dostun cemalin gördüm
Kul Hüseyin
Malatya
Kul Hüseyin mahlaslı bu türkü Arapkir yöresinden Süleyman Elver
kaynak gösterilerek yayınlanmıştır.
Çağrışa
Çağrışa
Çağrışa Çağrışa Havada Turnam
Bagdat`tan Mi Geldin, Ağzında Hurman
Emanetin Sana, Sılama Uğra
Eğlen Turnam, Eğlen, Pire Gidelim
Ali`nin Çağırdığı Yere Varalım
Hasan`la Hüseyn`e Gönül Verelim
On İki İmamlara Yüz Sürelim
Eğlen Turnam, Eğlen, Pire Gidelim
Kerbela Çölünden Sakin Mi Geldin
Ne Yaman Ötersin, Bağrımı Deldin
Sen De Benim Gibi Yetim Mi Kaldın
Eğlen Turnam, Eğlen, Pire Gidelim
Aglamışam Ela Gözde Yaşım Var
Kaynamışam Her Ocaktan Aşım Var
İmam Hüseyn Eşiğinde İsim Var
Eğlen Turnam, Eğlen, Pire Gidelim
Kul Hüseyn`im Der Ki Kaynadım Coştum
Bu Aşkın Elinden Serimden Geçtim
Çağrışa Çağrışa Aralar Aştım
Eğlen Turnam Eğlen, Pire Gidelim
Kul Hüseyin
Orta Anadolu
Ezeli
(İndim Seyreyledim Demi)
İndim seyreyledim demi devrani
Ay doğmadı vallah günden ezeli
Katarlanmış şahın gerçek kulları
Kim bu mülke kondu bundan ezeli
Derya kenarında mülküm sel aldı
Üstad nefesinden gerçek kul oldu
Değirmene vardım unum yel aldı
Yüküm tane idi undan ezeli
** gördüm can oldum
Muhammed`e erdim gevherkan oldum
Kaptan kaba süzüldüm kızıl kan oldum
Bir kadre (damla) su idim kandan ezeli
Muhammed Ali`nin darına durdum
Kırklar meydanından bu deme erdim
Yolcunun durağı o hana vardım
Durağım kandildir handan ezeli
Kul Hüseyin`im bunu böyle söyledi
İnip aşkın deryasını boyladı hemen boyladı
Dünkü gelen aşık bugün söyledi
Biz bunu söyledik dünden ezeli
Kul Hüseyin
Orta Anadolu
Fena Dünya
İçin Gam Çekme
Fena dünya için gam çekme gönül
Her dem ağlayıp da gülmeli değil
Sevda dedikleri sel misalidir
Fikredip ummana dalmalı değil
Ceht etmeyince karlı dağ aşılmaz
Sarrafın yanında altın pul olmaz
Yiğidin başına gelmedik olmaz
Başına gelene gülmeli değil
Geçersiz dünyayı geçip boylama
Görmediğin yere bühtan eyleme
Bir kimsenin gıybetini söyleme
Bühtan edip kana girmeli değil
Hüseyin`in sözünü olmuş söyle
Varıp etrafından sor sual eyle
Zamane halkının ahvali böyle
Muhabbetsiz yere varmalı değil
Kul Hüseyin
Orta Anadolu
Gel Hoca
Bizlere İlmini Satma
Gel hoca bizlere ilmini satma
Hak mihman olduğun yeri bildin mi
El ayıbın görüp günaha batma
Felek dolabında zarı bildin mi
Evvel kapı şeriattır girerler
Tarikatta gonca güller dererler
Canlar menziline orda ererler
Acep menziline erebildin mi
Şeriat dildedir tarikat canda
Gönül dost evinde mihmandır onda
Bunca velilerin mekanı kanda
Hakikat ilinde sırrı bildin mi
Kul Hüsey`n`im kemter nedir çaresi
Ne kadardır arşın kürkün arası
Uyumuşken yüreğimin yarası
Ey hoca sızlattın sarabildin mi
Kul Hüseyin
Ne Güzel
Uymuş
Hey erenler akıl fikir eyleyin
Dağlara da duman ne güzel uymuş
Yaradan Allah`a şükür eyleyin
Mümine de iman ne güzel uymuş
Daim geceleri dağlar başında
Hiç bir hile yoktur onun işinde
Alıp gezdirirdi çölün başında
Ali`ye de Selman ne güzel uymuş
Kul Hüsey`n`im yeşil giyer eynine
Hiç bir hile getirmedi göynüne
Kurdu kuşu lütfeylemiş kendine
Tabiata insan ne güzel uymuş
Kul Hüseyin
Erzincan
Aynı yöreden Ali Ekber Çiçek kaynak gösterilerek yayınlanmıştır.
Sen Yanma
Diye
Ben çürümüş bir asayım
Zindanlara yol eyledi dert beni
Çarmıha gerilmiş bir İsa`yım
Çivilere zapteyledi dert beni
Pir Sultan`ı darda gördüm
Darağaca vur eyledi aşk beni
Hacı Bektaş`ı kırda gördüm
Bir ceylana pir eyledi aşk beni
Her yangına her ataşa
Köz eyledi dert beni
Bu dağlara bu yollara
Toz eyledi aşk beni
Ben yanarım aşk için
Ben yanarım gül için
Bu ateş sönmesin diye
Ben yanarım kim için
Ben yanarım sen için
Bari sen yanma diye
Ben yakılmış bir ozanım
Yangınlara kül eyledi dert beni
Kerbela çölünde bir Hüseyin`im
Damla suya kul eyledi dert beni
Ben Yunus`u nurda gördüm
Dergahina gül eyledi aşk beni
O Mecnun`u firarda gördüm
Bir Leyla`ya deleyledi aşk beni
Kul Hüseyin
Orta Anadolu
Söylenir
Gezersin
Söylenir gezersin de yaban ellerde
Bağdat diyarına da vardın mı durnam
Medine şehrine Fadime anayı
Efendim nazlı Sunayı
Makamı boyları da gördün mü durnam
Medet dergahında da gülüm var
Yar yar efendim gülüm var yar yar
O dergaha yüzlerin sürdün mü durnam
O dergaha yüzlerin sürdün mü durnam
Tılısım erenlerin dost elinden
Kırkların narına durdun mu durnam
Ah yar yar dost dost medet yar yar aman
Kul Hüseyin der ki biz de varalım
Varıp dergahına da yüzler sürelim sürelim
Canları feda edip dostu görelim
Sen de bu sırlara erdin mi durnam
Ah yar yar dost dost medet yar yar aman
Ah yar yar dost dost dost medet
Yaylalar yar yar yar
Ah can cana dost cana cana
Samahı dönenler otursun şu yana
Kul Hüseyin
İzmir
Turnam
(Devredip Gezerken)
Devredip gezerken dar-ı fenayı
Bağdat diyarına vardın mı turnam
Medine şehrinde Fatma Anayı
Makamı andadır gördün mü turnam
Biz de beli dedik nice uluya
İman aldık ikrar verdik veliye
Necef deryasında İmam Ali`ye
Bu deryaya yüzler sürdün mü turnam
Medayin şehrinde Selman`a varıp
Bağdat`ta Kazım`ın kabrini görüp
Baş eğip hem eşiğine yüz sürüp
İkrara bent olup durdun mu turnam
Her şehit de Kerbela`da çürümez
Haktan izin yoktur kalkıp yürümez
İmam Hüseyin`in kanı kurumaz
Şehitler serdarın gördün mü turnam
Hazreti Eyyub`un nikabın kaldır
Tende iki kurt var neye maildir
Biri ipek sarar biri malımdır
Bunların sırrına erdin mi turnam
Veysel Karan`im der ki hakka varalım
Serin verdi On İki İmam yolunda
İmam Mehdi hangi vakt u zamanda
Nasıl zuhur eder sordun mu turnam
Kul Hüsey`n`im der ki hakka varalım
Varıp o dergaha yüzler sürelim
Can baş feda olsun Şahı görelim
Sen de o sultanı gördün mü turnam
Kul Hüseyin
Çorum
Aynı yöreden Aşık Haşimi kaynak gösterilerek yayınlanmıştır.
Ayrıca Aşık Ali Metin tarafından da uzun hava olarak bestelendi.
Yolları
Salınıp da dost eline giderken
Ne acayip vardır yolu yaylanın
Selvi boylum gonca gülü verirken
Açılır yaprağı dalı yaylanın
Yayla sen gibi yayla nerde olur
Seni arayanlar yurdunda bulur
Pare pare olmuş karların erir
Akar boz bulanık seli yaylanın
Nergisin menekşen karışık biter
Dalında dal vermiş reyhanın tüter
Senin kokuların aleme yeter
Burcu burcu kokar gülü yaylanın
Her sabah her sabah hava nemlenir
Yaz gelince aşıkların canlanır
Sen yaylasın eller sende dinlenir
Eser ılgın ılgın yeli yaylanın
Hüseyin`im pervaz vurup uçunca
Hasretli gözüm kanlı yaş dökünce
Koyunlar meleşir evler göçünce
Issız kalır n`olur hali yaylanın
Kul Hüseyin
Zamanede
Bir Hal Gelmesin Başa
Zamanede Bir Hal Gelmesin Başa
Ahdı Bütün Sadık Bir Yar Kalmamış
Efendim, Tabibim, Cananım
Kalleş Yar Olana Dost Demem Haşa
N`olacak Muhannet Meydan Görmemiş
Ben Bir Yar İsterem Derun-U Dilden
Sarfede Varını Geldikçe Elden
Efendim, Tabibim, Cananım
Beni Setreyleye Abudan Elden
Her Yüze Gülen Yar Olmuş Olmamış
Hüseyin Beyhude Ah Etme Naçar
Bir Kapı Örterse Birini Açar
Efendim, Tabibim, Cananım
Buna Dünya Derler Hepisi Geçer
Hangi Günü Gördün Akşam Olmamış
Kul Hüseyin
Orta Anadolu
..............................
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir Dost
Bir Post Yeter Bana
Cümle dünya sizin olsun
Bir dost bir post yeter bana
Atlas diba senin olsun
Bir dost bir post yeter bana
Beyler tahtından inerler
Ayaksız ata binerler
Toprağa gömüp dönerler
Bir dost bir post yeter bana
Sanır mısın kalsam gerek
Bilir misin n`olsan gerek
Bin yıl yaşar ölsen gerek
Bir dost bir post yeter bana
Karun malın verirlerse
Beni sultan kılarlarsa
Alem kulum olurlarsa
Bir dost bir post yeter bana
Sonu yok devletten bolur
Ecel gelir seni bulur
Seyit Seyfi işin bilir
Bir dost bir post yeter bana
Seyit Nizamoğlu
Erzincan
İpek Bayrak tarafından bestelendi.
Senden
Midir Benden Midir
Yandıklarım şam-ı seher
Senden midir benden midir
Başımdaki aşktan eser
Senden midir benden midir
Bağrımdaki taşım benim
Gözümdeki yaşım benim
Ah oldu yoldaşım benim
Senden midir benden midir
Feryadım çıktı göklere
Düşmeli oldum dağlara
Eriştiğim bu çağlara
Senden midir benden midir
Terkettiğim canı teni
Yok eylediğim ben beni
Her gördüğüm sanmak seni
Senden midir benden midir
Seyit Nizamoğlu bana
Benliksiz ah senden yana
Sen ben sözü bilmem bana
Senden midir benden midir
Seyit Nizamoğlu
..................................
|
|
1519'da yazdigi ''Fazilet
name''
(Erdem kitabi) adındaki 7300 beyitten olusan manzum bir eseri bulunmaktadır. Bu
Hz. Muhammed ile Hz. Ali'nin erdemlerinden kerametlerinden, cenklerinden methiye
olarak bahseden, Alevilerce kutsal sayilan bir kitaptir . Mesnevi tarzinda
yazilmistir. Yeni yaziyla Emek Basimevi tarafindan basilmistir. Fakat bu baskida
bir çok imla hatalari bulunmaktadir. Bu siirlerin bir bölümünde hurufi temalari
islenmistir. Yemini, Alevi ve Hurufi inancina bagli bir ozandir. Insan - Tanri
birliginin harflerle açiklanabilecegine inanir. Siirleri Bektasilik ile ilgili
yazma dergilerde daginik halde bulunmakta olup, bazi siirleri gazel tarzinda
yazilmistir.
Gerdis-i carh-i felek seyran-i ask
Cümle esya tabi-i Ferman-i ask
Ayn-ü sin kaf-i Hak vechindedir
Hüsnünü gören olur kurban-i ask
dizeleriyle askin niteliklerini, etkinligini, özelligini dile getirirken Yunus
Emre'nin anlayisina, düsüncelerine katilir. Arinmanin, ölümsüzlügün ve
olgunlasmanin yolu saydigi ask ile Tanri'ya ulasacagina içten inanir. Siirde söz
edildigi gibi eski yazida ask (ayn-sin-kaf) harfleriyle yazilir.
Divan gelenegine baglidir. Hurufilige yatkin bir egilimi vardir. Siirlerinde
Fazlullah Hurufi'nin izini sürdügü, onun görüs ve düsüncelerinden esinlendigi
anlasilmaktadir.
Eserlerinden bazilari:
Lam eliften arsa pervaz eyledim
Kaf u nun'dan basima taç eyledim
Kuvvet u savt ü kelam nutku ruh
Cümlesini hüsne muhtaç eyledim
Nüh felek burcunda kurdum hameyi
La mekan yurdunu taraç eyledim
Suret -i sabin katat görmek için
Perde püsi ne miraç eyledim
Beyt-i mamur içre mesken tutalı
Ey Yemin'i günde bir hac eyledim
Gerdis-i Çerh-i felek seyran-i ask
Cümle esya tabi -i ferman-i ask
Zahid ü abid hacerdendir meğer
Bu sebebden olmaz ol mihman-i ask
Ayn ü sin ü kaf-i Hakk vechindedir
Hüsnünü gören olur kurban-i ask
Küntü kenz'in hanesinden geldi us
Zahir oldu aleme sultan-i ask
Zülf ü kas u kirpiğinden dembedem
Görünür aşıklara ihsan-i ask
Suret-i sabin katat fazl-i Ilah
Dünye vü ukba'da ol canan-i ask
Padisah-i dehr olursa nagehan
Bende eyler özüne Rahman-i ask
Ey Yemini asik-i vech ol bu gün
Geldi çün asiklara devran-i ask
...........
Suretin nakşında gördüm
Fazl-i ism-i a'zamı
Zülf ü kas u kirpiğindedir Süleyman hatemi
Limeallahin hayaalidir yüzün vech -i ilah
Gösterir mir'at-i mü'min on sekiz bin alemi
Kim ki sacid olmadi hüsnün önünde ey sanem
Sen ani merdi1d-i seytan bil degildir ademi
Arif-i nefs olmayinca nefsini bilmez fakih
Ger olursa Hayderi vü jende-püs-i Edhemi
Ey Yemini tayyib ü tahir olunmaz söyle bil
Her kim içmez saki-i Kevserden ab-i zemzemi
................
Dediler ki keramet kani Hayder
Dayanmaz derdimin derrnani Hayder
Kamu mümin'lerin kalbinde mihrin
Olubdur dini hem imani Hayder
Hakk'in kudreti sende ayandir
Velayet mülkinin sultani Hayder
Imamü'l Müttekinsin bellü bayik
Erenler merdinin merdan'i Hayder
Cemad'a dil verirsin emr-i Yezdan
Verir nutkun ölüye cani Hayder
Behist ehline saki'i ezelsin
Hakk'in sende erer ihsani Hayder
Yemini dermendde kil inayet
Delalette komagil ani Hayder
|
|
|
|
|
|
|
|
......................
SULTAN BABA
ARİFLERİN SOHBETİ
Ariflerin sohbeti candan olur
Küfür gider Lutf-u imandan olur
Tarikatta taatin temiz kılan
Kendi ümmet, tarıkı dinden olur
Talep ile nefsini bilmeyene
Zira bilmezsen kusur senden olur
Bunca nimetler yenilip içilir
Bilir misin aslını kandan olur
Gelsin gevher alan madenini buldum
Maden benim ol gevher benden olur
Genci buldun ise key faş eyleme
Kavga düşer aleme dandan olur
Arifler sohbeti Muhyeddin Abdal
Bile nur bilmeze zindan olur
................
.................
Doğruya
Nazar Eyleriz
Doğruya nazar eyleriz
Biz eğri nazar bilmeyiz
Naktile pazar eyleriz
Veresi pazar bilmeyiz
Haktır sevdiğimiz bizim
Haktır övdüğümüz bizim
Boyun eğdiğimiz bizim
Haktan özge yar bilmeyiz
Sazımızı ele aldık
Namusu deryaya saldık
Aşkile meydana geldik
Zincir ile dar bilmeyiz
Muhittin Abdal coşunca
Çiğler özünde pişince
Gönlümüze yar düşünce
Hiç sabrı karar bilmeyiz
Muhittin Abdal
Gönlümüze
Yar Düşünce
Doğruya Nazar Eğleriz Biz
Eğri Nazar Bilmeyiz
Nakt İle Pazar Eğleriz
Veresi Pazar Bilmeyiz
Hak`tır Sevdiğimiz Bizim
Hak`tır Övdüğümüz Bizim
Boyun Eğdiğimiz Bizim
Hak`tan Özge Yar Bilmeyiz
Sazımızı Elem Aldı
Namusu Deryaya Saldı
Aşk İle Meydana Geldik
Zincir İle Dar Bilmeyiz
Muhittin Abdal Coşunca
Çiğler Özünde Pişince
Gönlümüze Yar Düşünce Biz
Sabrı Karar Bilmeyiz
Muhittin Abdal
İnsan İnsan
Dedikleri
İnsan insan dedikleri
İnsan nedir şimdi bildim
Can can deyü söylerlerdi
Ben can nedir şimdi bildim
Kendisinde buldu bulan
Bulmadı taşrada kalan
Müminin kalbinde olan
İman nedir şimdi bildim
Bir kılı kırk yardıkları
Birin köprü kurdukları
Erenler gösterdikleri
Erkan nedir şimdi bildim
Sıfat ile zat olmuşum
Kadr ile berat olmuşum
Hak ile vuslat olmuşum
Mihman nedir şimdi bildim
Muhiddin eder Hak kadir
Görünür her şeyde hazır
Ayan nedir pinhan nedir
Nişan nedir şimdi bildim
Muhittin Abdal
.................................
|
|
Bektaşiliğin ikinci piri Balım Sultan'dan el almıştır. Bir süre Necef-i
Eşref'te Hz. Ali Türbesi'nde türbedarlık, babalık yapmıştır, (1587-1618)
yıllarında İran'da saltanat süren Şah Abbas'la görüşmüştür. Anadolu'nun bir çok
yerlerini ve daha sonra da, Bulgaristan'da Deliorman ve Debruca'yı dolaşmıştır.
Necef'ten dönüşünde, Deliorman yöresinde bulunan Demir Baba tekkesini ziyaret
etmiş ve ondan bilgilenmiştir. Demir Baba, soy zinciri itibariyle Peygamber'e
ulaşır.
Demir Baba Velayetnamesi'nde, Virani'nin Demir Baba ile görüşmesi şöyle
anlatılır: Demir Baba'ya, Arap ve Açem dillerini bilen bir kimse geldiği ve
müridleriyle Rumeli'ye geçtiği ve bu kişinin adının da Virani olarak söylendiği
bildirilir. Ancak gaflet içinde olduğu ve "Kutupluk'' davası güttüğü de ilave
edilir. Demir Baba manevi yönden kendisinin daha üstün olduğunu göstermek ister.
Demir Baba, o tarihlerde yüz yirmi yaşına ulaşmış ulu bir ihtiyardır.
Virani, onun batın kılıcıyla yenilir, yere geçer. Huzurunda divan durup, niyaz
eder. Demir Baba'dan icazet ister. Ancak, önce Virani'ye nasihatler verir :
- Kişi böyle sevdalarda olmasa gerek. Kur'an'a uy Sure-i Fatiha'da ne kadar harf
olduğunu bilir misin? Onlardan geçmeyen veli olmaz. Bu kadar suhufla (harfle)
dört kitabı yutsa bile. Kapıdan girmeyen, içeride ne olduğunu bilmez. Bilen
aşık da, dava kılmaz. Kimse kusuruna kalmaz ... '
Bu nasihatten sonra Demir Baba, Virani'ye icazet verir.
Virani, oradan Otman Baba Sultan'ı ziyaret etmek için yola çıkar. Sabahleyin
Karlıova'da Hafız Zade Türbesi'ne gelir. Ancak Virani rahatsızlanır ve öğleden
sonra orada hakka yürür. Avlu kapısı önüne gömülür.
Demir Baba Velayethamesi'nde de söz edildiği üzere, Virani, Arapça, Farsça bilen
güçlü bir şairdir. Virani Baba Divanı ile Virani Baba Risalesi adlı basılmış
eserleri günümüze kadar gelmiştir, Özellikle Hz. Ali'yi öven, On iki İmam'ı dile
getiren coşkulu methiyeleri vardır
Nedir ey gaziler benim yandığım
Haldan bilmez yar elinden dertliyim
Bu aşkın ateşi yaktı sinemi
Pervaneyim nar elinden dertliyim
Gafletten uyandım gözümü açtım
Aşkın kürresinde kaynadım piştim
Yavru şahan gibi tuzağa düştüm
Kurtulamam tor elinden dertliyim
Binbir niyaz ettin eğledin beni
Bir kadim ikrara bağladın beni
Gül diye dikene dağladın beni
Kokulatmaz har elinden dertliyim
Çıktım şu alemi seyran etmeye
İkrar verdim bu ikrarı gütmeye
İndim bedestana pazar etmeye
Şenliği yok şar elinden dertliyim
Virani'yem çekem yarin kahrını
Ver doldur içeyim aşkın zehrini
Muhabbete saldık gönül bahrını
Geçti zaman zar elinden dertliyim
...............
.......................
......................
...............
................
Gel Dilber Ağlatma Beni
Gel dilber ağlatma beni Şah-i Merdan aşkına
Dü cihanın raniması Şir'i Yezdan aşkına
Şahım Hasan Pir Hüseyin Kerbela meydan için
Lütfedip bağışla cürmüm Ali Süphan aşkına
İmam Zeynel Abidin'in abına yundunusa
Arayıp kendi özünde Bakır'ı buldunusa
Ceddin evlad-ı Muhammet Cafer'i bildin ise
Rahme gel ol Şah-ı Merdan Ali Ümran aşkına
Seyit Musa'yı Kazım'dır ehlibeytin serveri
Canı aşkı nuş edenler müpteladır ekseri
Şah'ı Şehidi Horasan İmam Rıza'dan beri
Müptelayım merhamet kıl Kalb-i Viran aşkına
Ey Virani çıkma yoldan doğru raha gel beri
Muhabbet şevkat senindir ey Hasan-ül Askeri
Evliyalar serfirazı Hacı Bektaş-ı Veli
Sen ganisin ver muradım devri mihtan aşkına
................
|
|
|
|
1600-1700 TAMAŞVAR
17.yüzyılda yaşamaış, Avrupa’da bir çok savaşlara katılmış bir yeniçeri olabilir. Tamaşvar Kalesinin terk edilmesi 1683, II.Viyena Kuşatması, Uyvar,Eğriboz, Estergon Kalelerinin elden çıkması, Budin’in 1686, Belgrad’ın 1688 düşmesi olaylarına tanıklık etmiştir. Bunları şiirlerinde işlemiştir.
|
|
1600-1700
|
|
|
|
|
|
Merhamet KIl
Merhamet kıl kaşı keman
Ehl-i imana benzersin
Sallanıp gezdiğin zaman
Selvi revana benzersin
Mah yüzünden nur saçılır
Gerdanda zemzem içilir
Türlü çiçekler açılır
Baharistana
benzersin
Gevheri metheder seni
Yaş yerine döker kanı
Gel mahzun gönderme beni
Ulu divana benzersin
.....................
Şunda bir güzele gönül düşürdüm Öpmeli kocmalı değmeli değil Aşkın deryasını boydan aşırdım Karadır gözleri sürmeli değil
A
h elinden zülf-i kemendim benim......................
...............................
Bu gün ben bir bağa girdim
Ne bağ duydu ne bağbancı
Gülün şeftalisin derdim
Ne bağ duydu ne bağbancı
Bağın duvarından astım
Kırmızı gülüne koştum
Öptüm sardım helallaştım
Ne bağ duydu ne bağbancı
Bağın kapusunu açtım
Sanasın cennete düştüm
Doldurdum badesin içtim
Ne bağ duydu ne bağbancı
Seherin tan yeri attı
Bülbül elvan elvan attı
Gevheri yükünü tuttu
Ne bağ duydu ne bağbancı
...........................
|
|
Gine Dertli Dertli İniliyorsun,
Sarı Durnam Sinem Yaralandı Mı.
Hiç El Değmeden De İniliyorsun.
Sari Durnam Sinem Yaralandı Mı,
Yoksa Ciğerlerin Parelendi Mi.
Yoksa Sana Ya Düzen Mi Düzdüler,
Perdelerin Tel Tel Edip Üzdüler.
Tellerini Sırmadan Mi Süzdüler.
Allı Da Durnam,Telli De Durnam,
Sinem De Yarelendi Mi.
Yoksa Ciğerlerin Parelendi Mi.
Havayı Ey Deli Gönül Havayı
Ay Doğmadan Şavkı Dutmuş Ovayı
Türkmen Kızı Gater Etmiş Mayayı
Çekip Gider Bir Gözleri Sürmeli
Kuru Kütük Yanmayınca Tütermi
Ak Gerdanda Çifte Benler Bitermi
Vakti Gelmeyince Bülbül Ötermi
Ötüp Gider Bir Gözleri Sürmeli
Dere Kenarında Yerler Hurmayı
Kılavuz Ederler Telli Durnayı
Ak Göğsün Üstünde İlik Düğmeyi
Çözüp Gider Bir Gözleri Sürmeli.
Karacoğlan Der Ki Geçti Ne Fayda,
Bir Vefa Kalmadı Ok İle Yayda.
................
|
|
|
|
SEHERDE UĞRADIM BEN BİR GÜZELE
Seherde uğradım ben bir güzele
Güzel dedim zülüflerin ne kara
Korkarım ki ela gözler göz ala
Gözleri sürmeli kaşlar ne kara
..................
BÜLBÜL OLDUM GÜL DALINDA ŞAKIRIM
Bülbül oldum gül dalında şakırım
Gül dalında biten gül nene yetmez
Süleyman'ım kuş dilinden okurum
Bana ta'lim olan dil neme yetmez
Aşk kitabın açtım okur yazarım
Hakk'a doğru açılmıştır nazarım
Neme gerek dağı taşı gezerim
Şol pirime giden yol neme yetmez
Derviş oldum bir eteğin tutarım
Hakk'a doğru çekilmiştir katarım
Baykuş gibi garip garip öterim
Issız viranede çöl neme yetmez
Şu dünyanın olacağı malumdur
Bu ilmin aslına eren alimdir
Az yaşa çok yaşa sonu ölümdür
Eski hırka ile çul neme yetmez
Budala'm sırrına kimseler ermez
Tevekkül mal altın eteğin komaz
Kişi kısmetinden ziyade yemez
Bana kısmet olan mal neme yetmez
....................
|
|
YAVRU TURNAM
YAVRUM TURNAM SENİ ALDIRDIM
KARLAR YAĞDI BORAN OLDU
Karlar yağdı boran oldu
Şimdi garip başın dağlar
Yaradan Mevlâ'ya kaldı
Senin cümle işin dağlar
Felek hatırın' yıkmada
Çeşminin yaşı akmada
Ruzigâr kahrın' çekmede
Yok akranın eşin dağlar
Dört yanın duman olalı
Oluptur başın belalı
Sümbülün bitmez olalı
Gam oldu yoldaşın dağlar
Avcılar şikâre çıkar
Sığını kemende çeker
Yaz bahar olıcak akar
Gözlerinden yaşın dağlar
Yaylağında biter lâle
İcazet olur sümbüle
Mehemmet der sabır eyle
Gerçek olur düşün dağlar
BE YARENLER YİNE EVVEL BAHARDIR
Be yarenler yine evvel bahardır
Bülbül intizarlık kılar durmayıp
Kuşlar ahenk edip çığrışıp öter
Kalbin kasavetin siler durmayıp
Kadir Mevlam kudretini bildirir
Daim ağlar kullarını güldürür
Menekşeler külahını kaldırır
Yeşil çemenlerde yeler durmayıp
Her ağaçlar sücü dolmuş içilmiş
Yeryüzüne ab-ı hayat saçılmış
Gök sümbül kırmızı lale açılmış
Güller ağzın açmış güler durmayıp
Misal-i Ravzadır Cennet-i Rıdvan
Firdevs bahçesine benzemiş cihan
Kırmızı hulleler giymiş erguvan
Selvi dalı başın sallar durmayıp
Bizim illerimiz aydın illeri
Çifte çifte bülbüllüdür dalları
Kul Mehemmed eydür seher yelleri
Yarin siyah zülfün böler durmayıp
...............
BUNCA DEMDİR ÇEKTİĞİM HASRET
Bunca demdir hasretliğin çekerim
Gel sevdiğim geld(i) ayrılık günleri
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim
Gel sevdiğim geld'ayrılık günleri
Neler gelir koç yiğidin serine
Gece gündüz yanar aşkın narına
Gün bugündür Hak kefildir yarına
Bil sevdiğim geld'ayrılık günleri
Kapında bulunur bay ile geda
Can ile ser gayrı yoluna feda
Şimden sonra sana gayrı elveda
Kal sevdiğim geld'ayrılık günleri
Bülbülünüm feryadım var zarım var
İnci cevher madenidir şarım var
Lale sümbül al çiçekli yarim var
Gül sevdiğim geld'ayrılık günleri
Deli gönül karlı dağları aştı
Hicr oduyla dertli sinemiz pişti
Kul Mehemmet yine gurbete düştü
Yol sevdiğim geld'ayrılık günleri
................
HER DEM YÜZÜME GÜL GİBİ
Her dem yüzüme gül gibi
Gülen dilberin kuluyum
Ben ağladıkça yaşımı
Silen dilberin kuluyum
Naz ile salan başını
Oynadıp gözü kaşını
Rahmedip ben yoldaşını
Anan dilberin kuluyum
Mağrur tutmayup kendini
Alçak tutuben gönlünü
Arayıp derdimendünü
Bulan dilberin kuluyum
Soyunup giren koynuma
Rahimsiz gelmez aynıma
Siyah zülfünü boynuma
Salan dilberin kuluyum
Kul Mehemmet eydür ferman
Hastasına eder derman
Benimle her gece mihman
Olan dilberin kuluyum
ELA GÖZLÜ CANIM
Behey ela gözlü canım
Kul olmaya geldim sana
Gönül tahtında sultanım
Kul olmaya geldim sana
Ne yerdeyiz ne gökteyiz
Dünü günü firkatteyiz
Elim vermez hasretteyiz
Kul olmaya geldim sana
Evlerinin önü yoldur
Kerem kıl aşıkın güldür
Gerek ağlat gerek öldür
Kul olmaya geldim sana
Koynunda turuncu gizli
Tatlı dilli şirin sözlü
Şahin gibi kara gözlü
Kul olmaya geldim sana
Kerem eyle benden kaçma
Sakın yadlar ile yatma
Gamzen okun bana atma
Kul olmaya geldim sana
Mehemmet eydür kulunum
Başı açık bir delinim
Ta ezelden muhibbinim
Kul olmaya geldim sana
|
|
Nem Kaldı
(Seni Terk Eylesem)
Seni terk eylesem kaşları keman
Vefası olmayan yardan nem kaldı
Cefalım yok mudur göğsünde iman
Divane eyledin arda nem kaldı
Ayrılasın bencileyin eşinden
Bir dem sevda gitmez olsun başından
Bu ayrılık kıldı beni işimden
Arayıp gezerim karda nem kaldı
Akar gözyaşlarım bir dem silinmez
Kapuda kul oldum adım bilinmez
Ko serim sağ olsun yar mı bulunmaz
Kadrimi bilmeyen yârda nem kaldı
Kul Mustafa der ki severim candan
Gözlerim doludur kan ile nemden
Sevdiceğim farığ olduysa benden
Çıkayım gideyim şunda nem kaldı
Kayıkçı Kul Mustafa
Tez Gel
(Kıyamet Haşre Dek)
Kıyamet haşre dek beklerim seni
Bu garip gönlümün mihmanı tez gel
Ahu tek çöllerde ağlatma beni
Bu garip gönlümün mihmanı tez gel
Uçtu gönül kuşu hava eyledi
Bülbül mekanında yuva eyledi
Ayrılık tellah nida eyledi
Bu garip gönlümün mihmanı tez gel
Bülbülün mekanı çalı bucağı
Dilberin mekanı aşık kucağı
Ölürsem körelir babam ocağı
Bu garip gönlümün mihmanı tez gel
Mustafa`m çağırır kalmadı takat
Beni Mecnun etti gözleri afet
Melek nesli misin ey selvi kamet
Bu garip gönlümün mihmanı tez gel
Kayıkçı Kul Mustafa
Yücesi
Dumanlı Boranlı Dağlar
Yücesi dumanlı boranlı dağlar
İncitmen sunamı yol verin gitsin
Eyyamı şitada bahara erişsin
Eline bir deste gül verin gitsin
Uğratman sunamı kışa, borana
Kader kısmet durulmadı çare ne
Eşinden ayrılıp giden ceylana
Düzelin a dağlar yol verin gitsin
Mustafa`m der cemaline doyulmaz
Seni görmeyince takatım gelmez
Dostum gurbet elde yolun bulunmaz
Bir takım kılavuz kul verin gitsin
Kayıkçı Kul Mustafa
............................
|
|
XVı Yüzyıl şair ve ozanıdır. Esas ismi Ali'dir.
BEN YİTİRDİM BEN ARARIM
Ben yitirdim ben ararım yar benimdir kime ne
Kah girerim öz bağıma gül dererim kime ne
Kah giderim medreseye ders okurum Hak için
Kah giderim meyhaneye dem çekerim kime ne
Sofular haram demişler bu aşkın şarabına
Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne
Ben melâmet hırkasını kendim giydim eğnime
Ar u namus şişesini taşa çaldım kime ne
Sofular secde ederler mescidin mihrabına
Yâr eşiği secdegâhım yüz sürerim kime ne
Kah çıkarım gökyüzüne hükmederim Kaf-be-Kaf
Kah inerim yeryüzüne yar severim kime ne
Kelp rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah
Ben severim sevdiğimi günah benim kime ne
Nesimi'ye sordular ki yarin ile hoş musun
Hoş olayım olmıyayım o yar benim kime ne
................
..
YAPTIĞIMIZ KABEDİR
Yıktığımız kilise
Şu bizim seyranımız
Bir seyrana benzemez
Süleymanlar içinde
Ali bir Süleyman'dır
Süleymanlar bildiler
Süleyman'a benzemez
Abdesimiz katlanmak
Namazımız sabretmek
Biz bir oruç tutarız
Ramazana benzemez
Kitabımızda kıl var
Dağlar kadar görünür
Bir bir âyet okuruz
Bir Kur`an'a benzemez
Kul Nesimi sen seni
Mânâ bilir söylersin
Biz bir deniz geçeriz
Bir ummana benzemez
.................
UYKUDAN UYANMIŞ ŞAHİN BAKIŞLIM
Uykudan uyanmış şahin bakışlım
Dedim sarhoş musun söyledi yok yok
Ak elleri elvan elvan kınalı
Dedim bayram mıdır söyledi yok yok
Dedim ne gülersin dedi nazımdır
Dedim kaşın mıdır dedi gözümdür
Dedim ay mı doğdu dedi yüzümdür
Dedim ver öpeyim söyledi yok yok
Dedim aydınlık var dedi aynımda
Dedim günahım çok dedi gönlümde
Dedim mehtap nedir dedi koynumda
Dedim ki göreyim söyledi yok yok
Dedim vatanım mı dedi ilimdir
Dedim bülbül müdür dedi gülümdür
Dedim Nesimi şah dedi kulumdur
Dedim satar mısın söyledi yok yok
................
GEL BENİ AĞLATMA ŞAHIM
Gel beni ağlatma Şah'ım
Ben sana kullar olayım
Gel bana ceylan bakışlım
Ben sana kullar olayım
Bir gonca bülbülün idim
Geldim dalında ötmeğe
Sanma ağlatma düşmez
Ben sana kullar olayım
Açtın zülüfün telinden
Zülüfün ucu mâh gibi
Kesip de yabana atma
Ben sana kullar olayım
Nesimî can Nesimî
Derdime bir çare kıl
Ezelden seni sevdim
Ben sana kullar olayıM.
................
GAZEL
cananı benim sevdiğimi can bilir ancak
gönlüm dileğin dünyada canan bilir ancak
bildim hem akl ile hem ilm ile hakkı
şöyle bildim onu ki kuran bilir ancak
ibdal oluben beyliğin eden arifi gör ki
bu saltanatın kadrini sultan bilir ancak
kim aşk denizine dalıp gark olagörsün
bu aşk denizinin bahrini umman bilir ancak
ey saki getir devr-i ayağın tozu ile sun ki
bu devr-ayağın devrini devran bilir ancak
işret meclisine gelip giden meyler içilir
pinhane çeker şöyle ki şeytan bilir ancak
hiç kimse Nesimi sözünü fehm edebilmez
bu kuş dilidir bunu süleyman bilir ancak
.............
Ben
Melamet Hırkasını (Kime Ne) 1
Ben melamet hırkasını
Kendim giydim eynime
Ar u namus şişesini
Taşa çaldım kime ne
Gah çıkarım gökyüzüne
Seyrederim alemi
Gah inerim yeryüzüne
Seyreder alem beni
Gah giderim medreseye
Ders okurum hak için
Gah giderim meyhaneye
Dem çekerim kime ne
Sofular haram demişler
Bu aşkın şarabına
Ben doldurur ben içerim
Günah benim kime ne
Ben yitirdim ben ararım
Yar benimdir kime ne
Gah giderim öz bağıma
Gül dererim kime ne
Sofular secd`ederler
Mescidin mihrabına
Benim ol dost eşiğidir
Secdegahım kime ne
Nesimi`ye sordular ki
Yarin ilen hoş musun
Hoş olayım olmayayım
O yar benim kime ne
Kul Nesimi
Halk Müziği ve Sanat Müziği formlarında değişik ezgilerde
söylenmektedir.
Ben
Melamet Hırkasını (Kime Ne) 2
Ben yitirdim ben ararım yar benimdir kime ne
Gah giderim öz bağıma gül dererim kime ne
Gah giderim medreseye ders okurum Hak için
Gah giderim medreseye dem çekerim kime ne
Kelb rakip haram diyormuş şarabın bir katresine
Saki doldur ben içerim günah benim kime ne
Ben mekamet gömleğini deldim taktım eğnime
Ar-u namus şişesini taşa çaldım kime ne
Ah Yezid seccadeni al yürü mescid yoluna
Pir eşiği benim kabem kıblegahım kime ne
Gah çıkarım gökyüzüne hükmeder kaftan kafa
Gah inerim yeryüzüne yar severim kime ne
Kelb rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah
Ben severim sevdiğimi günah benim kime ne
Nesimi`ye sordular yarin ile hoş musun
Hoş olayım hoş olmayım o yar benim kime ne
Kul Nesimi
Halk Müziği ve Sanat Müziği formlarında değişik ezgilerde
söylenmektedir.
Erenler Şahtan Gelirler
Erenler şahtan gelirler
Ali derler pirimize
On İki İmam kullarıyız
Münkir ermez sırrımıza
Ateş yanıp kazan coşar
Dalga gelir boydan aşar
Şulesi aleme düşer
Bakın bizim nurumuza
Pirimiz kırklar yediler
Bu yolu onlar kodular
Bize böylece dediler
Kanarsan ikrarımıza
Baktık aslımız Ademdir
Kısmetim veren hüdamdır
Halifeler piş kademdir
Taç urdular serimize
Mürit mürşidine uydu
Erenler manisin duydu
Münafıklar nice kıydı
Tiğ çektiler pirimize
Nesimi sabakın pişir
Özüne muhabbet düşür
Bin bezirgan metah taşır
Günden güne şarımıza
Kul Nesimi
Aşık Nurşani tarafından bestelendi.
Nazar Kıl Gönlüm Şehrine
Nazar kıl gönlüm şehrine dünya fani dost sevdiğim
Aşığa bunca sitemler bi-revadır dost sevdiğim
Bunca yıldır ceht eylerim gönlüm ayrılmıyor senden
Hep benim senden umduğum bi-nevadır dost sevdiğim
Yüzü kara şol rakipler neler söylemiş hakkımda
İsmi müsemma hak için iftiradır dost sevdiğim
Ademin hakkı hak için düşmanımı şad eyleme
Hep benim senden umduğum merhabadır dost sevdiğim
Gel ha gel ha Kul Nesimi lebinde var türlü bade
Aşığa bu cevr ü cefa revadır mıdır dost sevdiğim
Kul Nesimi
Kul Nesimi mahlaslı bu türkü Kangal yöresinden Yusuf Şahin kaynak
gösterilerek yayınlanmıştır.
Sorma Be Birader (Vardır)
Sorma be birader mezhebimizi
Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır
Çağırma meclis-i riyaya bizi
Biz şerbet içmeyiz dolumuz vardır
Bizim söyleyecek sözümüz vardır
Biz müftü bilmeyiz fetva bilmeyiz
Kıl ü kal bilmeyiz ifta bilmeyiz
Hakikat bahsinde hata bilmeyiz
Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır
Bizim söyleyecek sözümüz vardır
Bizlerden bekleme züht ü ibadet
Tutmuşuz evvelden rah-ı selamet
Tevella olmaktır bize alamet
Sanma ki sağımız solumuz vardır
Bizim söyleyecek sözümüz vardır
Ey zahit surete tapma hakkı bul
Şah-ı velayete olmuşuz hep kul
Hakikat şehrinden geçer bize yol
Başka şey bilmeyiz Ali`miz vardır
Bizim söyleyecek sözümüz vardır
Nesimi esrarı fas etme sakın
Ne bilsin ham ervah likasın hakkın
Hakkı bilmeyene Hak olmaz yakın
Bizim Hak katında elimiz vardır
Bizim söyleyecek sözümüz vardır
Kul Nesimi
Yandı Yürek Yar Elinden
Yandı yürek yar elinden
Bilmem yara ne edeyim
Takatim yok dosta varam
Çare bilmem ne edeyim
Bir yara dışardan olsa
Halk ona bir merhem çalar
Benim yaram içerdendir
Çare bilmem ne edeyim
İki hekim geldi üstüme
Biri dilli birisi lal
Dilliye cevap veremedim
Bilmem ki lala ne deyim
Nesimi`ye dediler ki
Derdine bir derman ara
Bize derman Hakk`tan ola
Çare bilmem ne edeyim
Kul Nesimi
Şem`a Düşen Pervanaler
Şem`a düşen pervaneler
Gelsin bir hoşça yanalım
Aşka düşen divaneler
Gelsin bir hoşça yanalım
Varın söylen şol bülbüle
Neden aşık olmuş güle
Ermek istersen o kül`e
Gelsin bir hoşça yanalım
Nesimi döğünsün taşlar
Akıtalım gözden yaşlar
Hak tariktir hey kardaşlar
Gelsin bir hoşça yanalım
Kul Nesimi
............................
|
|
|
|
|
|
|
|
1673-1736 İSTANBUL-İSTANBUL
|
|
Bir Sanatım
yoktur elümde Deyü
Bir sanatım yoktur elümde deyü
Gece gündüz kasavetten yatamam
Belki hata çıkar dilimde deyü
Tövbe edem derim bil ki tutamam
Bilmem hoca tutsam Farsi m`okusam
Yohsa kazzaz olsam kuşak dokusam
Hanend`olsam bülbül gibi şakısam
Cündi olsam doğru kurşun atamam
Kuyumc`olsam körüğü var çekmeğe
Akıl ister nazik düğme dökmeğe
Çiftçi olsam bari tohum ekmeğe
Bazarc`olsam alma armut satamam
Hallac olsam tokmağı var salmağa
Tabbağ olsam pöstekisin yolmağa
Gönül ister ummanlara dalmağa
Dalguç olsam on kulaç yer batamam
Babuçç`olsam maryol olur adımız
Muhzır olsam rüşvet ister kadımız
Reis olsam doğru esmez badımız
Furtunayla derdime derd katamam
Üstad saraç olup kalayım derim
Kın kesmenin yolunu bulayım derim
Boyum kısa şatır olayım derim
Yoldaşım çevik olursa yetemem
Derzi olsam işi çoktur bezdirir
Günde üç kez ütüsünü kızdırır
İğne ucu barmağımı azdırır
Yüsük ile bir hoşçaca itemem
Ehl-i marifetin hali bilinmez
Akar gözlerimin yaşı silinmez
Binde bir hakiki dost da bulunmuz
Halim arz eyleyüp yanup tütemem
Derviş Halil seyrangahın bağ olsun
Altı yanı mor sünbüllü dağ olsun
Gani mevlanın lütfu çoğ olsun
Arsız olup her kişiye çatamam
Gece gündüz kasavetten yatamam
Belki hata çıkar dilimde deyü
Tövbe edem derim bil ki tutamam
Bilmem hoca tutsam Farsi m`okusam
Yohsa kazzaz olsam kuşak dokusam
Hanend`olsam bülbül gibi şakısam
Cündi olsam doğru kurşun atamam
Kuyumc`olsam körüğü var çekmeğe
Akıl ister nazik düğme dökmeğe
Çiftçi olsam bari tohum ekmeğe
Bazarc`olsam alma armut satamam
Hallac olsam tokmağı var salmağa
Tabbağ olsam pöstekisin yolmağa
Gönül ister ummanlara dalmağa
Dalguç olsam on kulaç yer batamam
Babuçç`olsam maryol olur adımız
Muhzır olsam rüşvet ister kadımız
Reis olsam doğru esmez badımız
Furtunayla derdime derd katamam
Üstad saraç olup kalayım derim
Kın kesmenin yolunu bulayım derim
Boyum kısa şatır olayım derim
Yoldaşım çevik olursa yetemem
Derzi olsam işi çoktur bezdirir
Günde üç kez ütüsünü kızdırır
İğne ucu barmağımı azdırır
Yüsük ile bir hoşçaca itemem
Ehl-i marifetin hali bilinmez
Akar gözlerimin yaşı silinmez
Binde bir hakiki dost da bulunmuz
Halim arz eyleyüp yanup tütemem
Derviş Halil seyrangahın bağ olsun
Altı yanı mor sünbüllü dağ olsun
Gani mevlanın lütfu çoğ olsun
Arsız olup her kişiye çatamam
Derviş Halil
..........
Fellahın
Haline Akıllar Ermez
Fellahın haline akıllar ermez
Aş yererler birbirinin leşine
Nil taştığı zaman gözleri görmez
Biri nobut salar yetmiş beşine
Babasına kıyar bu ne yürektir
Son miracı kazıktır ya kürektir
Gerdanları sanki mermer direktir
Beş kantar yük kaldırır kor başına
Hakkın emriyle işleri zardır
Güneşte yanmadan vücudu nardır
Yüz elli yaşında pirleri vardır
Kurşun vursan kıramazsın dişine
Kin kovarlar ömürleri gidince
Kuduz kelbe döner kanı tadınca
Gafir "hit mal" deyüp nida edince
Kırbaç girer cümlesinin düşüne
Orak elde kılıç gibi salarken
Tilki gibi ot içinde dalarken
Vardım seyreyledim birsim yolarken
Gidiler pek pehlivandır işinde
Sureta bir boynuz koyundur
Fursatın gözedir amma hayındır
Kırk yıl hizmet etse gene hayındır
Sakın anlar ile olma aşina
Bin kan eder bir paraya erince
Çalışırlar ta ki serin verince
Fursat ile hasmı ele girince
Mızrağ ile urur deler gûşuna
Acayiptir böyle bir kavim yoktur
Kiminin elinde kemandır oktur
Ol gani Sübhan`ın takdiri çoktur
Akıl isen fikr eyleyüp düşüne
Derviş Halil eydür işler ederler
Firavunun tarihini güderler
Beş yüz kırbacı kahvaltı ederler
Hiç bakmazlar ayaklar`nın şişine
Derviş Halil
............
Gönül
Nasihatım Tutsan
Gönül nasihatim tutsan yeğ idi
Eli zemmeyleme özünden sakın
Tuz etmek hakkını bilen yiğidi
Kadir isen iki gözünden sakın
İbadetten hali etme dizini
Tövbe edüp yerlere sür yüzünü
Kal eyle bişürüp söyle sözünü
Mat olursun kendi sözünden sakın
Gitmeğe sa`y eyle doğru yoluna
Müşkilin var ise danış uluna
Mihnet ile kondurmuşken koluna
Aldırırsın yavrı bazından sakın
Hakikat aşkını serden ayırma
Gün bu gündür yarınkini kayırma
Usul ile gezüp kendin duyurma
Arifler var sezer izinden sakın
Merd kuşağın esik etme belinden
Dürr-i meknün çıkar daim dilinden
Bülbül gibi ayırırlar gülünden
Kışa uğradırlar yazından sakın
Sitem narıyla bağrın bişürme
Kendü kendün endişeye düşürme
Erbab-ı meclisinde elin şaşırma
Perdeni hoş gözle sazından sakın
Rah-ı hakikatta kendünü eğle
Hakk`ın bin ismin vird edüp söyle
Kısmetin ne ise kanaat eyle
Çoğa heves etme azından sakın
Yoğ iken var etti ol yüce Gani
Dört terkib üzere bend etti seni
Şeytana uyup da talgetme dini
Mezarda yanmaya bezinden sakın
Derviş Halil sen de geldin asırda
Bir zaman da abdal oldun Kasır`da
Muhalif rüzigar eser Mısır`da
Gubarı çok olur tozundan sakın
Derviş Halil
............
Tekerleme-i
Derviş Halil
Sivrisinek ile halimiz yaman
Sor nice başım yorgana koydurur
Burnumla kulağım yerler her zaman
Kaşınmaktan derimizi soydurur
Katar katar olmuş gelir vız deyü
Çok kanımı içmişlerdir az deyü
Usul ile böyle çal`nur saz deyü
Nefeslerin birbirine uydurur
Akrep gibi sokar burnu kurusun
Acep nazik çalar Firenk borusun
Yanınca uydurmuş eşek arusun
Hesap edip alayların saydurur
Birbirin kovalayup yatarlar
Döşeğe girmeğe yanup tüterler
Böyle kaide-yle usul tutarlar
Sanasın kim nefesleri nay durur
Kalkup mum yakup arayım derim
Başını gözünü yarayım derim
Dal satır cümlesin kırayım derim
Korkarım ki büyüklere duydurur
Geceyle derdimi kimise bilmez
Her birin kurşunla urursan ölmez
Söyleşmek kabildi yalınız gelmez
Hep eşkıyasın bile ivdirir
Sanursun cenkçidir alayın dizer
Avazın işinden canından bezer
Ellerin evinde beş on gün gezer
Bizim hanemizde altı ay durur
Gece herkese fikr etmede yarını
Meterisden dinler ah u zarını
Cümle alem çeker onun zorunu
Gerek geda gerek ise bay durur
Derviş Halil eydür ayık yatamam
Sözlerim sahihdür yalan katamam
Üş dururum hiç birini tutamam
Cinne benzer bir acaip soy durur
Derviş Halil
..............................
|
|
Yozgat'ın Sorgun ilçesine bağlı Bahadın
kasabasından olan Aşık İbrahim, XVII. yüzyılda yasadığını bildiğimiz bir kaç
Yozgatlı sairden biridir. Hayati ve edebi şahsiyeti hakkındaki bilgilerimiz,
Bahadinli araştırıcı Arif Baş'ın sözlü gelenekten derlediği rivayet ve
şiirlerden ibarettir. Bunun dışında yazılı kaynaklarda kayda değer bir bilgi
bulunmamaktadır.
Arif Baş'ın derlediği rivayetlerde, XVIII. yüzyılda yasadığı belirtilen Aşık
İbrahim'in bir dörtlüğü de onun yasadığı yüzyılı ortaya koyan bir delil olarak
gösterilmektedir:
Bin yüz yetmis bese konunca sene (M.1761)
Kül oldum askinla ben yana yana
Elestü'den ervah geldi bu cana
Ibrahim'i hak sevdaya salan yar
Dogumu da dahil olmak üzere Asik Ibrahim'in hayatinda önemli bir olaya isaret
eden bu tarih, onun XVIII. yüzyilda yasadigini göstermektedir.
Bugün de Alevi inancina mensup Türkmenlerce meskun olan Bahadin köyünde dogan
Asik Ibrahim de Alevi-Bektasi tarikatine mensuptur. Siirlerinde tarikatine tini
gösteren misralarla karsilasmaktayiz. Arif Bas'in bildirdigine göre Ask
Ibrahim'in soyu Bahadin'da bugün "Asikgil" sülalesi olarak anilmaktadir.
Kendisinin de Asik Ibrahim'in soyundan geldigini ifade eden yazarin verdigi
bilgileri ihtiyatla karsilamakla beraber dogru olarak da kabul etmek
durumundayiz.
Bade içen, atisma yapan dolayisiyla irticali siirler söyleyen Asik Ibrahim'in bu
özellikleriyle asiklik gelenegi içerisinde yetisen, Alevi-Bektasi sairlerinin
etkisi altinda siirler söyleyen, elinde sazi ile at sirtinda diyar diyar
dolasarak sanatini icra eden diger Yozgatli sairlerin aksine olarak "asiklik"
özelliklerine sahip oldugunu ortaya koyan bir sair oldugunu belirtmeliyiz.
Nitekim hakkinda anlatilan rivayetlere göre Misir Valisinin asigi yaninda
götürerek üç yil alikoydugunu ve atismalar yaptirdigini göz önüne alirsak,
yasadigi dönemin güçlü sairlerinden biri oldugunu söyleyebiliriz.
Ele geçen siirlerinin çogu hece, kafiye ve ifade bakimindan kusurludur. Bu
siirlerin sözlü gelenekten derlenmesi. iki yüzyil içerisinde meydana gelebilecek
muhtemel degismeleri göz önüne almamizi gerektirmektedir. Eldeki siirlerinde
Alevi-Bektasi sairleri tarafindan sikça islenen tarikat ile ilgili konularin
yaninda gurbet, hasret, yoksulluk gibi konular da bulunmaktadir. Elimizde
bulunan on bes civarindaki siirinden hareketle Asik Ibrahim'in edebi sahsiyeti
hakkinda isabetli degerlendirmeler yapmamiz oldukça güçtür. Ancak yapilan
derlemeler, rivayetler ve siirlerden hareketle, onun XVIII. yüzyilda yasamis,
asikligin temel prensiplerine bagli, Alevi-Bektasi tarikatine mensup bir sair
oldugunu kabul edecek ve degerlendirmemizi bu kabul çerçevesinde yapacagiz.
Eserlerinden bazıları:
Dost bize ikrarlık verdi
Gelmez üç gündür üç gündür
Dilime ezberi girdi
Gelmez üç gündür üç gündür
Gelirim diye and içti
Bilmem ne diyara düştü
Ay dolandı yillar geçti
Gelmez üç gündür üç gündür
Büyük bir efkara düştüm
Sinem türlü yara düştüm
Bülbül gibi zara düştüm
Gelmez üç gündür üç gündür
Bilmezem mahbubum n'oldu
Sarardı gül benzim soldu
On sekiz yıl tamam oldu
Gelmez üç gündür üç gündür
İbrahim candır cananım
Kalp evinde errahmanim
Alemin sah-i Sultanim
Gelmez üç gündür üç gündür
.............
İcazet vaktidir benim efendim
Teferrüç edelim illerimizi
Derya-yi muhipten bağlandı bendim
Kime arz edelim hallerimizi
Vilayet perişan yeğin gamım var
Düşmüşüm efkara leyli ve nehar
Nice ahbaplarım eder intizar
Anar menciliste dillerimizi
Bir melek misali soyun soylasam
Nazlı yarin zikrin dilde söylesem
Mevlam izin verse insem boylasam
Ragıptan tenhadan göllerimizi
Kişi efendisin meth eder her gün
Velinimetimsin kılamam terkin
Ne kadar eğlensek git olur bir gün
Akittin didemden sellerimizi
Kulun niyaz eder ol desti payı
Budur aşıkların erkanı huyu
Gitti de gelmedi İbrahim deyi
Belki bekler vardır yollarımızı
.............
Cemalini gördüm gönlüm şad oldu
Gönül eğlencesi cemal merhaba
Aktı çeşmim yaşı çaylar sel oldu
Çaylar eğlencesi mihman merhaba
Pirim çıkmış Sul'hüyük'te oturur
Horasan'dan kösasini getirir
Zemheride yanıl elma yetirir
Hem dalma hem budağına merhaba
Yürüyen duvara dur dedi durdu
Nisan olsun diye sırtını verdi
Kara taşı hamur etti yogurdu
İşareti belli Bektas Merhaba
Kırlangıcın neresinde temasa
Anda biter nergizinen menevşe
Bizden selam söylen Sultan Bektaş'a
Orda yatan gazilere merhaba
Eydür İbrahim'im dilim dolaşık
Pirini sevmeyen olur mu aşık
Dün ü günü yüz sürdüğüm gök esik
Ab-i zemzem Çilehane merhaba
...............
Gam yiyip gam çekme divane gönül
İnşallah kurtarır imanım vardır
Her olur olmaza sırrın söyleme
Bas dostun kalmadık güvenim vardır
Şanına mi düşer kula cevretmek
Kul kusursuz olmaz yabana atmak
Darılıp kulunu bir pula satmak
Basma mürüvvetin amanım vardır
Güzel turnam sulağından indi mi
Yoksa ağyar ikrarından döndü mü
Sarhoş muyum bilemiyom kendimi
Irılmaz serimde dumanım vardır
İbrahim günahkarım günahım çoktur
Haset deryasında umudum Haktir
Errahmanirrahim şeriki yoktur
Amentü billahi imanım vardır
|
|
KASIM DEDE
Gözlerim
Yollarda Uykular Gelmez
Gözlerim yollarda uykular gelmez
Gülbengin çektiğim erenler gelsin
Kavim kardaşlarım halimden bilmez
Derdimi sırrımı bilenler gelsin
Yoldaşım sandığın yolundan azar
Haldaşım sandığım fitneler düzer
Ahd-ı ikrar verip ikrarın bozar
Can verip ikrara duranlar gelsin
Binbir mana desem biri dinlenmez
Cahillerin ağzı dili bağlanmaz
Hakk`ı isteyenler halkla bağlanmaz
Ali`nin yoluna varanlar gelsin
Yürü Kasım Dede çareni ara
Emek zahmet çekme nafile yere
Yezid aslı talip gelmez bu yola
Ali`nin yoluna varanlar gelsin
Kasım Dede
...........................
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
1717-1783 Üsküdar-İstanbul
............................
|
|
1719-1809 K.maraş-İstanbul
1750-1824 MALATYA/ARGUVAN-KAYSERİ/ECERLİ KÖYÜ
19. yüzyılda yasamış bir Alevi-Bektaşi ozanıdır. Aşıki'nin asil adi
Ahmet'tir. Malatya'nın Arguvan ilçesine bağlı Isa köyünde doğdu. Doğum
tarihi kesin olarak belli degil. 18. yüzyılın ikinci yarısında doğduğu
sanılıyor. Hicri 1240'da yani 1824 yılında Hacı Bektaş'tan dönerken
uzun süre kaldığı ve bir çok şiirlerini söylediği Kayseri'ye bağlı
Felahiye ilçesinin Ecirli köyünde öldü. Babasının adi Musa'dır.
Çağdaşı Şah Sultan'ın gerçek manevi asığıdır. Sah Sultan ile Aşıkı
tarikat bilgilerini saz ve söz ustaları olan Derviş Muhammed'den
öğrendiler. Aşıki, Isa köyünden ayrıldıktan sonra Hünkar Hacı Bektaş
Veli'yi ziyaret etti.
Şiirlerinde Derviş Muhammed'in etkileri görülür. Öğretmen Mustafa Bal
''Derviş Muhammed'im nur-u vakit, eseri dillerde şahit'' adli eserinde
Derviş Muhammed'in Aşıki ve şah Sultan'ın şiirlerini toplayıp
yayınlamıştır. Elde 73 şiiri vardır. Bir kısım şiirleri yeni
yayınlanıyor. Bu şiirleri Hekimhan ilçesi Hasançelebi beldesinden Ali
Baba adli saygın kişi İbrahim Emici adli şahısla bana göndermişti.
Aşıki mahlasını kullanır. Dili sade, söyleyişi içten ve yumuşaktır,
sevgi dolu bir dünyası vardır. Pir Sultan'ın talibi Kul himmet'in
hayranı Kul Himmet Üstad im'in yakin arkadaşıdır. Asim Bezirci
Aşıki'nin ölüm tarihini 1821 olarak belirtir.
Eserlerinden bazıları:
Gönül ağlar isen başına ağla
Kimse kimse için ağlar bulunmaz
Baglarısan kendi yaranı bağla
Belki yaranı da bağlar bulunmaz
Sırrın halka açma çek bu cefayı
Zemane halkından umma vefayı
Unut gitsin sal ezelki sefayı
Geçti ol ezelki çağlar bulunmaz
Güllü gülüstanlı bağlar bulunmaz
Andelipler bir kenara çekildi
Mahabbetin doluları döküldü
Ser tohumu yer yüzüne ekildi
Bin doksan dokuz sene başıdır
Bizi böyle eden hakkin işidir
Bu dünyanın boranidir kişidir
Baharı erişmiş bağlar bulunmaz
Aşıki gedanın mürveti sahi
Düşmüşlerin desti giri penahı
Sensin her derdimin derman ilahi
Senden gayri yara bağlar bulunmaz
...............
Gel ey gönül sana öğüt vereyim
Her cahile öğüt verici olma
Dünyada bir aşna göreyim dersen
Hayvan gibi alaf yeyici olma
Aşna ile ahd amanı bir eyle
Muhabbeti ask evinde yer eyle
Gözün ile gördüğünü sır eyle
Varıp yad ellere deyici olma
Hazer gez boynuna geçmeye tuzak
Efsane sözünden ola gör uzak
Yükünü baldan tut olmaya tezek
Virana hanlarda konucu olma
Üssüz handa uğru yükünü talar
Başını uğulmaz sevdaya salar
Dağıtır malini yüzüne güler
O eğridir doğru sayıcı olma
Aşıki elinde var iken fırsat
Gayret kuşağını beline kuşat
Sende bu sözlerden olasın irşat
Haramiler gibi soyucu olma.
.................
|
|
1750-1818 Kale K.-Şarkışla Sivas
Kemter XIX yüzyıl başlarında yaşamıştır. Şarkışla’nın Kale köyündendir. Şarkışlalı aşık Veli Kemter’e ustam demektedir. Kemter Veli’nin sağlığında ölmüştür. Anadolu’yu gezmiş, Konya’da evlenmiştir.
Ana
Ana Can Ana
Aradım da bulamadım
Senin gibi yar ana
Ağladım da gülemedim
Al bağrına sar ana
Ana ana can ana
Yarama ilaç ana
Bizi dağlardan aşırdın
Düz ovada yol şaşırdın
Bizim için sen düşürdün
Saçlarına kar ana
Ana ana can ana
Yarama ilaç ana
Kemteri'yim
bir bağ mıyım
Ova mıyım bir dağ mıyım
Ölü müyüm bir sağ mıyım
Sensiz dünya dar ana
Ana ana can ana
Yarama ilaç ana
................
Eyvah (BuğdayI Olmayan)
Buğdayı olmayan arar darıyı
Yaşa sinek zehirledik arıyı
Ayırayım derken yaşı kuruyu
Yolgeçen hanına benzedik eyvah
Ömrüm örgü yavaş yavaş
söküldüm
Yüküm ağır yedi kata büküldüm
Damla damla oldum yere
döküldüm
Mazlumun kanına benzedik eyvah
Kemteri'yim
çile canıma yetti
Kendi aklım beni perişan etti
Dizimde dermanım gözde fer bitti
Karınca canına benzedik eyvah
..................
Dedİ
Geçtİ (Çevİrdİm Feleğİ)
Çevirdim feleği hesap sormaya
Çekil şu yolumdan dar dedi geçti
Başladı saçıma bakıp durmaya
Bunu benden bilme kar dedi geçti
Benim dertten başka yoktur bir anım
Bu kadar zulmetme dayanmaz canım
Vurdu bin yerimden akıyor kanım
Açtığım yarayı sar dedi geçti
Adım başı ondan bir sille yedim
Çevirdi yolumu yıkıldı bendim
Bırak şu yakamı çekil git dedim
Daha çekeceğin var dedi gitti
Kemteri yüreğin acıyla pişmiş
Yırtılmış çarığı tabanı şişmiş
Meğer felek bile sevdaya düşmüş
Döne döne baktı yar dedi
geçti
.....................
Ana Ana
Can Ana
Aradım da bulamadım
Senin gibi yar ana
Ağladım da gülemedim
Al bağrına sar ana
Ana ana can ana
Yarama ilaç ana
Bizi dağlardan aşırdın
Düz ovada yol şaşırdın
Bizim için sen düşürdün
Saçlarına kar ana
Ana ana can ana
Yarama ilaç ana
Kemteri'yim
bir bağ mıyım
Ova mıyım bir dağ mıyım
Ölü müyüm bir sağ mıyım
Sensiz dünya dar ana
Ana ana can ana
Yarama ilaç ana
................
Selvİ Boylum (Şu DünyanIn)
Şu dünyanın sefasını sürmedim
Kalk ayağa selvi boylum kalk hele
Şu koca ömürde birgün
görmedim
Kalk ayağa selvi boylum kalk hele
Şu güzel dağlara poyraz mı değdi
Eriyip gitmenin sebebi neydi
Sevdiğim de gene boynun mu eğdi
Kalk ayağa selvi boylum kalk hele
Çalıştım geceyi gündüze kattım
Bin bir çile ile bir yuva yaptım
Nice zehirleri bal dedim yuttum
Kalk ayağa selvi boylum kalk hele
Kemteri yüreğin gamda kedere
Demek ki bunlar da varmış kaderde
Kim saldı seni dost bu zalım
derde
Kalk ayağa selvi boylum kalk hele
Kaynak: Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986, s.131
|
|
1750-1850 Şam-Şam
1750-1850 Eskişehir
Pir Mehmet Sücaaddin’in oğludur. Babasının vefatı üzerine Eskişehir Sücaaddin tekkesi şeyhliği yapmıştır.
........
|
|
1750-1853 İğdecik Köyü-Şarkışla
Sivas Şarkışla Ağcakışla bucağı İğdecik köyünde doğmuş. Babası Hüseyin ve Annesi Kamer’dir. 60 yaşını geçmişken 1853 yılında vefat etmiş. Küçükken 10 yaşında yetim kalmış. Çobanlık, hizmekerlik etmiş. Okur yazar olmadığı için ilk şiirlerinden yalnızca sevilip ezberlenenler günümüze kadar gelebilmiş. Kemter’e çıraklık etmiştir. 1818 yılımda onun vefatıyla Hacı Bektaşi Veli’yi ziyarete gider ve orada bir süre kalarak kendini yetiştirir.
MECNUNUM LEYLAMI GÖRDÜM
.........................
......................
2. ASLANOĞLU İbrahim, Aşık Veli; Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay.53, BB.Basımevi, Ankara 1984
|
|
1750?-1860 ERZURUM-NİKSAR
Erzurum Tanbura Köyünde doğmuştur. Doğum tarihi bilinmemektedir. Medrese eğitimini Erzurum'da yapmıştır. Anadolu'yu dolaşmış ve Tokat Niksar’a gelerek yerleşmiştir. Niksar’da ölmüştür. Fuzuli ve Baki’den oldukça etkilenmiştir. Tokatlı Nuri ve Gedayi’nin hocasıdır. Medrese eğitimi nedeniyle Erçiş'li (Van) Emrah’tan biraz üslup farkı vardır.
|
|
KAYNAK:
Kocatürk, Vasfi Mahir; Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi, Ankara 1970.s.618
|
|
1771-1837 Malatya Hekimhan Güvenç Köyü
Asıl adı Hüseyin’dir. 1 Mart 1771 tarihinde Malatya Hekimhan Güvenç Köyünde doğmuş ve 8 Mart 1837 tarihinde 66 yaşında iken orada ölmüştür. Babası Hurdacı Ali ve Annesi Kara Fatma’dır. Ömrünün yarısı burda ve yarısı da Kayseri Karaözü köyünde geçmiştir. Her iki yerde de evlenmiş ve soyu devam etmiştir. “Güvenç’i gör, Şam’a gitme.” Sözü Sadık Baba’ya aittir. Tasavvuf kültürünü Karaözü’nde iken almıştır. Çelebi Hamdullah Efendi ona Sadık Baba adını verir. Hacı Bektaş Dergahında edindiği bilgilerle birikimini tamamlamıştır. Şiirleri dini içeriklidir.
KAYNAK:
1. ÖZERDEM, Ahmet; Sadık Baba, Birinci Baskı 1996 İstanbul,
2. ŞENTÜRK, Ahmet ve GÜLSEREN, Mehmet; Malatyalı Şairler Antolojisi, Yeni Malatya Ofset Tesisleri, Malatya 1990
|
|
1772-1846 Bolu-Ankara
1772 yılında Gerede’de dünyaya gelmiş. Asıl adı İbrahim, Bolu Şahsanalar köyündendir. Ali ve Ayşe oğludur. Babasının ölümü üzerine topraklarını bir ağaya kaptırmış ve bunun üzerine köyünü terk ederek diyar diyar dolaşmıştır. İstanbul ve Konya’da 3 yıl geçirmiş, ardından Mısır’a gitmiştir. Orada 10 yıl kaldıktan sonra memleketine dönmüş ve evlenmiştir. İstanbul ve Ankara’da memurluk yapmış ve Ankara’da vefat etmiştir. Mezarı Gerede yolu üzerindedir. Eserleri Ahmet Talat tarafından derlenerek basılmıştır.
Kaynak: 1. Kutsi, Tahir; Dadaloğlu, 3. Basım , Toker Yay.İstanbul 1987, S. 85
2. Otyam, A. Tevfik; Bektaşiliğin İçyüzü, İstanbul Maarif Kitaphanesi 1947Karacan Yay.1984..S.327
|
|
1779-1852 DARENDE-MALATYA
Kusuri 1779 yılında Darende’de dünyaya gelmiş. Asıl adı Ömer’dir. Aşıklık geleneğine uyarak Anadolu’yu baştan başa dolaşmış ve şiirler yazmıştır. Eserleri M. Kaya tarafından derlenerek yayımlanmıştır.
Kaynak:
Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986, s.141
|
|
1785-1868 Adana Kozan
| 1785 yılında doğmuştur. 1868’de ölmüştür. Aslı adı Veli’dir. Nerede doğduğu ve mezarı nerededir bilinmiyor. Toroslarda yaşayan göçebe Türkmenlerin Avşar boyundandır. Aşık Musa’nın oğludur. Kozanoğlu aşiretine mensuptur. Bu aşiretin Adana’da isyan çıkartması üzerine 1865’te Fırka-i İslahiye adında bir ordu kurulur ve Derviş Paşa komutasında isyan bastırılır. Asiler Sivas’a doğru sürülür ve büyük bir kısmı katledilir. Bu isyana katılan ozan, Sivas, Malatya, Tokat, Yozgat diyarlarını dolaştıktan sonra Adana bölgesine tekrar gelir. Çok sevdiği dağlara çekilir, silahı bırakmış, eline sazı almıştır. Halkın duygularını bugünün türkçesiyle en güzel bir biçimde dile getirmiştir. |
Kaynak: KUTSİ, Tahir; Dadaloğlu, Üçüncü Baskı İstanbul 1987, Toker Yay.s.80
|
|
1789-1874 Eskişehir Sücaaddin
|
Asıl adı bilinmiyor. Çünkü, herkes onu yaşından dolayı Genç diye çağırıyormuş. Adı da böyle kalmış daha sonra da asıl adını hatırlayan çıkmamış. Küçük yaşta İstanbul’a gelmiş ve divan katipliği yapmıştır. Divan katibi iken Alevi tarikatına girmiş ve dervişliği memuriyete tercih etmiştir. Sadrazam Yusuf Kemal Paşanın zevcesi Şair Zeynep Kamil Hanımefendi Alevi dostudur. Pir Mehmet Dede ile Sücaaddin Dedeyi İstanbul’a konağına davet etmiştir. Dedeler konakta aylarca kalmışlar. Onları ziyarete gelenlerle konak dolmuş taşmış. Genç Abdal böyle bir ortamda bulunmuş ve şiirler söylemeye başlamış. Ondaki cevheri gören dedeler, yaşının küçüklüğüne rağmen Zeynep Hanımın konağında ona nasip vermişler. Genç Abdal mürşit ve rehberiyle birlikte Anadolu’ya geçmiş ve şehir şehir, köy köy gezmiş. İrticalen şiirler okuyormuş. Yanındaki katipler hemen orada şiirlerini kaleme alıyorlar ve dinleyen halk da hemen ezberliyormuş. Şiirlerinde Genç Abdal, Genci, Genciya, Güvenç Abdal gibi mahlaslar kullanmıştır. Beş sene Sultan Seyit Battal tekesine hizmet etmiştir. Burada saz ve keman çalmasını da öğrenmiştir. Pir Mehmet Dedenin ölümü üzerine Sultan Sücaaddin Veli tekkesine gelerek postunu sermiştir. Mehmet Sücaaddin vefat edince yerini alan Ali Rıza Hadi’ye bağlanmış ve cemlerde güvendelik ve zakirlik yapmıştır. Yatağan Baba tekkesinde de uzun süre hizmet etmiştir. [100] Ali Rıza Hadi’nin izniyle Bağdat ve Kerbela’ya kadar gitmiş ve 3 yılın sonunda Eskişehir’e dönmüştür. 85 yaşında iken vefat etmiş ve tekkenin içinde garipler mezarlığına defnedilmiştir.
|
Yoğiken yer ile gökler ezelden,udret kandilinde pünhan Ali’dir.
2. Yatağanoğlu Alimcan, Dedemin Cönkünden Alevi-Bektaşi Şiirleri, Kaynak Yay.1.Baskı
|
|
1794-1888 Ağrıboz-Tekirdağ
|
|
1797-1859 Bayburt-Trabzon
Zihni Bayburt’ta doğmuştur. Asıl adı Muhammed Emin’dir. H. 1212 (1797) yılında Bayburt’ta doğmuş. Erzurum ve Trabzon’da medrese eğitimi almıştır. İstanbul’a gelmiş ve burada 10 yıl kalmıştır. Bu süre içinde kendini yetiştirmiş eğitimini tamamlamıştır. 1828 de Bayburt’a gelir. Fakat talihsizlik Rus istilası ile karşılaşır. Tekrar İstanbul’a döner. Reşit Paşanın divan katipliğinde bulunur. Erzurum, Trabzon ve Bayburt’ta devlet memurluğu yapar. Divanını tamamlar ve saraya takdim eder. Sergüzeştname adlı eseri ve Kitab-ı Hikaye-i Garibe adlı nesir kitabı vardır. Ayrıca, Akka Destanı, HertDestanı, Otlakçı Destanı, Eşek Destanı, Ocak Destanı, Sinop Destanı, Aman Dede Destanı başlıca eserleridir.
2. SAKAOĞLU, Saim, Prof. Dr.ve ALPTEKİN, Ali Berat Do.Dr.; Bayburtlu Zihni, T.C. Kültür Bakanlığı Yay. 134., Ankara 1976
|
|
1800-1869 Mora Yenişehir-
|
|
1800-1869 Ankara-Yanbollu
|
Yasantisi hakkinda elde
yeterli bilgi yoksa da; 1849'da Haci Bektas Tekkesi postunda oturdugunu ve 1868
yilinda öldügünü gösteren belgeler vardir. Bir siirinde asil adinin Ali oldugunu
söyler: Mahlasim derler Türabi, namim el- hac Ali. Dogdugu yerde kesinlikle bilinmiyor. Kimi kaynaklar Ankara'li, Yanya'li ve Koniçeli oldugunu belirtiyorlarsa da, ayni mahlas ile yazan birkaç ozanin bulundugu saniliyor. Divani basilmistir (1294/1878). Divandaki siirlerin çogu aruzla yazilmistir. Heceyle olanlar da halk gelenegi islenmistir; divan edebiyati örnekleri pek basarili degil. Kosuk düzeni acemicedir. Yine de Türabi, Bektasilerin degerli ozanlarindandir. Daha çok divan sairi Fuzuli'nin etkisinde kalmistir. (C. Öztelli ). On dokuzuncu yüzyilda yasamis bir Bektasi ozani olarak bilinen Türabi bir Bektasi ulusu Yanbolu'lu Haci Türabi Dede-Baba olarak taninir. Çorum'lu Seyyid Hasan Hüsnü Dede- Baba'nin 1849'da ölümü üzerine, Haci Bektas dergahi postuna oturur. 19 yil mesihat ettikten sonra, 1868'de ölür. Haci Bektas türbesinin girisinde sol yanda bulunan tümsek üzerinde gömülüdür. Bektasi tarikatinda Türabi mahlasli yedi ozan gelip geçmistir. Fatih dönemi erenlerinden Türabi Baba, sonra Afyon'lu Türabi Baba, on dokuzuncu yüzyilda yasamis ve Koniça'da gömülü bulunan Yanya'li Türabi Baba, yirminci yüzyilda yasayan Kumluca'li Türabi Baba, Girit'li Mustafa Türabi Baba, Süleyman Türabi Baba ve Kula'li Mehmet Türabi Baba. (T. Koca) Prof. M. Fuat Köprülü, Ikdam gazetesinde yayinlanan bir yazisinda; Türabi mahlasli siirlerin, hangi Türabi'ye ait olabilecegini belirleyememis. Ankara'li bir Türabi'den söz etmistir. Sadettin Nüzhet Ergun, Üniversite kitapligi memuru Sabri beyden su bilgiyi aktardigini yazar. Nereli oldugu bilinmeyen ve yasam hikayesi hakkinda bilgimiz olmayan Türabi'ye ait Üniversite kitapliginda bir divan bulunmaktadir. Bu divanin 240. sayfasinda kendisinin Pir evi dedikleri Kirsehir dergahinin Babasi iken, 1868'de öldügü yazilidir. Bu divan yaklasik 2800 beyitten olusmaktadir. Içinde: 1 Münacaat, 331 gazel, 1 Tarih, 1 Naat, 2 Mersiye, 1 Sakiname, 3 Terciibend ve terkibibend, 5 Müseddes. 5 Muhammes, 20 Murabba, 23 Kosma bulunmaktadir. Bu divan harf sirasina göre dizilmistir. Türabi, Kul Turab, Turab mahlaslarini kullanir. Nerede ve ne zaman dogdugu, kimin oglu oldugu ve yasami konusunda bilgi yok. Abdülbaki Gölpinarli Yanbolu'lu oldugunu belirtiyorsa da kaynak göstermiyor (AleviBektasi Nefesleri, s: 19 ). Haci Bektastaki Pir evinde postnisin oldugu (1849-1850) ve orada öldügü biliniyor. Atilla Özkirimli Alevilik- Bektasilik Edebiyati adli yapitinda; Halk sairleri arasinda büyük bir ün kazanmis olan Türabi, daha çok aruzla ve divan gelenegine bagli siirler yazmistir. Fuzuli'yi izlemeye çalisan bu tür siirlerinin disinda heyecanla yazdigi nefesler, Bektasi edebiyatinin ortak özelliklerini tasir. 1868 yilinda vefat ettigi biliniyor. Divaninin eksik bir basimi yapildi (1877) diyor. Çankiri'li Asik Ali Riza bir siirinde ondan sevgi ve saygiyla söz eder. Ali Riza enginlerden enginim Sermayem yok ama gayet zenginim Haci Türabi'den elim var benim Türab ol ey gönül engine gel gel Acaba bu Türabi Çankiri yakinlarinda türbesi bulunan Türabi mi? Rahmetli Turgut Koca Türabi hakkinda ayrica su açiklamayi da yapar: "Amerikan dergahinin babasi olan Recep Ferdi Baba'nin bana yolladigi (Islam Tasavvufu ve Bektasilik) adindaki Arnavutça kitabinda, Türabi mahlasli siirlerin yazarini, Haci Bektas postnisini Haci Ali Türabi olarak göstermektedir. Bektasilik geleneginde de bu böyledir. Simdi, Sadeddin Nüzhet Ergun'un, Sabri beyin ve Recep Ferdi Baba'nin belirledigi bu olguya biz de katilir, Türabi mahlasli nefesleri yazan sairin, Yanbolu'lu Haci Ali Türabi Baba oldugunu rahatlikla söyleyebiliriz. Haci Ali Türabi Baba'nin bir divani da Ankara Kütüphanesindedir. Al 3/26 numarada kayitlidir. Yine Ali Emiri kitaplari arasinda 656 numarali dergide iki destani vardir.'' Siirlerinde akici, sicak, çekici, duru ve yalin bir dil kullanmistir. Tarikatin tüm güzellikleriyle, inceliklerini büyük bir basari ve ustalikla siirlerine yansitmistir. Din disi sevgiyi bazi siirlerinde derinlemesine ve vurgulayarak islemistir. Hz. Ali ve ehlibeytine duydugu derin sevgi ve bagliligi her an dile getirmeyi bilmis, Haci Bektas Veli'nin ulu ve yetkin kisiliginden saygiyla ve husu içinde söz etmistir. Tüm siirleri toplanip yayinlanmistir. Aruz ve hece ölçülerini kullanmistir. Siirlerinden kendisini her yönden yetistirdigi, derin bilgi sahibi oldugu, yasama iyimser ve umut dolu bir anlayisla baktigi, Bektasi felsefesini tüm incelikleriyle yasayip uyguladigi anlasilmaktadir. |
Türabi haline sükreyle herdem
Riza-yi Hak gözet olagör ebsem
Surette zillette görünürse adem
Manada, Huda'da nimet bizimdir
Eserlerinden bazilari:
1
Dedim dilber senin aslin nereli
Konya tarafinda Bor dedi bana
Dedim askin ile sinem bereli
Dermani bulunmaz çor dedi bana
Dedim zülfün eyle boynuma zencir
Dedi var yikil git hey ihtiyar pir
Dedim talim edip ol sen muabbir
Bir rüya görmüsüm yor dedi bana
Dedim ruhun ahmer yoksa al midir
Dedi servi kaddim hub nihal midir
Dedim sirin lebin söyle bal midir
Sirin degil biraz sor dedi bana
Dedim bir busecik in'am edip ver
Dedi hisma gelip bu herif ne der
Dedim hem yanimda birdir simü zer
Dervis fakir sefil hor dedi bana
Dedim kemendimdir giyusu telin
Dedi Türabi çek sen benden elin
Dedim seyreyleyim gerdanda halin
Iste gözün görmez kör dedi bana
2
Seyid Ali Sultan himmet eyledi
Açildi meydana çirag uyandi
Münkirlerin özü gözü baglandi
Sulesinden Sersem Ali Baba'nin
Tasti Kevseri bol Kizil Deliden
Kanmistir asiklar Kalubeliden
Harici sasirdi darbi Ali'den
Dehsetinden Sersem Ali Baba'nin
Mümine ezelden verildi murat
Gerçek asik olanlarin gönlü sat
Sultanin elinden Yezitler feryat
Dehsetinden Sersem Ali Baba'nin
Zahide sen söyle gezme bihaber
Riya kaplamistir seni serteser
Bülbüllerin zar ü efgani biter
Dehsetinden Sersem Ali Baba'nin
Sadhezar Yezid'e olsun lanetler
Müminlere daim olsun rahmetler
Türabi' ye in'am olsun himmetler
Dehsetinden Sersem Ali Baba'nin
3
Erenler serveri gerçekler piri
Hünkar Haci Bektas erleriyiz biz
Balim Sultan Abdal Musa sahimiz
Seyid Ali Sultan gülleriyiz biz
Kaygusuz Sultan'dir bir serdarimiz
Kara donlu candir türbedarimiz
Kanber Ali Sultan sehsüvarimiz
Necef deryasinin güheriyiz biz
Sari Ismail Hacim Sultan ulumuz
Sah-i Horasan'a çikar yolumuz
Muhammed Ali'den kokar gülümüz
On iki tarikatin serveriyiz biz
Türabi üçlerin birisi oldu
Yedilerle kirklar meclise güldü
Horasan erleri azmedip geldi
Muhammed Ali'nin kullariyiz biz
4
Salma dil gemisin engine asik
Erenler askina payan bulunmaz
Her yerde kesfetme sakin hakayik
Ani fehmeyliyen bir can bulunmaz
Arifin halini tarif ne hacet
Efsane sözlerden eyle feragat
Kande göster bana sahip keramet
Ali çoktur Sahimerdan bulunmaz
Muhtefi oldular alemde erler
Kiymetsiz olmustur ilmü hünerler
Her kime sorarsan arifiz derler
Benden özge baktim nadan bulunmaz
Türabi cihanda olduk serseri
Fehmeden kalmamis dürrü gevheri
Kimsenin kimseden yoktur haberi
Böyle acaip seyran bulunmaz
5
Bir sah ki hükmünde olmazsa muhkem
Dagitir askeri han üste gider
Isinin tedbirin bilmeyen adem
Sasinr tedbiri yan üste gider
Hakikatsiz adem ne bilir kiymet
Derati devlette bulunmaz kudret
Bir mert ki namerde ederse hürmet
Zayi olur emek, nan üste gider
Varip boyun egme namert payine
Mevla gazap eder kalbi haine
Akilli Türabi uyma laine
Sasirtir tedbirin can üste gider
6
Adem, huri su dünyaya gelmeden
Muhammed Ali'nin nurun gördün mü
Hak nasibin almis kudret eliyle
Hünkar Haci Bektas Piri gördün mü
Su dünyayi hamur edip yuguran
Dokuz baba dört anayi doguran
Hitabi Elestte bize çagiran
Can içinde canan yari gördün mü
Gel gidelim Seyit Ali izine
Yüz sürelim ayaginin tozuna
Kirklar meydaninda pir niyazina
Dara Mansur olan eri gördün mü
Men'aref sirrina sirdas kandedir
Senden sana yakin yoldas kandedir
Yol gösteren sana kardas kandedir
Ol sahi alamet Çari gördün mü
Türabi Baba'nin dilde imani
On iki imam on yedidir erkani
Mihrabü minberde Seb'ulmesani
Cemalinde pirin vari gördün mü
7
Gel gönül gidelim ask ellerine
Maksudun yar ise bir tane yeter
Fikreyle kildigin amellerine
Heva-yi çerh ile efsane yeter
Meyl-i dünya için gel olma bed-nam
Kim aldi felekten muradinca kam
Ölüm var mi yok mu ahir-i encam
Vakit geçirmege virane yeter
Beyhude islerin terkeyle mutlak
Küllü men aleyha fan dedi Hak
Cihan baki degil hikmetine bak
Bu bir söz arife bahane yeter
Türabi sen özün payimal eyle
Hak yolunda yüzün payimal eyle
Su fani dünyada bir hayal eyle
Geçen geçti gelen nisane yeter
8
Sah-i Merdanin kullari
Haci Bektas'in gülleri
Ilm- i ledün bülbülleri
Kemer beste miyan beste
Gül destedir Bektasiler
Her seher açilir meydan
Sürerler ayn-i cem erkan
Ta ezel ahdiyle peyman
Kemer beste miyan beste
Gül destedir Bektasiler
Elif okurlar ötürü
Pazar ederler götürü
Yaradan Haktan ötürü
Kemer beste miyan beste
Gül destedir Bektasiler
Sekahüm Rabbihüm derler
Seraben tahur içerler
Sir için serden geçerler
Kemer beste miyan beste
Gül destedir Bektasiler
Ask-i Allah kiblegahim
Vechullahtir secdegahim
Gönlümdedir beytullahim
Kemer beste miyan beste
Gül destedir Bektasiler
Türabi' nin sözü haktir
Ister dinle ister bak dur
Gönlümde garazim yoktur
Kemer beste miyan beste
Gül destedir Bektasiler
Dahil-i bezm-i gürüh-u Naci’yiz ey zahida,
Sanma kim biganeyiz Zeynel özbeyilerdeniz.
|
|
1800-1879 Konya-Konya
1800-1887 Tokat-İstanbul
Emrah’ın öğrencisidir.
|
|
1800-1888 Mora Yenişehir-
|
|
1800-1890 Eskişehir-Seyitgazi
Asıl adı Ali’dir. Pir Mehmet’in oğludur. Seydi Battal Gazi Dergahı şeyhliği yapmıştır.
Kaynak:
1. Otyam, A. Tevfik; Bektaşiliğin İçyüzü, Karacan Yay.1984
|
|
1800-1855 Sille-İstanbul
Süruri, 19 uncu yüz
yılının başlarında, Sillenin Karhane şimdiki «Subaşı» mahallesinde doğmuş; ilk
tahsilini Sille medresesinde yapmış, 19 uncu asrın yarısında İstanbul'a gitmiş,
Saraya intisap ve yüksek bir mevki işgal etmiştir.Süruri'nin sülalesine Kurt
Mehmet Oğulları denmektedir. Asıl adı Osmandır. Kör Bekir «Zehri», Hacı Musa,
Berber Mustafa adında üç kardaşı vardır. Bu dört kardeşten Süruri, Zehri, Berber
Mustafa'nın oğlu Nigari şairdirler.
Sururinin bu kudretini çekemeyen diğer halk şairleri onu genç yaşında
zehirleyerek ve bu suretle daha önemli eserler vermesine mani olmuşlardır.
Zehirlendiğini anlayan
Süruri :
Süruri'yim vatanım yok,
Eğlenecek mekanım yok,
Ölürsem bir nişanım yok,
Mezarım gurbet illerde..
Feryadını kopararak 1272
hicri yılında gözlerini ebediyyen kapamıştır.
Eserlerinden
bazıları:
Nice bir yaş döker ağlarsın kanlar
Garip öksüz melil yarsız Süruri
Gönül bahçesinde taze fidanlar
Meyvası tükenmiş narsız Süruri
Ezelden karımız bizim bu yanmak
Mihnet şarabını nuş edüp kanmak
Ehli aşka göre nolsun utanmak
Ko desinler bana arsız Süruri
Düşürme sevdiğim beni
dillere
Sırrımı aleme ifşadan sakın
Varıp da meylini verme ellere
Sevdalı başımı kavgadan sakın
Derdü aşkın gibi bir müşkül beter
Var mıdır dünyada ey kalbi hacer
Hatıra gelmez mi ol havali mahşer?
Huzuru divanda davadan sakın
Bir ah etsem arşı alaya çıkar
Korkarım ki çarhı gerdunu yıkar
Narı aşkım benim dünyayı yakar
A kuzum kendini cefadan sakın
Felekten başıma yağsa gam taşı
Dutarım daima açarım başı
Süruridir durmaz gözlerim yaşı
Akar deryalanır dalgadan sakın
...............
Nazar etsem güzel
yüzünü örter
Lebi mercan bana eylemez ülfet
Beraber taş ile zümrüdü tutar
Cevahir inciye kalmadı rağbet
Fakirlik ademe olursa hail
Acep mümkün müdür vuslata nail
Zemane dilberi zengine mail
Ederler itibar var ise devlet
Siyah zülfün gölgesinde dolanmaz
Safayı zevk edüp bir dem gülünmez
Hakikatli civan şimdi bulunmaz
Nafile kendine eyleme zahmet
Süruri söylenir aşka gelince
Arabi Farisi Yunan dilince
Erenlerden destur izin olunca
Benim sevdiğimi verirler elbet
...............
Yine allar geymiş şahi hubanım
Günde yüz bin türlü elvan gösterir
Mestane bakışlı ahu ceranım
Gözleri bağdadı kalkan gösterir
Geyme güzel geyme telli kumaşlar
Aşıkın görürde fıgana başlar
Seyfi acem gibi ol siyah kaşlar
Kalemdir katlime ferman gösterir
Aklımı şaşırdı bir hüsnü melek
Sarsılır yüzünü görse ne felek
Sırmalı sim düğme ilikli yelek
Geçer karşımızda pistan gösterir
Süruri derdine nice dayasın
Hicri firakınla game boyansın
Layık mıdır böyle kül olsun yansın
Her bir edan günde bin kan gösterir
........................
Selam eylen varın söylen o dosta
Garip halim gelsin seyran eylesin
Mihnet firaşında yatarım hasta
Çaresiz dertliyim derman eylesin
Feleğin sillesi eyledi sersem
İflah olman derler her kime sorsam
Beni bir ağlar yok eğer ölürsem
Meğer nazlı yarim figan eylesin
Bir nefri gam benim düştü tabrıme
Görse Lokman tahsin eder sabrıma
İhtimaldır bile gider kabrime
Başıma taş deyü nişan eylesin
Süruri der dilber konup göştükçe
Unutmasın beni gelüp geştikçe
Ziyaret etmiye yolu düştükçe
Ruhuma fatiha ihsan eylesin
.....................
Bu aşkın ateşi yaktı
vücudum
Düşürdüm gönlümü mahi tabane
Bütün emlakimi yoluna koydum
Dahi canım feda şahi hubane
Bulandım bir zeman aktım duruldum
Kuytulara geçüp şimdi dur oldum
Yeni baştan bir huriye vuruldum
Keman ebru gözü ahu cerane
Cefakar okunu sıneme çaktı
Çevirüp yüzünü kahrile baktı
Derune göz koyup aşıkı yaktı
Bıraktı akibet ahu süzane
Camı fikrat beni eyledi berbat
Heman bülbül ğibi eylerim feryat
Süruri bendesin eylemez azad
Kah hapse koyar kah zindane
...................
Kadir mevlam beni düşürdün derde
Bu derdime sen dermanı yetiştir
Beni muhtaç etme olur bir derde
İnayet et şol lokmanı yetiştir
Bahri sevmekten ilacın gönder
Dertli vücudumu sıhhata dönder
Ayni hayat şerbetin sen bana sundur
Hızır elinden şol peymanı gönder
Ecelin hırhasın eğnime aldım
Ömrüm sefinesin engine saldım
Girdabı gam içre firkatte kaldım
Nuh gibi bir keşti bani yetiştir
Haşa kudretinden bahsetmek mehal
Bahri himmetinden olurmu süal
Hazreti Eyyube olursa misal
Süruriye sabrı ihsanı yetiştir
.................
Dinlen hey ağalar derdimi bugün
Sözü şeker lebi bale vuruldum
Hatırımdan gitmez lalei gülgün
Ruyalarında olan ale vuruldum
Eğnine geymiş mücevher diba
Maarif sadelik mahbubi ziba
Yaktı vücudumu kameti tuba
Boyu servi gibi dale vuruldum
Mecnun gibi daim gezerim sahra
Cihane gelmemiş böyle dilara
Kemandır ebruler ruhları hamra
Zenehdinde olan hale vuruldum
Süruri der aşkın bahrı boşandı
Beyaz gerdanına benler döşendi
Kırmızı levharı kuşak kuşandı
İnce belde olan şale vuruldum
................
Nice bir yaş döker ağlarsın kanlar
Garip öksüz melil yarsız Süruri
Gönül bahçesinde taze fidanlar
Meyvası tükenmiş narsız Süruri
Temelden kurumuş olmuş tarumar
Kabil olmaz yüzbin eylesen timar
Zevalını bulmuş cümle hep eşcar
Evi harap bağı yarsız Süruri
Sırrını bildirme sakın namerde
Başını uğradır onulmaz derde
Olur olmaz elin erdiği yerde
Niçün böyle gezen karsız Süruri
Ezelden karımız bizim bu yanmak
Mihnet şarabını nuş edüp kanmak
Ehli aşka göre nolsun utanmak
Ko desinler bana arsız Süruri
.............
|
|
1800-1900
|
|
19.Yüzyıl şair ve ozanlarındandır. Bosnalıdır. Elinde sazı ile Anadolu'yu karış karış gezmiş ve nefeslerini söylemiştir. Yatağan Baba Tekkesinde uzun süre kalıp hizmet etmiştir.
………….
KAYNAK:
Yatağanoğlu Alimcan, Dedemin Cönkünden Alevi-Bektaşi Şiirleri, Kaynak Yay.1.Baskı, S.108
|
|
1800-1900
1800-1900
1800-1900 GAZİANTEP
|
|
1800-1900 Hacıbektaş
1800-1900 Çamlıca Beşiktaş-İst.
1800-1900 Zile-Tokat
|
|
1800-1900 Kıbrıs-Antalya
1800-1900
|
|
1800-1900 Kalecik-Ankara
|
XIX uncu asrın en kuvvetli saz şairlerinden biri olan Kalecikli,
Mirati hakkında elde bir vesika yoktur. Gerçi son zamanlarda yazılan edebiyat
tarihlerinde Miratinin adı geçmekte ve bilhassa S. Nüzhet Bektaşi şairleri
eserinde şairden bir nebze bahsetmektedir. Fakat bu kayıtların hiç birisi
Miratinin hayatı etrafında tatminkar bir cevap ihtiva edebilmekten uzaktır.
Kültürü, felsefesi ve üstün şairiyeti ile büyük bir kıymet olan Miratinin bu
derece meçhul kalması edebiyat dünyamız için bir zarar olmaktan ziyade bu işle
uğraşanların lehine bir hareket olmasa gerektir. Miratinin babası ve ecdadı hakkında bir kayda tesadüf edilememişse de anasının adı Fatma olduğu bilinmektedir. Miratinin ne zaman doğduğu ve hangi tarihte vefat ettiği bu gün için meçhuldür. Yalnız 1285 de Türabi Ali baba dededen nasip aldığına ve ustam Aşık Hasanın babası Aşık Kemali ile müşaere ettiğine ve yine ustamın kanaatine göre Mirati, Kalecikte kendi lakaplarına izafe edilen Çanşah mahallesinde doğmuş, tahminen 1225 ve 1300 arasında yaşamıştır. Miratinin temiz giyinir, uzunca boylu, geniş omuzlu, sarı sakallı, iri gözlü olduğu, kardeşi Çanşah imamına benzediği söylenmektedir. Netice itibarile Mirati aşık ve Bektaşi edebiyatının, kültürünü temsil edecek ve divan edebiyatı müntesiplerile boy ölçebilecek nisbette ilim yapmış bir şairdir. Miratinin aşıklığa niçin ve nasıl başladığına gelince bu hususta elde ettiğimiz malumat şudur: Mirati, Kaleciklilerin bildirildiğine göre saza sekiz yaşında başlamış ve saz çalmayı kendisine yegane oyun ve eğlence telakki etmiştir. Aşık usullerinde kimlerden istifade ettiğini henüz tesbit edemediğimiz şair pek küçük yaşta sazına hakimiyet temin etmiş ve bu vadide çok genç iken büyük bir şöhret yapmıştır. Şair saz ve sözde arzu ettiği inkişafa mazhar olduğu bir sırada Kaleciklilerin aleyhinde yaptıkları dedikoduya kızarak sazını omuzuna almış ve Babalığa kadar yükselmiştir. Vekur, ciddi ve karşısındakileri hiç bir şey söylemeden kendine bend ve manyatize edebilecek bir vasfı haiz olan şair gerek fasıllarında, gerekse tekmil muaşeretinde herkesin hürmet ve takdirini kazanmış ve namını her tarafa yayabilmiştir. Bir kaç defa da Kastamonuyu ziyaret eden Mirati, muhitte saz ve söz meraklılarının olduğu kadar Kemali ve Meydaninin büyük takdirini mucip olmuştur. O zaman genç bulunan İshak zade Fevzi Fusuli aşıkan nam mecmuasında Miratiyi (Aleviyülmezhep bir şair idi) diye tavsif etmektedir. Mirati ilk defa Kastamonu tarikiyle İstanbul'a gitmiş ve Mehmet Ali Paşanın himayesi altında uzun bir zaman İstanbul da kalmış, bilhassa Tavuk pazarında tekellümündeki fesahat ve kudret ile şöhret almıştır. Mirati Anadolunun bir çok yerlerinde dahi aynı derecede takdir edilmiş ve sevilmiştir. Şu hadise Miratinin vekar ve şöhretine de kuvvetli bir delildir. Mirati bir gün Çankırıda Kemali ile fasıl yaparken araya Tosyalı Mirati isminde biri girmiş ve demiş ki - Sen de Mirati, ben de Mirati.. Faslı bırak ta seninle şu Miratiliği ayırt edelim. Mirati: - Baş üstüne buyur meydan senin, ayak senin. Cevabını vermiş. Kalecikli sazla Tosyalı elindeki deynekle müşaareye başlamışlar. Neticede Tosyalı mat olmuş ve kahveden uzaklaştırılmış; Aşıklıktan başka sanatı olmayan Mirati, hayatının sonuna kadar Bektaşi bir saz şairi olarak kalmış ve henüz tesbit edemediğimiz bir tarihte İstanbul da vefat ederek Tavuk pazarı civarına defnedilmiştir. Sazı bir müddet Asmalı meyhanesinde hatıra olarak muhafaza edilmişse de yangında yanmıştır. Miratinin edebi hüviyetine gelince şair, evvelce bilmünasebe söylediğimiz gibi Bektaşi edebiyatında olsun Aşık tarzında olsun tarihe maledilebilecek bir kıymettir. O, kuvvetli dimağının ve zengin kültürünün gölgesi altında duyuşlar ile bize rakipsiz bir çok eserler bırakmıştır. Fakat esef edilebilecek bir hadisedir ki bu çok kıymetli şairin matbuat aleminde çok mahdut şiirleri neşrolunabilmiştir. Ben de bütün çalışma ve çabalamama rağmen Miratinin ancak “19” parçasını temin edebilmiş olmaktayım. Bu parçalar kısmen hususi kütüphanelerde ve marak sahiplerinin ellerindeki mecmualarda diğerleri de başka vilayetlerde yazılmış ve tarafımdan ya istinsah veya satın alınmış cönklerde mukayettir. Bana Kalecikler yalnız iki parça verebilmişlerdir. Miratinin Ankara ve Çankırı köylerinde halkın ezberinde pek çok parçaları varsa da benim için şimdilik bu havalide tetkikat yapmağa imkan yoktur. Olsa dahi bu derleme vazifesi benden ziyade Kalecik münevverlerine düşer ki böyle bir kıymeti ihmal etmek Milli Harsiyatımızdan ziyade muhit ve hemşehrilik namına karlı bir hareket değildir. Ben burada elimden geldiği kadar milli ve mesleki vazifemi yapmak istediğimi zannetmekteyim. Bu etüdü yapmaktan yegane maksadım henüz takdir ve tesbit edilmemiş bir kıymeti tebarüz ettirebilmektir. Ortada bir noksan varsa hepimize ait olmak lazımdır. |
ESERLERİNDEN BAZILARI:
1.
5.
|
|
1800-1900 Isparta-
|
|
1800-1900
1800-1900 Mora
|
|
1800-1902 İstanbul-İstanbul
1800-1908 Kırşehir-İstanbul
|
|
1807-1866 Everek-Develi
Kayseri Develi ilçesi Everek’te 1807 yılında dünyaya gelmiştir. Everekli Seyrani olarak tanınır. Asıl adı Mehmet’tir. Cafer ve Emine oğludur. 2 yıl medrese eğitiminin ardından İstanbul’a gelmiş ve 7 yıl kalmıştır. Kendini iyi yetiştirmiş ve yazdığı hicivleriyle çevresindekiler rahatsız olmaya başlayınca padişaha jurnallenmiş ve Kayseri’ye dönmek zorunda kalmıştır. Hayatının kalan kısmı yokluk içinde geçmiştir. Şiirlerinde değersiz devlet adamlarını ve sofuları acımasızca eleştirmiştir. İçli ve samimi bir dil kullanmıştır. Eserleri Haşim Nezihi Okay tarafından derlenip yayınlanmıştır.
Eğlen Hocam Eğlen Bir Sualim Var
..................
..........
........................
İdris terziliği icat etmeden
İdris terziliği icat etmeden
Endazeden geçti boynumuz bizim
Anka yaratılıp Kaaf'a gitmeden
Bin Kaaf'ı beklerdi toyumuz bizim
Kalıbını değiştirse birimiz
Zâhit bin yıl yusa çıkmaz kirimiz
Hayatta pâk eder bizi pîrimiz
Murdar ölmek değil bizim huyumuz
Bir Seyranî vardır başı feslimiz
Cümlemiz çarıklı, yoktur meslimiz
Münkire karışmaz bizim neslimiz
Mehdi'den ayrılmaz soyumuz bizim
Seyrimde Bir Şehre Eyledim Nazar
Seyrimde bir şehre eyledim nazar
Gördüm elvan türlü meyhaneler var
Teşne var mı diye sâkiler gezer
Ellerinde dolu peymâneler var
Bir takım doldurur bir takım sunar
Bir takım susamış bir takım kanar
Bir takım söğünmüş bir takım yanar
Bir takım çevrilir pervâneler var
Bir eli kâseli bir eli taslı
Bir takım keyifli bir takım yaslı
Bir takım deli var bir takım uslu
Bir takım aşk içre mestâneler var
Âşık olan mürşidine yan verir
Bu Seyranî dilden dile şan verir
Hast'olmadan pîr önünde can verir
Nice bizim gibi dîvâneler var
........
Dini Bütün Müslümanın Gözleri
Dini bütün Müslümanın gözleri
Merhamet bahrine dalmada olur
Ârif söylemeden duyar sözleri
Kıssadan hisseyi almada olur
Bulunca ârifi can kurban verem
Ayağı altına yüzlerim sürem
Eyi gün dostuna eylesem kerem
Bir gözü kusura kalmada olur
Ârif kalkan edip sabr ü hilmini
Onunla def'eder zâlim zulmünü
Anlayan avcı avın ilmini
Kuşunu dumana salmada olur
Tabiplerin ilmin ehl-i dert okur
Derd-i Seyranî'ye derman mert okur
Ham sofular tesbih çeker vird okur
Gözü hayvan yemin çalmada olur
............
............
|
|
1814-1895 Gerede-Bolu
Geredeli Mustafa ağanın oğludur. Asıl adı Seyyid Ahmet’tir. 1814 yılında Gerede Kabiller mahallesinde doğmuştur. Annesi Zeynep Hatundur. 10 yaşından itibaren saz çalmaya başlamıştır. Dertli’nin öğrencisidir. Figani mahlasını Dertli vermiştir. Tüm Anadolu'yu, Suriye, Arabistan ve Irak’ı dolaşmıştır. Daha çok Bolu, Bartın, Ereğli, Devrek, Safranbolu, Kastamonu, Çerkeş, Çankırı (Kengiri), Mudurnu ve İzmit dolaylarında bulunmuş ve aşıklık mesleğini icra etmiştir. Ehlibeyit ve tasavvuf üzerine bir çok şiirleri vardır.
|
|
1824-1904 Zara-Kangal
|
Halk arasında Deli Derviş adıyla tanınan Feryadi'nin asıl adı Mehmet'tir. 1824 Yılında Zara'nın Zoğallı Köyü'nde doğdu. Babası Yusuf, Divriği'nin Gânut Köyü'ndendir. Geçim sebebiyle Zara'nın Zoğallı Köyü'nde arazi alıp oraya yerleşti. Feryadı, Zoğallı'da doğdu. Deli Derviş Feyâdi'nin ilk yıllarına ait geniş bir bilgiye sahip değiliz. Yalnız Alevi dedesi olduğu, Divriği'den Kars'a kadar olan bölgede müritleri bulunduğu, kendisinin de sık sık buralarda dolaştığı söylenir Deli Derviş Feryâdi, uzun boylu, ince yapılı ve ak sakallı idi. Yakınları ona Derviş Ağa derlerdi. Sazı çok güzel çalardı. Sazına "San Turna" adını vermişti. Sazına kendine göre de bir perde eklemişti. Sivas yöresinde o perdenin adına "Deli Derviş Perdesi" denir. Bir gün saz Çallarken sinirlenip kuvvetlice vurduğu, bütün tellerini kırdığı, sazı perdesiz de çaldığı anlatılır. Coştuğu zaman cezbeye tutulmuş gibi kendinden geçerdi. "Deli" sıfatı kendisine bu halinden ötürü verilmiş olsa gerek. Ömrünün sonralarında oğlunun yanma Kangal'ın Soğukpınar (Mamaş) Köyü'ne gitti. 1904 yılında tahminen 80 yaşında iken orada öldü. Deli Derviş Feryâdi, önce Kul Yusuf mahlasını kullanmış sonra Feryâdi mahlasını almıştır. Güçlü bir şair olan Feryâdi, sadece tarikat şiirleri ile yetinmemiş her konuda şiir yazmıştır. Feryadi'nin Pir Sultan Abdal döneminde yaşadığı sanılan Kul Yusuf la ilgisi olmadığı gibi 1920'de Ulaş'ın Baharözü Köyü'nde doğan Feryâdi ile karıştırılmamalıdır.
|
|
|
1827- 1885 TOKAT-SAMSUN
| Tokatlı Nuri 1827 yılında Tokat’ta doğu. Genç yaşında babası Veli ölünce Nuri yetim kalmış ve çileli hayatı başlamış. Asıl adı Mahmut’tur. Sivas, Çankırı, Çorum, Samsun, Ordu, Giresun dolaylarını gezmiş. 1885 yılında Samsun’da iken vefat etmiştir. Erzurumlu Emrahın çıraklığını yapmıştır. Alevi Bektaşi tarikatından yürümüş ve bu yönde güzel eserler vermiştir. |
|
|
1832-1911 Deliktaşköyü-Sivas
1832 yılında Sivas Kangal Deliktaş köyünde doğdu. Asıl adı Mustafa olan Ruhsatî Sivas'ın Kangal İlçesine bağlı Deliktaş Köyü'nde H.1251 (M.1835) yılında doğmuştur. Şiirlerinden babasının adının Mehmet Olduğunun öğrenilmesine karşılık, annesinin ismine tesadüf edilememiştir. Ünlü araştırmacı yazar Eflatun Cem Güney, annesinin isminin Safiye olduğunu söylemektedir.
Fakir bir ailenin çocuğu olan Ruhsatî oniki yaşında iken babasını kaybetmiştir. Babasının ölümü üzerine Deliktaş ağalarından Ali Ağa'nın yanında azaplık etmiş, çeşitli işlerde çalışarak geçimini sağlama uğraşı vermiştir.
Kuvvetli bir tahsil görmemiş olan Ruhsatî'nin şiirlerinde Arapça'ya kısmen de olsa vakıf olduğu anlaşılmaktadır. Ruhsatî'nin başından dört nikah geçmiştir. İlk karısı Meryem dediği Mihri'dir. Mihri ölmüş, beş çocuğu öksüz kalmıştır. Minhaci (1862-1901) Meryem’den olan tanınmış halk ozanıdır. Fakat bunun da ömrü vefa etmemiş, genç yaşında ölmüştür.
Ruhsatî, Mihri'nin ölümüyle kaybettiği sevgiyi üçüncü karısı Fatma'da bulmuştur. Fatma'nın da ölmesiyle dünyası kararmış, onsuz dünya gözüne görünmez olmuştur. Ruhsatî dördüncü evliliğini Mühimme ile yapmıştır. Ancak Mühimme hakkında geniş bir bilgi mevcut değildir. Dört defa evlenen Ruhsatî'nin bu evliliklerinden yirmi üç çocuğu olmuştur. Ancak bunlardan çoğu sağlığında vefat etmiştir. Hatta bir günde dört çocuğunu birden kaybettiğini şiirlerinde belirtmektedir. Ömrünün tamamını doğduğu köyde geçiren Ruhsatî, hayatının sonlarında da köyünde imamlık yapmıştır. H.1327 (M.1911) yılında vefat eden Ruhsatî'nin mezarı doğduğu köy olan Deliktaş'tadır.
Ruhsatî alçak gönüllülüğüyle, mütevazi karakteriyle herkes tarafından sevilip sayılan bir insandır. Yazdığı taşlamalarında bile munistir. Haramdan, koğ ve gıybetten ömrü boyunca kaçmıştır. Kendine emanet edilen sırları ne pahasına olursa olsun saklamasını bilmiştir. Basiret, kanaat, tevazu ve iz'an sahibi birisidir. Kimseyi kıskanmamıştır. Kimsenin malına göz dikmemiş, kimsenin işine karışmamıştır. Dinine aşk derecesinde balı bir insandır. Hayatı hep yoksullukla geçmiş, öyle günler olmuştur ki borcunu ödeyemez durumlara düşmüştür. Devrin ileri gelenlerinden ve zenginlerinden yardım talebinde bulunurken bile onurundan taviz vermemiş, dilenci durumuna düşmemiştir.
Ruhsatî, aşıklığı genç yaşta elde etmiştir. Kendisi bunu bade içmesine bağlamaktadır. Onun ne Sümmani'nin Gülperi'si, ne de Feryadi'nin Güldane'si gibi hayaline yandığı bir sevgilisi vardır. Çevresinde Hak aşığı olarak bilinen Ruhsati'ye aşıklık "Bismillah" ile verilmiştir. Şiirlerinde Ruhsat, Ruhsat Baba, Aşık Ruhsat ve genellikle de Ruhsatî mahlasını kullanmıştır. İrticalen söyleyebilen şair, saz çalmasını bilmemektedir. Ruhsatî, anlatmak istediği düşünceyi gayet usta bir söyleyişle dile getirmesini bilmiştir. Şiirlerinde tekrara düşmemeye özen gösterir. Ancak ifadeye kuvvet vermek isterken şuurlu olarak tekrara baş vurur. Bunu yaparken de sıkıcılığa düşmediği gibi, üslubuna ahenk katar. Ruhsatî'nin şiirlerinde en göze çarpan özellik tasvirlerdir. Öyle tasvirler vardır ki, çoğu aşıklarda rastlanılmayacak güzelliktedir. Diğer aşıklarda olduğu gibi Ruhsatî de şiirlerinde aşk, tabiat, gurbet, öğüt, taşlama, tenkit, şikayet, dilek, mistik düşünce ile fanilik konularını ele almıştır. Şiirlerini 8, 11, 14 ve 15 hece ile söylemiştir. Nadir de olsa 5 ve 7 heceli şiirleri vardır. Aruz vezni ile de şiirler yazmışsa da bunda pek başarılı olamamıştır. Şiirleri teknik yönden oldukça başarılıdır. Gereği gibi okuyamayan şairin en büyük düşmanı cehalettir. Ona göre insanı insan yapan en önemli özellik eğitim ve terbiyedir. Ferdin, ailenin, toplumun ve milletin huzuru için sağlam bir terbiye ile köklü bir eğitim esastır.
Ruhsatî'nin şiirleri incelendiğinde, onun, en çok Karacaoğlan'ın etkisinde kaldığı görülür. XVII. Yüzyılın güçlü temsilcilerinden Aşık Ömer ve Gevherî'nin de Ruhsatî de etkisi görülür. Ayrıca Ruhsatî, Pir Sultan, Kul Himmet Üstadım ve Dadaloğlu gibi aşıklarla, çağdaşı aşıklardan Dertli ve Seyrani'nin de etkisinde kalmıştır. Başta oğlu Minhacî, Meslekî, Zakirî (Noksanî), Emsalî ve Tabibî gibi aşıklar Ruhsatî'den etkilenmişlerdir. Bekir Kılıç, Dilhanî, Ehramî, Firakî, Gafili Hamza, Sızırlı Hasan, Hitabî, Kelamî, Kenanî, Memiş Eroğlu, Muzaffer, Nedimî gibi aşıklar da Ruhsati'yi usta kabul etmişlerdir.
DAHA SENDEN GAYRİ AŞIK MI YOKTUR
Daha senden gayı âşık mı yoktur,
Nedir bu telaşın ey deli gönül.
Hele düşün devr-i Adem'den beri,
Neler gelmiş geçmiş say deli gönül.
Günde bir yol duman çöker serime,
Elim ermez gidem kisb ü kârime,
Kendi bildiğine doğrudur deme,
Gel iki adama uy deli gönül.
Şu yalan dünyadan ümidini üz,
İnanmazsan bak kitaba yüz be yüz,
Hanen mezaristan malın bir top bez,
Daha doymadıysan doy deli gönül.
Baktım iki kişi mezar eşiyor,
Gam kasavet geldi boydan aşıyor,
Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor,
Gel de bu rüyayı goy deli gönül.
Birgün bindirirler ölüm atına,
Yarın iletirler Hakk'ın katına,
Topraklar susamış adam etine,
Hep ağzımı açmış hey deli gönül.
Mevlâm kanat vermiş uçamıyorsun,
Bu nefsin elinden kaçamıyorsun,
RUHSATÎ dünyadan geçemiyorsun,
Topraklar başına vay deli gönül.
......................
Geldİ Geçtİ
Güzellerİn KervanI
Geldi geçti güzellerin kervanı
Sürüldü savruldu yarin
harmanı
Gençlik elde iken sürün devranı
İhtiyarlıkda
devran sürülmez imiş
Her gün ağlar iken nasıl güleyim
Gönül gamda iken gülünmez imiş
Arsa direk direk oldu
tütünüm
Başa ne gelecek bilinmez imiş
Ruhsatiyem demem binde birini
Ferhat olan niçin sevmez Şirini
Aradım kitapta buldum yerini
Sabır gibi devlet bulunmaz imiş
................
Bİr MünafIk
Bİr GammazIn*
Bir münafık bir gammazın
Terki salat bey namazın
Üçünün meyit namazın
Kılanın avradını
Münkir münafıkın suyu
Aktı harab etti köyü
Ölüsüne bir tas suyu
Koyanın avradını
Evden odun getirenin
Isıdıp
su yetirenin
Isgatına
oturanın
İmamın avradını
Ruhsat burdan kalktı deyi
Dört yanına baktı deyi
Bu türküyü yaktı deyi
Kınayanın avradım.
*Bu şiir Kazak Abdal tarafından da başka söylemlerle dile getirilmiştir. Acun
AyrIlIk Badesİn TatlI MI SandIn
Ayrılık badesin tatlı mı sandın
Ne tez tebdil olmuş çimenin dağlar
Bu güzellik geçer sana da kalmaz
Daha neye bağlı gümanın dağlar
Nice güzellerden alırsın bac'ı
Al yeşil renklerden giyersin tacı
Yardan ayrılması zehirden acı
Bu yüzden gitmiyor dumanın dağlar
Gece gündüz yalvarmıştım Süphana
Birden vuslat bulamadım sunama
Daha şimden geri beni kınama
Semaya erişmiş figanın dağlar
Ruhsat gibi karaları bağlarsın
Aşkın ateşiyle yürek dağlarsın
Benim ahvalime sen de ağlarsın
Var ise zerrece imanın dağlar
.................
AçlIğI
Seversen Sana Üç Oruç
Açlığı seversen sana üç oruç
Yarım lira borcum vardır ver Allah
Namerd
kapısına eyleme muhtaç
Kerem eyle şu işimi gör Allah
Bir vakit kulunu koymazsın darda
Bir anda keşfolur yetmiş bin perde
Sen varken ahvalim demem bir ferde
Yok değil ya hazinende var Allah
Sana layık rahmetine garg
etmek
Bizlere de lazım oldu fark etmek
Görünmezden sebebini halk etmek
Yok şerikin haşa sensin bir
Allah
Sürekci
zalimdir bilmez amanı
Fark ettim liradır dini imanı
Anladım soyacak sako tumanı
Dardan kurtaracak bir Allah
Sırrı hikmetini kıldım temaşa
Birliğini inkar etmeyiz haşa
Kafir de yalvarsa boş salman boşa
Ruhsat da bir kemter derbeder Allah.
.......................
Bİr Zaman
(Benİm Dostum)
Benim dostum Kerbela'ya
aşık ol
Çıkarmaya kara bağla bir zaman
Aşık olmak elde büyüm vesile
Coşkun sular gibi çağla bir zaman
Seherde el bağla durup niyaza
Haris olma çoğa razı ol aza
Yazam arzuhalim çekem beyaza
Oku da gönlünü eğle bir zaman
Çıkmaz senden masumların firkati
Eğer isten isen huri cenneti
Çekip aşkın Zülfikarın kaskatı
Nefsine arını bağla bir zaman
Benim dostum nasihatim tutarsa
İyili kötülü her iş biterse
Benim vadem senden evvel yeterse
Ruhsati Baba'ya ağla bir zaman
Kaynak: 1. YILDIRIM Ali, Başlangıçtan Günümüze Alevi Bektaşi Deyişleri I, s.13,
2. Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986
|
|
1835-1916 İstanbul-İstanbul
1835 yılında İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Ahmet Edip'tir. İyi bir eğitim görmüş ve genç yaşta Bektaşi tarikatına girerek Mehmet Ali Hilmi Dedebaba’ya mürit olmuştur. Vahdeti vücut esaslarına bağlıdır. Harabi sonradan şiirlerinde kullandığı mahlastır. Bazı şiirlerinde adı Edip olarak geçer. Bahriye Birlik katibi olan Harabi ömrünü İstanbul ve Rumeli'de geçirmiştir. 17 yasında Bektaşiliğe giren Harabi dünyadan göçüş yılı olan 1917'ye kadar bu yolun sadik bir bendesi ve yılmaz bir savaşçısı olmuştur. Eserleri Edip HARABİ Divanında toplanmıştır.
Şiirleri aruzla ve hece ile yazılmıştır. Sairin bu iki vezne de çok
alışık olduğu hakimiyetinden anlaşılıyor. Uyakları kimi zaman göz
için, kimi de kulak içindir. Rediflere rağbeti vardır. Nazim
şekillerini maksadına göre seçmekte ustadır.
Edip Harabi, tasavvuf
konularında olduğu kadar hiciv alanında da usta ve tecrübeli bir
sairdi. Hicviyelerinin üstünde, kime niçin ve ne zaman yazıldığını
gösteren notların bulunması; onların ilginçliğini artırmaktadır.
Bu arada sairi coşturan,
kızdıran sebeplerin belli olması, onun hayati hakkında da epey bilgi
vermektedir. Çok genç yaşında, Merdiven Köyü Bektaşi tekkesinde M. A.
Hilmi Dede Babaya ikrara verip tarikata giren Harabi hayatinin sonuna
kadar bu ikrara sadik kalmış, şiir ve nefesleri ile Bektaşi
edebiyatının en kudretli üstatlarından biri olmuştur.
Bektaşi olmadan önceki halini
söyle anlatır:
"Abdestimi alır, tastan düvere karşı bir kalkar bir yatardım.
Savmı salatı bırakmazdım.
Cennetle huri, gılman sevdası vardı gönülde. Bes vakte bes katardım.
Çok namaz kılardım, camileri gezerdim.
Allaha vasıl olmak böyle olur sanırdım."
Yeniden doğuş ona yeni düşünceler yeni inançlar getirir ve ona su
mısraları yazdırır:
Berzahtan kurtuldum çıktım aradan
On yedi yaşında doğdum anadan
Muhammed Hilmi Dede Babadan
Çok şükür hamdolsun geldim imana
..................
Bu, Harabiye has bir fikir degildir. Harabi'den önce de çok
söylenmistir. Mesela, ondan 500 yil önce Nesimi de ayni inanci su
misralarla dile getirmistir.
Ademde tecelli kildi Allah
Kil ademe secde olma gümrah
ademdir iki cihanda maksut
Secde etmeyen ona oldu merdud
Haccı ekber kılmak istersen gel ey zahid beru
Aşıkın kalbi içinde sen bu Beytullahı gör
Harabi ilk şiirlerini Saadet gazetesinde yayınlamaya başlamıştır.
Yayınlanmış veya yayınlanmamış şiirleri Bektaşiler arasında çabucak
yayılmış, bestelenmiş, sazla ve sözle Türkiye'nin her tarafında
söylenir hale gelmiştir. Izmir'li Hüseyin Hüsnü Erdikut Baba'nın
yazdığına göre Rıza Tevfik'in de mürşidi olmuştur.
Harabi hakkında ilk defa geniş bilgi veren ve onun şiirlerinden mühim
bir kaç numune yayınlayan Saadettin Nükhet Ergün olmuştur. 1930
yılında devlet matbaasında basılıp Maarif Vekaletince yayınlanan
Bektaşi Şairleri adındaki kitabin 79-115 sayfaları Harabi'ye
ayrılmıştır.
Yine Saadettin Nükhet Ergün'ün bu kitabi sonradan Maarif Kütüphanesi
tarafından Bektaşi-Kızılbaş-Alevî Sairleri ve Nefesleri adi ile
yayınlanmış ve 2 basım ve 3 ciltte 251-265 sayfalar Harabi'ye
ayrılmıştır.
1950 yılında, İzmirli H. Hüseyin Erdikut "Edip Harabi'nin Divani" adi
ile 74 sayfalık bir kitap yayınlamıştır. Bilgi Matbaasında basılan bu
kitaptaki kısa ön sözünde Harabi'den söz açarken rahmetli Hüseyin
Hüsnü baba söyle yazmaktadır: "Vaktiyle bu fakire hediye etmiş olduğu
kendi el yazısı ile divançesinde 115 kadar eseri mevcut olduğundan ve
şimdiye kadar bu zatin eserleri pek az neşredildiğinden, ihvanı baş
sayfaya ve muhterem okurlara küçük bir hizmette bulunmak ve muhterem
sairin ruhunu şad etmek maksadıyla bu vazifeyi mukaddes addederek işbu
divançenin tab ve intişarına haddim olmayarak cür'et eyledim."
İçeriz Şarap
Ey zahit şaraba eyle ihtiram
Müslüman ol terk et bu kilükali
Ehline helaldir na-ehle haram
Biz içeriz bize yoktur verbali.
Sevaba girmek çün içeriz şarap
İçmezsek oluruz duçar-i azap
Senin aklin ermez bu başka hesap
Meyhanede bulduk biz bu kemali.
Kandil geceleri kandil oluruz
Kandilin içinde fitil oluruz
Hakki göstermeye delil oluruz
Fakat kör olanlar görmez bu hali.
Sen münkirsin sana haramdır bade
Bekle ki içesin öbür dünyada
Bahs açma HARABI bundan ziyade
Çünkü bilmez haram ile helali.
........................
Divançe-i Edip Harâbi
Peder ve valdem oldu bahane
Merecel Bahriyani yeltekiyane
Bin ikiyüz altmış dokuzda kane
Eriştim zahiren geldim cihane.
Berzahtan kurtuldum çıktım aradan
Onyedi yaşında doğdum anadan
Muhammed Ali Hilmi Dede Babadan
Çok şükür hamdolsun geldim imkane.
Namım Edip idi Harâbi oldum
Erenlerin ayak turabı oldum
Hakk'ın bir mukaddes kitabı oldum
Aşkolsun okuyan ehli irfane
.................
İlmin Deryasıyız Biz
Ey vaiz sen bize vaazedemezsin
Çünkü her bir ilmin deryasiyiz biz
Bizim yurdumuza hiç gidemezsin
Hakikat Kaf'inin Anka'siyiz biz.
Haberdar olaydin sirri suphandan
Feragat ederdin küfr-ü imandan
Birsey anlamadin sen magzi Kuran'dan
Kuran'in esrar-ü manasiyiz biz.
Biz tertip eyledik Kabe-kavseyn'i
Kurbu ev ednada kurduk ayini
Fehm eyleyemezsin sen o mabeyni
Mirac'in Leyletel esrariyiz biz.
Tur'da biz Musa'yi irsad eyledik
Isa'yi çarmihtan azad eyledik
Çikardik göklere imdat eyledik
Bunlarin sebebi ihyasiyiz biz.
Kafü-nun dan daha nisan yok iken
Bu görüp bildigin cihan yok iken
Hakka siginacak mekan yok iken
Bizde gizlenmisti amasiyiz biz.
Ibrahim'e nari gülzar eyledik
"Tecri mintahtihel'enhar" eyledik
Yok iken HARABI biz var eyledik
Bu kevn ü mekanin Hudasiyiz biz
........................
Pişmiş Olaydın
Herkesin mâtlûbu bir gül olurdun
Bu gülşenden gonca dermiş olaydın
Aynelyakiyn görüp Hakk’ı bulurdun
Bezm-i erenlere ermiş olaydın.
Kendini bileydin Hakk’ı bilirdin
Eğri yoldan doğru yola gelirdin
Bir sofraya konsan belki yenirdin
Böyle çiğ kalmayıp pişmiş olaydın.
Harabi seninle düştü davaya
Daha âla idi öbür dünyaya
Ey Şâni postunu sermiş olaydın
Giriftâr olmazdın derd-ü belâya.
....................
Olaydın (Kimsenin
Hatasın)
Kimsenin hatasın göremez idin
Kendi noksanını bilmiş olaydın
Herbir söze cevap veremez idin
Benlik davasından geçmiş olaydın
Kulağın olaydı sözüm duyardın
İrfanın olaydı bana uyardın
Ayağın ısırıp kana boyardın
Bir kelbin ağzında on diş olaydın
Ben nerye kaçsam görecek. idin
Defter-i amalim dürecek idin
Bilirim Şani`yi sürecek idin
Dervişan üstüne teftiş olaydın
Gazeller yaparsın lafların çoktur
Lakin o sözlere karnımız toktur
Gerçi hiddetine sözümüz yoktur
Ey Harabi biraz geniş olaydın
Edip Harabi
................
Kabe ile Puthane
Sofi nefret mi verir meclis-i rindane sana
Yoksa siklet mi verir sohbet-i mestane sana.
Mese-i hamr-i Hudadan haberin yok zira
Saki-i bezm-i ezel sunmadi peymane sana.
Cura-i cam-i ilahiden eger içse idin
Bir olurdu o zaman mescid ü meyhane sana.
Sana göstermeyecek sahid-i maksud-u cemal
Çünkü ta kalû belide dedi bigane sana.
Eyleme gebr ü müsülmani Harabi tefrik
Çünkü birdir bilürüz kabe vü puthane sana.
...................
Vahdetname
Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk'a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik.
Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi söyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kiyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik.
Allah ile burda birleştik
Nokta-ı amaya girdik birleştik
Sırr-ı Küntü kenzi orda söyleştik
İsmi şerifini Rahman eyledik.
Aşikar olunca zat ü sıfatı
Kûn dedik var ettik bu semavatı
Birlikte yarattık hep kainatı
Nam ü nişanını cihan eyledik.
Yerleri gökleri yaptık yedi kat
Altı günde tamam oldu kainat
Yarattık içinde bunca mahlûkat
Erzakını verdik ihsan eyledik.
Asılsız fasılsız yaptık cenneti
Huri gılmanlara verdik ziyneti
Türlü vaidlerle her bir milleti
Sevindirip şad ü handan eyledik.
Bir cehennem kazdık gayetle derin
Laf ateşi ile eyledik tezyin
Kıldan gayet ince kılıçtan keskin
Üstüne bir köprü mizan eyledik.
Gerçi Kün emriyle var oldu cihan
Arş-ı Kürsü gezdik durduk bir zaman
Boş kalmasın diye bu kevnü mekan
Ademin halkını ferman eyledik.
İrfan olan bilir sırrı müphemi
İzhar etmek için ism-i azamı
Çamurdan yoğurduk yaptık ademi
Ruhumuzdan bir ruh revan eyledik.
Adem ile Havva birlik idiler
Ne güzel bir mekan bulduk dediler
Cennetin içinde buğday yediler
Sürdük bir tarafa puyan eyledik.
Adem ile Havvadan geldi çok insan
Nebiler Veliler oldu mümayan
Yüzbin kerre doldu boşaldı cihan
Nuh Nacıyullah'a tufan eyledik.
Salihe bir deve eyledik ihsan
Kayanın içinden çıktı nagehan
Pek çokları buna etmedi iman
Anları hak ile yeksan eyledik.
Bir zaman Eshabikefhi uyuttuk
Hazreti Musa'yı Tur'da okuttuk
Siti çulha yaptık bezler dokuttuk
İdris'e biçtirip kaftan eyledik.
Süleyman'ı dehre sultan eyledik
Eyyub'a acıdık derman eyledik
Yakub'u ağlattık nalan eyledik
Musa'yı Şuayb'a çoban eyledik.
Yusuf'u kuyuya attırmış idik
Mısır'da kul diye sattırmış idik
Zeliha'yı ona çattırmış idik
Zellesinden bendi zindan eyledik.
Davut peygambere çaldırdık udu
Kazadan kurtardık Lût ile Hûd'u
Bak ne hale koyduk nar-ı Nemrud'u
İbrahim'e bağ u bostan eyledik.
İsmail'e bedel cennetten kurban
Gönderdik şad oldu Halilürrahman
Balığın karnını bir hayli zaman
Yunus peygambere mekan eyledik.
Bir mescide soktuk Meryen Anayı
Pedersiz doğurttuk orda Isa'yı
Bir ağaç içinde Zekeriyya'yı
Biçtirip kanına rizan eyledik.
Beytimukaddeste Kudüs şehrinde
Nehri Seria'da Erden nehrinde
Tathir etmek için günün birinde
Yahya'yı İsa'yı üryan eyledik.
Böyle cilvelerle vakit geçirdik
Bu enbiya ile çok iş bitirdik
Başka bir Nebiyyizisan getirdik
Anın her nutkunu Kur'an eyledik.
Küffari Kureyşi ettik bahane
Mehmet Mustafa geldi cihane
Halkı davet etmek için imane
Murtaza'yı ona ihvan eyledik.
Ana kıyas olmaz asla bir nebi
Nebiler şahıdır Hakk'ın habibi
Biz anı Nebiyyi-ihsan eyledik.
Hak Muhammed Ali ile birleşti
Hep beraber kabekavseyne gittik
O makamda pek çok muhabbet ettik
Leylerelesrayı seyran eyledik.
Bu sözleri sanma he insan anlar
Kus dilidir bunu Süleyman anlar
Bu sırrı müphemi arifan anlar
Çünkü cahillerden pinhan eyledik.
Hak ile hak idik biz ezeliden
Ta ruz-i Elestte Kalubelide
Mekan-i Hüda'da bezm-i celide
Cemalini gördük iman eyledik.
Vahdet alemini bilmeyen insan
İnsan suretinde kaldı bir hayvan
Bizden ayrı degil Hazreti Süphan
Bunu Kur'an ile ayan eyledik.
Sözlerimiz bizim pek muhakkaktır
Doğan ölen yapan bozan hep Haktır
Her nereye baksan Hakkı mutlaktır
Ahval-ı vahdeti beyan eyledik.
Vahdet sarayına giren için
Hakkı aynelyakın görenler için
Bu sırrı Harabi bilenler için
Birlik meydanında cevlan eyledik.
.....................
insan suretinde sen bir hayvansın
Sen maye-i aslını insan mı sandın.
Sözünü bilmezsin gayet nadansın
Acep sen kendini irfan mı sandın.
Severiz seveni asla yıkmayız
Kimsenin kalbini kırıp yakmayız
Hiç insaniyetten taşra çıkmayız
Bizi kendin gibi hayvan mı sandın.
Harabi der sana bir iş yaparlar
Aç gözünü sofu, sonra açarlar
Ağzının içine bir gün sıçarlar
Sen her sakallıyı baban mı sandın.
……………
Ey
Derviş Açlıktan Etme Şikayet
Ey derviş açlıktan etme şikayet
Tekkeyi bekleyen çorba içermiş
Derya kenarında kalma nihayet
Atı alan Üsküdar`ı geçermiş
Bir insanın doğru özü olursa
Hakkı ispat eder sözü olursa
Kendini görecek gözü olursa
Pirincin taşını görüp seçermiş
Hazreti peygamber bak ne söylemiş
Harabi de ona iman eylemiş
Dünya mezrea-i ahiret imiş
İnsan ektiğini mutlak biçermiş
Edip Harabi
Eylemiş (Didar-ı Ademde)
Didar-ı ademde hazreti süphan
Hudut u müphemi tastir eylemiş
Nüsha-i kübradır vücut u insan
Maye-i hikmetle tahmir eylemiş
Kabe kavseyn yazmış ebruvanına
Serahen vehhaben dü çeşmanına
İki gamze ile hep müjganına
Sure-i fetahna tahrir eylemiş
Kuranda buyurmuş hallak-ı ezel
İnsandan yok imiş bir nesne güzel
Ey Harabi resmini ressam-ı ezel
Hame-i kudretle tasvir eylemiş
Edip Harabi
Vardır (Cahiller Çekemez)
Cahiller çekemez ehli kemali
Zira sözlerinin hikmeti vardır
Nasıl anlatayım bilmem bu hali
Ehli dilin şan ü şöhreti vardır
Vücudu mürdemi kamil ü irfan
Sızdırılmış altın gibidir her an
Her nereye gitse olsa numayan
İtibar ederler kıymeti vardır
Kamillerin ilm ü irfanı malum
Aklı fikri fazlı irfanı malum
Sözü özü doğru vicdanı malum
Her müşkili halle kudreti vardır
Bir insan cahil ü nadan olursa
İnsan suretinde hayvan olursa
Harabi`ye karşı düşman olursa
Mutlak onda haset illeti vardır
Edip Harabi
Zühd-ü Riya İle Olan İbadet
Zühd ü riya ile olan ibadet
Hatadır hazret-i settar`a karşı
Böyle namaz ile olamaz ümmet
Hiç kimse Ahmed`i muhtar`a karşı
Allah gözlerine çekmiş bir perde
Yok dersin Allah`ı gökte ve yerde
Gösterelim gel de gör Hak`kı nerde
Secde eyleyesin didara karşı
Ebsem ol Harabi sen nasıl ersin
Halli müşkül böyle sözler söylersin
İçtinab et belki hata edersin
Haydar`ı kerrar`e hünkara karşı
Edip Harabi
.........................
Kaynak:
1. YILDIRIM Ali, Başlangıçtan Günümüze Alevi Bektaşi Deyişleri I, s.13,2.
Kocatürk, Vasfi Mahir; Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi, Ankara 1970.s.620
|
|
1835-1931 Şarkışla-Sivas
1834 – 1918) Şarkışla-Sivas
1835 yılında fakir bir ailenin çocuğu olarak Şarkışla’da dünyaya geldi. "Serdarî"dir. Küçük yaşta eşekten düşmüş ve kolu kırılmış, kolunun kırığı tutmayınca kangren tehlikesinden kolu kesilmiştir. Bundan dolayı şairi "çolak" diye çağırmışlardır. Asıl adı Hacı’dır. Daha çok "Çolak Hacı" adıyla bilinir. Bu ad kendisine kolu dirseğinden kesik olduğu için verilmiştir. Belirlendiğine göre Sarkışla Kadısının kızına tutulmuş, onunla evlenemeyince kaçırmak zorunda kalmış, ama kısa bir süre sonra yakalanarak hapse atılmıştır. Başından daha birçok sevdalar geçmiştir. Sonra Beyaz adli bir kıza asık olmuş. Bir kaç kez evlenmiş en azından on çocuğu olduğu söylenmektedir. Serdarî'nin şiirleri hayal mahsulü değildir. En başarılı yönü çevresindeki ve devrindeki olayları büyük bir ustalıkla dile getirmesidir. Yaşamı ise yoksulluk içinde geçmiştir. Bu yoksulluk acısını şiirlerine yansıtmıştır. Bu değerli şair, uzun ve çileli bir hayattan sonra 1922 yılında ölmüştür. Okuma yazma bilmediği için şiirlerini kitaplaştıramamıştır. İrticalen söylediğinden bir çok şiiri kendisiyle birlikte unutup gitmiştir. Yıllar sonra çok zor şartlarda Kadri Özyalçın ve Kemal Gürpınar, Serdarî'nin şiirlerini derleyerek "Şarkışlalı Serdarı" adlı bir kitapta toplamışlardır.
Kaynak: Tahir Kutsi, Türk Şairleri Antolojisi, Toker Yay. İstanbul 1986, s. 170
|
|
1838-1898 Sarımbey-Çorum
Asıl adı Hanefi’dir. 1838 yılında Çorum'un Sarıbey köyünde dünyaya gelmiştir. Çukurova'da Toroslarda yaşadığından bu bölgede halkın dilinde Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi Türkmen halk ozanı olarak bilinir ve şiirleri sevilerek okunur.
Ben De
Çıktım Gül Tepeye
Ben de çıktım gül tepeye
Seyir ettim ellerine
Ağbaz ağbaz eller konmuş
Sevdiğimin çöllerine
Ağca cerenin sekişi
Sevdiğimin hub bakışı
Muradın çoşkun akışı
Benzer gözüm sellerine
Gülüstanın gülü kokar
Hublar yanağına sokar
Murat derler bir su akar
Güvel konar göllerine
Hocam hocalar hocası
Okudum çıktım hecesi
Bugün de bayram gecesi
Yar kına yaksın ellerine
Bunu diyen Deli Boran
Sevdiğine meyil veren
Şu işime sebep olan
Duman çöksün yollarına
Deli Boran
Avşar
Can Cefa
Götürmez
Gene bulandı da yüzü havanın
Şahan gezer sulağında turnanın
Top kara perçemli güzel sevenin
Can cefa götürmez hey kara gözlüm
Güzeli sevmesin ne bilir ahmak
Sevip sevip de cemaline bakmak
Fırsatın düşürüp yanaktan öpmek
Can cefa götürmez hey kara gözlüm
Beni del`eyledi kaşınan gözler
Taramış zülfünü gerdana düzler
Kehribar dudak da balaban yüzler
Yüzünü yüzüme sür kömür gözlüm
Der ki Deli Boran da aslın soyusa
Belin ince ise usul boyusa
Aşığa verdiğin bahşiş buyusa
Vallahi billahi az kömür gözlüm
Deli Boran
Avşar
Göğde Uçan
Huma Kuşu -Orj-
Göğde uçan huma kuşu
Ne bilir dalın kıymatın
Kargayı dala kondurmam
Ne bilir elin kıymatın
Kahvelerde laf atanlar
Gerçeğe yalan katanlar
Sonra beyliğe yetenler
Ne bilir gülün kıymatın
Çift sürüp bider ekmeyen
Meydana sofra dökmeyen
Arıya hizmet etmeyen
Ne bilir dalın kıymatın
Bunu diyen Deli Boran
Küçükcekten yetim kalan
Bir görmeye deve veren
Ne bilir malın kıymatın
Deli Boran
Avşar
Gökten
Biraz Suna İnmiş
Gökten biraz suna inmiş
Şu Antebin arasına
Ben dostumu göremedim
Ağlar amma çaresi ne
Suları da balkan gözlü
Gözelleri şirin sözlü
Merhem eylen kömür gözlü
Şu sinemin yarasına
Suları çağlayıp akar
Gözleri hep ona bakar
Mor menekşe bir hoş kokar
Şu kızların arasına
Deli Boran der de noldu
Ala göz kan yaşnan doldu
Korkuyorum engel girdi
Şu kızların arasına
Deli Boran
Avşar
Gökyüzünde
Öten Olsam
Gökyüzünde öten olsam
Yeryüzünde biten olsam
Ucu telli keten olsam
Yar başına atsa beni
Un elediği elek olsam
Tepelediği yolak olsam
Uğru telli yelek olsam
Yar döşüne giyse beni
Gökyüzünde turna olsam
Yer yüzünde hurma olsam
Bir çekimlik sürme olsam
Yar gözüne çekse beni
Kapısında inek olsam
Tu çalıp da sağsa beni
Tepek vursam südü döksem
Yumruğunan döğse beni
Nolsa Deli Boran nolsa
Gözeller meydana gelse
Küpeli pehlivan olsa
Güreşsek de yıksa beni
Deli Boran
Avşar
Gölde Uçan
Huma Kuşu
Gölde Uçan Huma Kuşu
Ne Bilir Elin Kıymetin
Kargayı Kondurmam Dala
Nebilir Dalın Kıymetin
Sağa Sola Laf Atanlar
Gerceğe Yalan Katanlar
Sonra Beyliğe Erenler
Ne Bilir iyliğin Kıymetin
Gurbet Yollarında Solmus Baharı
Neresidir Onun Yurdu Kimbilir
Üstune Yazmışlar Garip Mezarı
Başucuna Gelen Varmı Kimbilir
Geçti Zaman Geçti Boşu Boşuna
El Koydular Ekmeğine Aşına
En Sonunda Vardın Ömrün Kışına
Ahirette Dostun Var mı Kimbilir
Deli Boran
Avşar
Küpeli
Hatun
Odanda çalınsın alışkın sazlar
Bahçende yayılsın kumrular kazlar
Gördü gene Küpeliyi şu gözler
Ah ettikçe kara bağrım ezilir
Efendim efendim benim efendim
Elbet günlerinde gamsız gezilir
Ben de hizmetinde kusur m`işledim
Şeytan var arada yoldan azılır
Boranım derkine böyle mi olur
Aşıklar öğüdün ustadan alır
Af eyle kulunu efendim nolur
Beyte gitmiş gibi sevap yazılır
Deli Boran
Avşar
Leyli Leyli
(Hocam Vallah)
Hocam vallah ben bu derde varmazdım
Beni derde yakan bu leyli leyli
Gönderdi bir selam işte ben geldim
Karşıda durayım da leyli leyli
Dostum zülüflerden eylemiş çengel
Sarılsak sevdiğim ne durur engel
Ölürsem üstüme sevdiğim sen gel
Beni gözyaşınla yu leyli leyli
Doyamadım cilve ile nazına
Şekerden şirin söz baldan yüzüne
Aşkına düşeli yandım özüne
Ben yandım ulaştır su leyli leyli
Deli Boran şimdi buldu yarini
Kırdın felek kanadımı belimi
Terketmişim evin barkım ilimi
Şimdilik meskenim bu leyli leyli
Deli Boran
Avşar
Nazlı
Dostum Selam Salmış
Nazlı dostum selam salmış gel diye
Ara yerde engellerim var diye
Açtı ak göğsünü bana em diye
Emdiğim aklıma düştü efendim
Nazlı dostum selam salmış gelmesin
Ara yerde engelleri duymasın
Eliminen ak göğsünün düğmesin
Çözdüğüm aklıma düştü efendim
Metini de Deli Boran metini
Ne vereyim Küpelinin metini
Ak bilekli samur kürklü hatunu
Nişanlımı vermediler efendim
Deli Boran
Avşar
Şimden Kelli (İncil Kur`an)
İncil Kur`an Zebur olsan
Açmam seni şimden kelli
Ab-ı Kevser suyu olsan
İçmem seni şimden kelli
Has bahçenin gülü olsan
Beyaz oğul balı olsan
İnci mercan lali olsan
Seçmem seni şimden kelli
Eğer bir ulu kuş olsan
Cümle güzele baş olsan
Paha yetmez kumaş olsan
Biçmem seni şimden kelli
Boran der hakkın muradı
Sözün sözüme yaradı
Olsan cennetin sıratı
Geçmem seni şimden kelli
Deli Boran
Avşar
.........................
|
|
|
|
1842-1942 Eskişehir-Seyitgazi
Eskişehir Sücaaddin dergahı şeyhi Ali Rıza Hadi’nin kızıdır. 100 yaşına kadar yaşamıştır.
|
|
1843-1912 Susuz Kars-Çorum Alaca
1832 veya 1843 yılında Zile’de dünyaya gelmiş. Babası aslen Çorum Alaca ilçesindendir. Zile’de yaşadığından Zileli Ceyhuni olarak tanınmıştır. Cönklerinden Çankırı, Çorum, Alaca, Kars civarlarını dolaştığı anlaşılmaktadır.
Kaynak: Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986.s.76
|
|
1843-1928 Tırhala-İstanbul
CELALİ (AHMET-BAYBURTLU CELALİ)
1845-1915 BAYBURT-TAHSİNİ (OZANSU)
Celali 1845 yılında Bayburt’un Tahsini köyünde doğmuş. Asıl adı Ahmet’tir. Ömrünü çobanlık ve rençperlikle geçirmiştir. Anadolu’yu baştan başa dolaşmış, bir çok yarışmalara katılmış ve ozan geleneğinde şiirler yazmıştır.
Kaynak: Tahir Kutsi, Türk Halk Şiiri; Toker Yayınları, 3.Basım İstanbul 1986.s.74
|
|
1847 – 1912 GELENBE – KIRKAĞAÇ/MANİSA
Asıl adı Mehmet Eşref’tir. Usulizade Hafız Mustafa Efendinin oğludur. İlkokulu Gelenbe’de ve Medreseyi de Manisa’da okumuştur. Arapça, Farsça dersleri yanında Matematik ve tarih dersleri almıştır. 1870 de Manisa’da Vilayet tahrirat katibi olarak işe başladı. Mal Müdürlükleri, Kaymakamlıklar ve Vali Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Adana Vali Yardımcısı iken emekli oldu. Manisa Kırkağaç’a yerleşti. Orada 80 yaşında vefat etti.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde yetişmiş çok büyük bir hiciv şairimizdir.
Deccal (1904-07 2 cilt), İstimdad (1905), Şah ve Padişah (1906), Hasbihal Yahut Eşref ve Kemal (1908), Şair Eşref’in Külliyatı (1928) başlıca yapıtlarıdır.
ŞİİRLERİNDEN SEÇME DÖRTLÜKLER
Surete etme nazar, sirete bak arif isen,
Cam gibi cevher-i imanda nümayan olmaz.
İtikadımca benim Avrupa’da bir alem,
Şapka giymekle gavur, fesle Müslüman olmaz.(10)
.......................
Ağzıma ne gelirse söylerim,
Ne solum Eşref, ne sağım var benim.
Ölsem ayrılmam vatanımdan bir karış,
Kırkağaç’ta çünkü bağım var benim.
Bu bağda gül-u maksud açılmadı Eşref,
Felek abes yere icrayı Nevbahar eyler.
.....................
Hırsızı tedib ederler sille-i kanun ile,
Sirkatın bir nevi caiz, türlüsü memnudur.
Nef-i alem var, mazarrat varsa da kendisim,
Eşref’in nereyle, çal asarını meşrudur.
........................
Şu benim nazır-ı bahriye Hasan Paşa’yı,
Böyle tarif ediyor vakanüsvisan-ı ümem,
Gelecek olduğunu bilse idi neslinden,
Almadan Hazreti Havva’yı boşardı Adem.
........................
Deninin yerine gelen de bir deni olsun,
Yahudiden usandık, bir zaman da Ermeni olsun.
Lütfet de Padişahım Agop Paşayı sadrazam et,
Deninin yerine gelen de varsın bir deni olsun.
Sadaret mührünü vermek ger memnu ise Müslümana,
Yahudiden usandık bir zaman da Ermeni olsun. (72)
........................
Ey bana tıynet-i Ademde saman var mı diyen,
Bir daha etme bana, gel bu sual-i hamı,
Balçığın saman olsaydı eğer ebülbeşerin,
Çatlayıp da yarık olmazdı ananın a.ı (90)
........................
İktidarın yoksa isbat etmeye,
Doğruyu arzeylemek bifaide,
Gam yeme meyhanede yersen dayak,
Son meze orda bu olmuş kaide. (126)
.........................
Türk ilinde iki çılgın mütegallip türedi,
Ettiler memlekete millete çok işkence.
Enver Almanya’ya aldandı, Ferit İngilize,
İki damat mesaide müsavi bence. [172]
.......................
Benim hicvim dua babındadır. Hangi hayırsız ve kötü insanı hicvettiysem ömrü arttı, mansıbı yükseldi. - Şair Eşref
...........................
KAYNAK:
YÜCEBAŞ, Hilmi; Şair Eşref, Bütün Şiirleri; 80 Yıllık Hayatı, 2.Baskı, Milliyet Dağıtım Ltd.Şti.Basın Sayı 3, Yelken Mat.İstanbul 1978
|
|
1848-1930 Sivas-Deliktaş
Sivas kangal mescitli köyündendir. Asıl adı Bekir’dir. 1848 yılında Kangal’daMescitli (Kertme) köyünde dünyaya gelmiştir. Kangal’a bağlı Mescitli Kerme Köyünden Hasan ve Şemsi oğludur. Babasi çiftçi daha o çocukken öldü. Anasi onu büyütmek için çok sikinti çekti. Bekir, biraz büyü yünce köy odalarina gidip gelmeye basladi. Oralarda halk siir ve hikayelerini dinleyip ögrendi. Köyünden Fatma adli kiza tutuldu. Babasinin diretmesi yüzünden Bekir, sevgilisini kaçirmak zorunda kaldi. Bir gün Delik- tas köyüne ugrayan Asik Ruhsati’yle karsilasti. Sesini begenen Ruhsati onu yetistirmeyi üstlendi. Birlikte köy köy dolastilar, dügünlerde derneklerde saz çalip siir söylediler. Mesleki adını ustası Ruhsati vermiştir. Fakat mutlulugu çok sürmedi. Birkaç yil sonra karisi soguk alginligindan kisin öldü, geride üç çocuk birakti. Konu komsunun yardimiyla Mesleki yeni den evlendi. 1930’da Kertme’de öldü. Dadaloglu ile Emrahi çok seven ve Ruhsati’den etkilenen Mesleki, toplumsal gerçeklere ustasi kadar ilgi göstermedi, daha çok ask, ölüm, ayrilik, mutsuzluk temlerini isledi, ama çevresindeki bazi yerel durumlara deginmekten de geri durmadi. Eserlerinde Ruhsati'nin etkisi görülür.
KADİR MEVLA'M SENDEN BİR DİLEĞİM
VAR
Kadir Mevla’m senden bir dileğim var
Ver bana bir yavru gönlüm eğlesin
Ellere vermişsin nedir günahım
Ver bana bir yavru, gönlüm eğlesin
Bir yavru isterim hem dudu dilli
Kiraz dudaklı da gerdanı benli
Bir elma yanaklı incecik belli
Ver bana bir yavru, gönlüm eğlesin!
Tavus kuşu gibi göğsü nakıslı
Güvercin topuklu keklik sekişli
Yavrusun aldırmış şahin bakışlı
Ver bana bir yavru gönlüm eğlesin
Misli bulunmasın dünya yüzünde
Altın saçı topuğunda dizinde
Mesleki’nin yüreğinde özünde
Ver bana bir yavru gönlüm eğlesin.
|
|
Asıl adı Veli’dir. Şarkışla Kılıçcı
köyündendir.
1860 -
1921. Sarkışla Kılıçcı köyünde doğdu. Bazı kaynaklarda doğum tarihi 1875,
ölüm tarihi ise 1916 olarak verilmektedir.
Aslen Arapkir’den Şarkışla’ya
göçen bir ailenin çocuğu olan Agahi, aşıklık geleneğini ve şiiri, asıl adi
Mahmut Derviş olan Zileli Vacit’ten öğrenmiş.
Bazı kaynaklara göre okur yazar
olmayan ve Alevi dergahlarında kendini yetiştiren Agahi’nin şiirleri Anadolu’nun
çeşitli yerlerinde söylenmektedir. Şiirlerinde uzun bir süre Veli mahlasını
kullandığından ayni adli öteki sairlerle/aşıklarla karıştırılmaktadır. Agahi
mahlasını ise ne zaman ve kimden aldığına ilişkin kesin bir bilgi
bulunmamaktadır.
Şarkışlalı Agahi genellikle dini
içerikli taşlama konularına ağırlık vermesine karşın duygu ve sevgi şiirlerinden
de birçok güzel örnek bırakmıştır.
Dönemin Beyrut Valisi aracılığıyla
Sivas Valisi Reşit Akif Pasa tarafından bir dönem Şarkışla Tahsildarlığı
görevine getirilen Agahi, İstanbul’dan Rodos’a, Adana’dan Halep’e dek birçok
yeri dolaştı.
1911 yılında Pınarbaşı
tahsildarlığına geçti. Ancak bir süre sonra ayrılarak köyüne döndü. Sonraki 5
yıl köyünde yaşadı. Yakalandığı kolera hastalığından öldü. Bazı araştırmacılara
göre, mezarı Şarkışla’dadır.
Ayrıca yine Şarkışla ve Rumeli
yörelerinde yaşamış Agahi adli başka asıkların olduğu varsayılmasına karşın bu
konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.
................
Seher vakti çaldım yarin
kapısını
Baktım yarin kapıları sürmeli
Hoş bulmadım otağının yapısını
Çıkageldi bir gözleri sürmeli
Agahi karışır kanlı yaş ile
Dost bulunmaz hayal ile düş ile
Yetilmez menzile bu gidiş ile
Hemen ask atına binip sürmeli
........................
|
|
1850-1924 Tekirdağ-
........
|
|
1850-1937 ELBİSTAN-MARAŞ