topÖDEK KÖYÜ İNTERNET SİTESİ:   MÜNACAAT

E-mail:  yonetim@odek-koyu.com Copyright  © Her Hakkı Saklıdır. İzinle sitedeki yazılardan alıntı yapılabilir. Sitedeki yazıların sorumluluğu yazarına aittir.     


 
DEĞİŞİK ŞAİR VE OZANLARDAN MÜNACAAT – ŞATHİYE TÜRÜNDE ŞİİRLER
(TARİHSEL DİZGİ)
 
Behlül Dana
Nesimi
Yunus Emre
Kaygusuz Abdal
Genç Abdal-Güvenç Abdal
Harabi Baba-Ahmet Edip Harabi
Sakine Bacı
Tevfik Fikret
Aşık Veysel Şatıroğlu
Aşık Ali İzzet Özkan
Aşık İhsani
Aşık Mahsuni Şerif
 
 
 
   
 

 

BEHLÜL DANA

700-805 Bağdat-Basra 

          Harun Reşit’in kardeşidir. Abisi tarafından öldürüleceği korkusuyla hayatta kalmak için kendisini deliliğe vurmuştur. İmam Cafer Sadık için öldürülmesi fetvasını imzalamamak için divane gibi davranışlar sergilediği de söylenmektedir.

 Behlül hiç gülmez imiş. Harun Reşit, her kim kardeşimin güldüğünü görür, müjdeyi getirirse, bir kese altın vereceğini vaat etmiş. Behlül, bir gün Bağdat sokaklarında gezerken bir kasap dükkanı önünde durmuş ve bir süre izledikten sonra gülmeye başlamış. Bunu gören esnaf hemen Harun Reşit’e koşup haber vermişler. Harun, Behlül’ü huzuruna çağırmış. Niçin güldüğünü sormuş. O da “Kasap dükkanında gördüm ki ak koyun ak bacağından, kara koyun kara bacağından asılmış. Ben de senin işlediğin günahlar için benden de hesap sorarlar diye, üzülür dururdum. Meğer boşuna imiş.” Der.  

Harun Reşit, “deli olmasaydın şuracıkta başını vurdururdum” der ve Behlül’ü serbest bırakır.

 

Ademi balçıktan yoğurdun, yaptın,

Yapıp da neylersin, bundan sana ne.

Halk ettin insanı, saldın cihane,

Salıp da neylersin, bundan sana ne.

 

Bakkal mısın, teraziyi neylersin,

İşin gücün yoktur, gönül eğlersin,

Kulun günahını tartıp, neylersin,

Geçiver suçundan, bundan sana ne.

 

Katran kazanını döküver gitsin,

Mümin olan kullar didara yetsin,

Emreyle yılana tamuyu yutsun,

Söndür şu ateşi, bundan sana ne.

 

Sefil düştüm bu alemde, naçarım,

Kıldan köprü yaratmışsın, geçerim,

Şol köprüden geçemezsem uçarım,

Geçir kullarını, bundan sana ne.

 

Behlül Dana’m eydür cennet yarattın,

Nice kullarını cehenneme attın,

Nicesin ateş-i aşk ile yaktın,

Yakıp da neylersin, bundan sana ne.

 

 

 

   

 

 NESİMİ (SEYİD NESİMİ) İMADEDDİN NESİMİ

     1340 - 1418 Şirvan-Halep

 

Alevilerin yedi ünlü ozanından biridir. Asıl adı Ömer’dir. Ancak, Alevi çevrelerinde yaşadığı için makbül olmayan bu adı hiç kullanmamış ve adeta unutturmuştur. Bir adı da Ali’dir. Ancak en çok Nesimi adıyla bilinir. Seyyid adı, gerçekten mi yoksa öyle görünmek ihtiyaccından mı kullanımış, bilinmiyor. Hz. Ali ve Hz. Fatima’nın oğlu Hasan’dan inenlere “Seyyid”, Hüseyin’den inenlere “Şerif” dendiğini biliyoruz. Babasının adı bilinmemektedir. Şah Handan isimli bir kardeşi olduğunu şu mısrasından anlıyoruz:

 

“Bende sığar iki cihan; ben bu cihana sığmazam,

Gevheri la mekan benem; kevn ü mekana sığmazam” deyince

 

“Gel bu sırrı kimseye faş eyleme!

  Han-i hası ammaye aş eyleme!”

Diyerek kardeşi Han’ı cevaplar. Bağdat karyesinden olan Nesimi köyünde doğduğu sanılır. Yine, Tebrizli, Şirazlı, Nusaybinli diyen araştırmacılar olmuştur. Kardeşi Han veya Handan Şirvan’da doğup orada vefat ettiğine göre Şirvan’da doğduğu ileri sürülebilir. Doğduğu yıl da tam olarak bilinmemekle birlikte 1340 yılında doğduğu sanılmaktadır.

Türkçeyi çok iyi kullandığı ve Türkçe şiirler yazdığı biliniyor. Kullandığı kelimelerden “gelmem” yerine “gelebilmem” , “sığmam” yerine “sığmazam”, “demem” terine “demezem” gibi fiilin geniş zamanlı olumsuz hallerini kullandığına bakılırsa dilinin Oğuz Türkçesi olduğu anlaşılmaktadır. Şu mısrasında Türkmen olduğunu açıklar;

“Arabın nutkı bağlandı dilünden,

Diyen kimdir seni ki Türkmansen?”

Türkçe şiirleri Farsça olanlara oranla daha espirili ve daha kuvvetli ifadeler içermesi de aslının Türk olduğunu tanıklar.

Alevi Bektaşi çevrelerince sevilen ve sayılan 7 ulu ozandan biridir. Varlık birliği inancına (Vahdeti vücut) sahiptir. Herşeyi yaratan tanrı, yarattıklarını kendinden yaratmaktadır. İnsanı da o yaratmıştır. O halde insan tanrının bir parçasıdır. Tanrı insanlardan en kamil olanın donuna girerek insanların arasına karışır. Hz. Ali en olgun bir insandır. Tanrı Hz. Ali donunda aramızda dolaşıyor diye düşünür. Hz. Ali’nin tanrı sayılması fikri buradan kaynaklanır. Nesimi Fazlullah Hurufi’ye de yakınlık duymuş ve onu öven şiirler yazmıştır. Nesimi çağına göre oldukça absürd bu düşüncesini şiirlerinde açıkça söyleyince bağnaz çevrelerin dikkatini çekmiştir.

 

“Mansur gibi benden eğer çıhdı; Ene’l Hak,

Ey hace itab eyleme uş darumı buldum.”

 

“Faş eyledüm cihana Ene’l Hak rümüzını,

Doğru haberdür, anın içün dara düşmüşem.”

 

“Gel Enel Hak sırrını meyhanede meyden işit,

Ey düşen inkara niçün münkiri meyhanesen?”

 

“Ger Enel Hak söylemekten dara asılsam ne gam?

Bunca Mansur’ın asılmış başı ber-dar uşta gör.”

 

“Zikrüm Ene’l Hak’dür benüm, doğru sözüm hakdür benüm,

Dareyn içinde gayrühü hem leyse fiddar olmuşam.”

..............
 
O Kadere Lanet Yazıya Lanet

Beni böyle bu hallere getiren
O kadere lanet yazıya lanet
Böyle acılarla ömrüm bitiren
O kadere lanet yazıya lanet güzele lanet

Ağla ey Nesimi sen sana acı
Bulunmaz dermanın yoktur ilacı
Bahtın kara senin kaderin acı
O kadere lanet yazıya lanet güzele lanet

Nesimi
 

Ey Cennetin handan güli,

Acı firakin har imiş.

Müşteka dirlik sensüzin,

Vallah ki key düşvar imiş.

 

Sesüz gerekmez Kün fe kan,

Ey sureti Rahman bana,

Işk ehlinin maksudı çün,

Kevni mekanda yar imiş.

 

Musa tecelli nurını,

Görmek temenna eyledi,

Maksudı malum oldı kim,

Hak’tan anın didar imiş.

 

Hak ile yar ol, yari bil,

Yad olma Hak’dan, arif ol,

Şol müddei kim Hak ilen,

Yar olmadı, ağyar imiş.

 

Ger tanımışsan nefsini,

Gerçek bilirsin Rabbini,

Hak’dır seninle, gam yime,

Niçün ki Hakkın yar imiş.

 

Mansur “Enel Hak” söyledi,

Hak’dır sözi, Hak söyledi,

Anın cezası gam değil,

Biganeden ger dar imiş.

 

Kalü Belanın ahdini,

Unutmazam, unutma kim,

İmanı tevhid ehlinin,

Şol ahdü şol ikrar imiş.

 

Münkir inanmaz ger Hak’e,

Ayb itme anı, farig ol,

Şol maniden kim münkirin,

Daim işi inkar imiş.

 

Hak suretinden gö yumar,

Zahid nedendür bilmezem,

Şol mekri çoh Şeytan gibi,

Hak’dan meğer bizar imiş.

 

Arif katında dünynın,

Mikdarı yohdur zerrece,

Mizana çek mikdarını,

Gör kim ne bimikdar imiş.

 

Nazmi Nesimi2nin yakın,

Allahü nur’ın şerhidür,

Ol nurı her kim bilmedi,

Bil kim nasibi nar imiş.

 

................

 

Yer ile gök yaradılmazdan evvel,

Seyyid Nesimi aşık idi ol cemale.

 

Hasretinden gam yer isem n’ola,

Aşıkın daim işidür gam yemek.

 

Nesimi’nin mekanı la mekandır,

Mekansız aşıkın Hak’tır mekanı.

..............

 

Bu derin manayı gör ki beyan eder Nesimi,

Felekin dili tutuldı bu ulu beyan içinde.

 

Her neye kim baktın ise, anda sen Allahı gör,

Kancaru kim azim kılsan, semme vechullahı gör.

 

Bu ikilik perdesinden geç, hicabı ref kıl,

Gel bu birlik vahdetinden bak, bu Resullahı gör.

 

Haccı ekber kılmak ister isen, gel ey zahid beri,

Aşıkın kalbi içinde, sen bu Beytullahı gör.

 
 
 
 
 

 

 
 
        YUNUS EMRE:
 
1238-1320 Karaman-Eskişehir
 
Doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinmemekle birlikte 82 yıl yaşadığı bilinen Yunus Emre 1238 yılında doğmuş olması kuvvetle muhtemeldir. Babası İsmail Efendi Horasan’dan gelmiş bir derviştir. Kendisi Kirişçi Baba olarak da tanınır. Karaman (Larende) de zaviyesi bulunmaktadır. Yunus’un şeyhi Taptık Emre’dir. Taptık’ın şeyhi Barak, Barak’ın da şeyhi Saltuk’tur. Alaaddin Ali Bey seferde iken isyan çıkar. Yunus da bu isyana karışır. İsyancılar Alaaddin’in vekili Süleyman Şah’ı öldürürler. Yunus Süleyman Şah’ın da şeyhidir. Alaaddin dönünce isyanı bastırır. Yakalananlar arasında Yunus da vardır, siyaset meydanında idam edilirler. Mezarı, tekke ve zaviyesi Karaman’dadır.
Taptık Emre, Yunus’u yanına alır bir evladı gibi yetiştirir ve eğitir. Taptık Emre dergahına yıllarca hizmet eder. Şeyhi ona icazet verir ve Yunus başlar deyişlerini okumaya. Kim ne derse desin, Yunus ümmi değil, tam tersine okumuş, çok iyi bir eğitim almış, yazmasını da bilen ilerici, gerçekçi, aydın bir ozandır.
Yunus Emre münacaatlarıyla da çok dikkati çeken bir ozandır. Bu Tanrısıyla hasbıhalini, candan sohbetini her kitapta bulmak mümkün değil. Çok derin anlamlı insicamlarından bir kaçı şöyle;
 
 
        MÜNACAAT
 
Ya İlahi ger sual etsen bana,
Cevabım işbudur anda sana.
 
Ben bana zulmeyledim ettim günah,
Neyledim nittim sana ey Padişah.
 
Gelmeden dedin hakkıma kem deyü,
Doğmadan dedin Asa deyü.
 
Sen ezelden beri beni asi yazasın,
Doldurasın aleme avezesin.
 
Ben mi düzdüm beni, Sen düzdün beni,
Pür ayıp niçin getirdin ey Gani.
 
Gözüm açıp gördüğüm zindan içi,
Nefs-i heva pür dolu Şeytan içi.
 
Habs içinde ölmiyeyim deyü aç,
Mısmıl u murdar yedim bir iki kaç.
 
Nesne eksildi mi mülkünden senin,
Geçti mi hükmün ya hükmünden senin.
 
Rızkını yiyip seni aç mı kodum,
Ya yiyip öynünü muhtaç mı kodum.
 
Kıl gibi köprü gerersin geç deyü,
Gel seni sen tuzağımdan seç deyü.
 
Kıl gibi köprüden adem mi geçer,
Ya düşer ya dayanır yahut uçar.
 
Kulların köprü yaparlar hayır için,
Hayrı budur kim geçerler seyir için.
 
Ta gerek bünyadı muhkem ola ol,
Ol geçenler ayıda uş doğru yol.
 
Terazi korsun hevaset tartmaya,
Kastedersin beni oda yakmağa.
 
Terazi ana gerek bakkal ola,
Ya bezirgan tacir ü attar ola.
 
Çün günah murdarların murdarıdır,
Hazretinde yaramazlar karıdır.
 
Sen gerek lütuf ile anı örtersin,
Pes ne hacet murdar açıp tartarsın.
 
Sen temaşa kılasın ben hoş yanam,
Haşa Lillah senden ey Rabb el Enam.
 
Sen basirsin hod bilirsin halimi,
Pes ne hacet tartarsın amalimi.
 
Geçmedi mi intikamın öldürüp,
Çürütüp gözüme toprak doldurup.
 
Hiç Yunus’tan değdi mi sana ziyan,
Sen bilirsin aşkara vü nihan.
 
Bir avuç toprağa bunca kıyl-ı kaal,
Neye gerek ey Kerim ü Zülcelal.
 
 
 
 
 

 

 
KAYGUSUZ ABDAL

1310-1296 ELMALI

Antalya iline bağlı Alanya Sancağı Teke Beyinin oğlu olan Gaybi, Abdal Musa Sultan’a mürit olmak ister. Babası razı olmazsa da birkaç kerameti bizzat yaşar ve oğlunu Abdal Musa’ya emanet eder. Nunun üzerine şeyhi; “Artık bir gaygın kalmadı, bundan sonra senin adın Kaygusuz olsun” der Ona Kaygusuz lakabını verir. Kırk yıl Abdal Musa ocağına hizmet eder. Tekkede aldığı eğitimle devrinin en büyük ozanları arasına girer. Kırk yıl hizmetinden sonra “iki aslan bir posta oturmaz” diyen Abdal Musa onu 40 derviş ile birlikte Mısır’a görevli gönderir. İcazet olarak yazıp verdiği belgeyi saklayacak yer bulamaz, yitireceğim korkusuyla kalbine gömmek için ayranı içine doğrayarak yer.

 

Yücelerden yüce gördüm

Esbabsın sen koca Tanrı

Alem okur Kelâm ile

Sen okursun hece tanrı.

 

 

Asi kullar yaratmışsın

Varsın şöyle dursun deyü

Onları koymuş orada

Sen çıkmışsın uca Tanrı.

 

 

Kıldan köprü yaratmışsın

Gelsin kullar geçsin deyü

Hele biz şöyle duralım

Yiğit isen geç a Tanrı.

 

......................................

 

Kaygusuz Abdal yaradan

Gel içegör şu cür'adan

Kaldır perdeyi aradan

Gezelim bilece Tanrı.

 

 

 

Devrişlik hırkada tacda değil

Isılık ondadır saçta değildir

 

Var bir gerçek erden kuşan kuşağı

Anları kurt yemez ucda değildir

 

Hakk'ı ister isen Ademden iste

Irak'ta Mekke'de Hac'da değildir

 

Döğüp bir kardeşin hatırın yıkma

Eğilüp kıldığın secde değildir.

 

Aşk ile ölegör Kaygusuz Abdal

Aşk ile ölmezsen güçte değildir.

 

 
 
 

 

 
GENÇ ABDAL, Genci,Genciya, Güvenç Abdal
1789-1874 Eskişehir Sücaaddin
 
Asıl adı bilinmiyor. Çünkü, herkes onu yaşından dolayı Genç  diye çağırıyormuş. Adı da böyle kalmış daha sonra da asıl adını hatırlayan çıkmamış. Küçük yaşta İstanbul’a gelmiş ve divan katipliği yapmıştır. Divan katibi iken Alevi tarikatına girmiş ve dervişliği memuriyete tercih etmiştir.
 Sadrazam Yusuf Kemal Paşanın zevcesi Şair Zeynep Kamil Hanımefendi Alevi dostudur. Pir Mehmet Dede ile Sücaaddin Dedeyi İstanbul’a konağına davet etmiştir. Dedeler konakta aylarca kalmışlar. Onları ziyarete gelenlerle konak dolmuş taşmış. Genç Abdal böyle bir ortamda bulunmuş ve şiirler söylemeye başlamış. Ondaki cevheri gören dedeler, yaşının küçüklüğüne rağmen Zeynep Hanımın konağında ona nasip vermişler.
Genç Abdal mürşit ve rehberiyle birlikte Anadolu’ya geçmiş ve şehir şehir, köy köy gezmiş. İrticalen şiirler okuyormuş. Yanındaki katipler hemen orada şiirlerini kaleme alıyorlar ve dinleyen halk da hemen ezberliyormuş. Şiirlerinde Genç Abdal, Genci, Genciya, Güvenç Abdal gibi mahlaslar kullanmıştır.
Beş sene Sultan Seyit Battal tekesine hizmet etmiştir. Burada saz ve keman çalmasını da öğrenmiştir. Pir Mehmet Dedenin ölümü üzerine Sultan Sücaaddin Veli tekkesine gelerek postunu sermiştir. Mehmet Sücaaddin vefat edince yerini alan Ali Rıza Hadi’ye bağlanmış ve cemlerde güvendelik ve zakirlik yapmıştır. Yatağan Baba tekkesinde de uzun süre hizmet etmiştir.[1] Ali Rıza Hadi’nin izniyle Bağdat ve Kerbela’ya kadar gitmiş ve 3 yılın sonunda Eskişehir’e dönmüştür. 85 yaşında iken vefat etmiş ve tekkenin içinde garipler mezarlığına defnedilmiştir.
 
MÜNACAAT
 
Ey cümle bu alemler ulusu koca Tanrı,
Ey baki-i kayyumu kadir, ey yüce Tanrı.
 
Ya evvel ve ahir, ya iki cihan şahı,
Hükmünde senin tüm uçtan uca Tanrı.
 
İsyanlara gark oldum, efendim tut elimden,
Affet günahım, bakma sakın sen suça Tanrı.
 
Didarı cemalinle beni eyle müşerref,
Mahfice bu dil istedi bir tez, koca Tanrı.
 
Lütfunla okur GENCİ hakikatten efendim,
Hakka! Kamu alemlere sensin hoca Tanrı.
...............
 
Muhammed Ali’ye salavat eyle,
Kevser şarabından içmek istersen.
Ali evladına muhabbet eyle,
Gevheri sırçadan seçmek istersen.
 
Ulaş bir mürşide vaden yetmeden,
Müşkülün hallolsun fırsat gitmeden,
Sorusuz hesapsız azap görmeden,
Sırat köprüsünden geçmek istersen.
 
Mürşidin rehberin nefesin hakla,
Erenler sırrını kalbinde sakla,
Kalbini mamur et özünü pakla,
Aşkın deryasına dalmak istersen.
 
Arayıp da aslı zatın bulmalı,
Derununda nuru iman dolmalı,
Hakikatta kamil sarraf olmalı,
Cevherin kanını bulmak istersen.
 
GENÇ ABDAL’ım hikmet yüzünden söyle,
Yolda doğru yürü, eriş menzile,
On iki imama bir niyaz eyle,
Erenlere sırdaş olmak istersen.[2]
 
 
 

 

 
HARABİ BABA (AHMET EDİP - EDİP HARABİ)
1835-1916 İstanbul-İstanbul
 
 
1835 yılında İstanbul’da doğmuştur. İyi bir eğitim görmüş ve genç yaşta Bektaşi tarikatına girerek Mehmet Ali Hilmi Dede baba’ya mürit olmuştur. Vahdeti vücut esaslarına bağlıdır. Eserleri Edip HARABİ Divanında toplanmıştır.
 
 
Daha Allah ile cihan yok iken,
Biz onu var edip ilan eyledik.
Hakka hiçbir layık mekan yok iken,
Hanemize aldık mihman eyledik.
 
Kendisinin ismi henüz yok idi,
İsmi şöyle dursun, cismi yok idi,
Hiçbir kıyafeti, resmi yok idi,
Şekil verip tıpkı insan eyledik.
..................
 
Ey zahit, şarabı eyle ihtiram,
Müslüman ol, terket bu kıyl-ı kali,
Ehline helaldir, na ehle haram,
Biz içeriz bize yoktur vebali.
 
Sevaba girmek çün içeriz şarap,
İçmezsek oluruz düçar-ı azap,
Senin aklın ermez, bu başka hesap,
Meyhanede bulduk biz bu kemali.
 
Kandil geceleri kandil oluruz,
Kandilin içinde fitil oluruz,
Hakkı göstermeğe delil oluruz,
Fakat kör olanlar görmez bu hali.
 
Sen münkirsin sana haramdır bade,
Bekle belki içersin öbür dünyada,
Bahsi açma Harabi, bundan ziyade,
Çünkü bilmez haram ile helali.
 
…………….
 
 
 
 
Şer’i şerif inkar olunmaz amma,
Şeriat var, şeriattan içeri.
Tarikatsız Allah bulunmaz amma,
Tarikat var, tarikattan içeri.
 
Gördüğün şeriat şeriat değil,
Gittiğin tarikat tarikat değil,
Hakikat sandığın hakikat değil,
Hakikat var, hakikatten içeri.
 
Şeriatı Muhammede verdiler,
Tarikat üstüne bir yol kurdular,
Marifet babında sual sordular,
Hakikat var, hakikatten içeri.
 
Veçhi Harabi’ye gel eyle dikkat,
Hakkın cemalini eylersin rüyet,
Sade Hak var demek, değil marifet,
Marifet var, marifetten içeri.
 
..........................
 
 
Hak kendini halka bildirmek için,
İnsanı kendine timsal eyledi.
Kur’anı natıkın tefsiri için,
Kur’anı samiti irsal eyledi.
...............
 
 
Kur’anda buyurmuş ol rabbülfelak,
Aç gözünü kendi özüne bir bak,
Hak sıfatı sende ikmal eyledi.
 
İnsan kainatta olmuş bi-bedel,
Vettini suresi şerh etmiş güzel,
Halkı ikaz için hallakı ezel,
Bunca peygamberler irsal eyledi.
 
Vaiz bu esrara değildir agah,
Leyliği miraçta hazreti Allah,
Bir sureti şabi emretse nagah,
Peygambere arzı cemal eyledi.
................
 
 
Ey gönül lütfeyle dünyadan da ukbadan da geç,
Hakkı istersen eğer La’dan da, İlla’dan da geç.
 
Leyletül esrarda kalma, menzili maksut değil,
Gayret eyle Kabe kevseyni ev edna’dan da geç.
 
Ma arefnake buyurmuştur Habib-i kibriya,
Sırrı Hakkı halka ihfadan da ifşadan da geç.
 
Yokluğu varlıkta bul, varlığı yoklukta hemen,
Boş yere uğraşma esmadan, müsemmadan da geç.
 
Ne azaba kail ol, hem ne sıfata mail ol,
Narı duzahtan da geç, firdevsi aladan da geç.
 
Huri gılman razvai rıdvanı hatırdan çıkar,
Eyleme terki edep, bu hali hülyadan da geç.
 
Ey HARABİ cümleden geç söylerim, amma demem,
Sakiden peymaneden meyden de miynadan da geç.
 
………
 
 
Ya Rab, senin mekanın yok,
Yatağın yok, yorganın yok,
Hem dinin hem imanın yok,
Her bir şeyden münezzehsin.
 
Sesin çıkmaz avazın yok,
Abdestin yok, namazın yok,
Hiçbir yere niyazın yok,
Kul Hüvallahi Ehad’sin.
 
Kapın büyük açan yoktur,
Seni kapıp kaçan yoktur,
Anan yoktur baban yoktur,
Ya Rab, Allah üs Samed’sin.
 
Elmasın yok, boncuğun yok,
Aban, keben, gocuğun yok,
Karın, kızın, çocuğun yok,
Lem yelid ve Lemyuled’sin.
 
Her bir şeye kudretin var,
Akla sığmaz hikmetin var,
Yetmiş iki milletin var,
Sen Hallak-ı Kün Fekan’sın.
 
Sağında avar, solunda var,
Eğri doğru yolun da var,
Bir Harabi kulun da var,
Sen Hallak-ı Kün Fekan’sın.
 
……………
 
 
 
 
Kaynak: 1. YILDIRIM Ali, Başlangıçtan Günümüze Alevi Bektaşi Deyişleri I, s.13,
       2. Kocatürk, Vasfi Mahir; Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Yayınevi, Ankara 1970.s.620
 
 
 
 

 

 
 
Sakİne BacI
1842-1942 Eskişehir-Seyitgazi
 
Eskişehir Sücaaddin dergahı şeyhi Ali Rıza Hadi’nin kızıdır. 100 yaşına kadar yaşamıştır.
 
 
MÜNACAAT
 
Ezeli kurdular erkan yolu,
Bu yolun sahibi Muhammed Ali.
Pirimi sorarsan Bektaşi Veli,
Ali, Veli gibi er bulunur mu?
 
Oturmuş mürşitler dolu içerler,
Dillerinden dürrü gevher saçarlar,
Günahlının günahından geçerler,
Kusursuz günahsız kul bulunur mu?
 
Mürşitler oturmuş yerli yerine,
Kimse eremedi Ali sırrına,
Hep dikildik erenlerin darına,
Mansur’un çektiği dar bulunur mu?
 
Biz de içelim kırkların içtiği demden,
Gönülde kalmasın, kaygıdan gamdan,
Hatice, Fatıma girdiği cemden,
Arasalar böyle cem bulunur mu?
 
Cem cemiyet cümle şeyden uludur,
Ayin cem kardeşler Ali kuludur,
Üstümüzde duran kudret elidir,
Böyle bir mübarek el bulunur mu?
 
Erenlerin yolu bir gizli sırdır,
Her ne arar isen orada vardır,
Cümle cem ehlinde gönüller birdir,
Arasan birinde gam bulunur mu?
 
Üçler beşler o kapıyı açtılar,
Muhabbete miski amber saçtılar,
Haklıyı haksızı orda seçtiler,
Suçlu olanlara yer bulunur mu?
 
Onulur mu düşkünlerin yarası,
Bulunur mu kalb evinde çırası,
Bin lokmana varsa yoktur çaresi,
Medet müret diyen can bulunur mu?
 
Beni mest eyledin, meyi içirdin,
Fırsatın var iken elden kaçırdın,
Doksan beş yaş ile günüm geçirdin,
Geçen günler gibi gün bulunur mu?
 
SAKİNE HATUN der vara bilirsem,
Can gözün açıp da göre bilirsem,
Bu sözün vehmine ere bilirsem,
Bundan büyük sana ün bulunur mu?
...........
 
 
 
 
 

 

 
 
 
TEVFİK FİKRET
1867-1915 İSTANBUL-İSTANBUL
 
İstanbul’da 24 Aralık 1867 de doğdu. 19 Ağustos 1915 te İstanbul’da vefat etti. Önce memuriyet ve sonra öğretmenlik yaptı. 1892 de Miras dergisinde yazdığı şiirle yarışmayı kazandı ve dikkati çekti.  Servet-i Fünunda yazmaya başladı. 1896 da derginin yönetimini tamamen ele aldı. Türk Edebiyatında yeni bir ekolün doğmasına öncülük etti. Edebiyatı Cedide öncüsüdür. Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kazım ile Tanin Gazetesini çıkardı. Galatasaray Lisesi müdürlüğü yaptı ve Robert Kolejinde ölümüne kadar öğretmenlik yaptı.[3]
Şiir Kitapları:Rübab-ı Şikeste, Haluk’un Defteri, Şermin, Rübabın Cevabı, Tarihi Kadim
 
TARİHİ KADİM
 
İşte der, insanoğlunun geçmiş hayatı bu.
Ve başlar bize maval okumaya.
Ninniler uydurup uyutur bizi,
Dedelerimizin derin boşluklar içinde, uzun,
Zifiri karanlık hayatında.
Gösterir bize evvel zamanı,
Tek doğru en güzel örnek der.
Bakarsın günlerin farkı yok geçen geceden.[4]
Senin tarih dediğin işte budur,
Alnında altı bin yıllık buruşuklar
Ve bir o kadar da kuşku.
Başı geçmişe, bir düşe benzer,
Sürünür ayağı bomboş bir geleceğe.
 
 
 
 

 

 
 
 
AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU:
           1894-1973 Sivralan-Şarkışla
 
Aşıklık geleneğinin unutulmaya yüz tuttuğu bir zamanda ortaya çıkan ve 20. yüzyıl Türk Halk Şiirinin önde gelen siması olarak kendini kabul ettiren Aşık Veysel Şatıroğlu, 1894 yılında Sivas İli Şarkışla İlçesinin Sivrialan Köyü'nde dünyaya gelmiştir. Babası Karaca Ahmet, Annesi Gülizar Hatun'dur.
Yedi yaşına kadar akranları gibi sağlam ve gürbüz olan Veysel bu yaşta yakalandığı çiçek hastalığı sonucu sol gözünü kaybeder. Hastalıktan etkilenen sağ gözüne perde iner. Bu gözü ile nisbeten görebilirken, sağım esnasında annesini beklemekteyken ineğin vurması sonucu sağ gözünü de tamamen kaybeder.
Karanlık ve ızdırapla tanışan Veysel'i düştüğü boşluktan kurtarmaya çalışan Baba Karaca Ahmet, oğlunu 10 yaşında bağlama ile tanıştırır. İlk dersini köylüleri Molla Hüseyin'den daha sonra da baba dostu Çamşıhlı Ali Ağa'dan alan Veysel 1933 yılına kadar Pir Sultan Abdal, Aşık Kerem, Karacaoğlan, Yunus Emre ve Emrah gibi tanınmış ustaların eserlerini çalıp söyler.
1919 yılında 25 yaşında ilk evliliğini yapar. İki yıl aradan sonra annesi ve babasını kısa aralıklarla kaybetmesi onu derin acılara ve çaresizliğe sürükler. Sonrasında eşinin de kendisini terketmesiyle Veysel daha da yıkılır. 1921 yılında hayatını ikinci eşi Gülizar Hanımla birleştiren genç Veysel'in bu evliliğinden ikisi erkek altı çocuğu olur.
Ömrü yoksulluk ve çilelerle geçen Veysel, köyünden ilk defa ayrıldığı 1933 yılında Sivas Aşıklar Bayramı'na katılır. "Türkiye'nin İhyası Hazreti Gazi" Şiiriyle dikkat çeker. Ahmet Kutsi Tecer Bey'in ilgisine mazhar olan Veysel, Köy Enstitülerinde bir süre saz öğretmenliği yapar. Bu yıllar hasret şiirlerinin birikimini oluşturur.
 
MÜNACAAT
 
BU ALEMİ GÖREN SENSİN

Bu alemi gören sensin
Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin
Yok mu suçun burda senin

Kainatı sen yarattın
Herşeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar'attın
Cömertliğin nerde senin

Evli misin ergen misin
Eşin yoktur bir sen misin
Çarkı sema nur sen misin
Bu balkıyan nur da senin

Kilisede despot keşiş
İsa Allah'ın oğlu demiş
Meryem Ana neyin imiş
Bu işin var bir de senin.

Kimden korktun da gizlendin
Çok arandın, çok izlendin.
Göster yüzün çok nazlandın
Yüzün mahrem ferde senin.

Binbir ismin bir cismin var
Oğlun, kızın ne hısmın var
Her bir irenkte resmin var
Nerde baksam orda senin.
 
Türlü türlü dillerin var,
Ne acayip hallerin var,
Ne karanlık yolların var,
Sırat köprün nerde senin.
 
Ademi sürdün bakmadın,
Cennette de bırakmadın,
Şeytanı niçin yakmadın,
Cehennemin var da senin.
 
Veysel neden aklın ermez,
Uzun kısa dilin durmaz,
Elleri tutmaz, gözleri görmez,
Bu acayip sır da senin.
...............................................

 

 

Allah birdir Peygamber hak

Rabbül alemindir mutlak

Senlik benlik nedir bırak

Söyleyim geldi sırası

 

***

Kürt'ü Türk'ü Çerkez'i

Hep Adem'in oğlu kızı

Beraberce şehit gazi

Yanlış var mı ve neresi

 

***

Kuran'a İncil'e bak

Dört kitabın dördü de hak

Hakir görüp ırk ayırmak

Hakikatte yüz karası

 

 

Bin bir ismim birinden tut

Senlik benlik nedir sil at

Tuttuğun yola doğru git

Yolldan çıkıp olma asi

 

***

 

Yezit nedir ne Kızılbaş

Değil miyiz hep bir kardaş

Bizi yakar bizim ateş

Söndürmektir tek çaresi

 

***

 

Kişi ne çeker dilinden

Hem belinden hem dilinden

Hayır ve şer emelinden

Hakikat bunun burası

 

Şu alemi yaratan bir

O'dur külli şeye kadir

Alevi Sünnilik nedir

Menfaattir varvarası

 

***

 

Cümle canlı hep topraktan

Var olmuştur emir haktan

Rahmet dile sen Allah'tan

Tükenmez rahmet deryası

 

***

 

VEYSEL sapma sağa sola

Sen Allah'tan birlik dile

İkilikten gelir bela

Davan insanlık davası. 

 
 

 

 
 
Aşık Ali İzzet Özkan
1902-1981 Höyük-Şarkışla
 
Şarkışla’nın Höyük Köyünde 1902 yılında doğmuş. Babası Musa ve annesi Kamer’dir. Dedesi Palabıyık Mustafa ile annesinin akrabası İğdecikli Aşık Veli, tanınmış aşıklar arasındadır. Höyük çevresi aşıklarla doludur. Aşık Sabri, Aşık Ali yakın komşularıdır. Kılıçcı köyünden Agahi, Sarıkaya köyünden Aşık Hüseyin Gürsoy, Kale köyünden Aşık Kemter Baba, Sivralan köyünden Aşık Veysel, Kümbet köyünden Suzi, Hardal köyünden Aşık Hüseyin, Orta köylü Hulusi, Höyükten Sabri, Saraç köyünden Haydari, Tuzla köyünden Şevki, Beyyurdu köyünden Ali, Yalıncak köyünden Aşık Resul ile arkadaşlık ve dostluklar kurmuştur. Hacı Bektaşı ziyaret etmiş ve oradaki hizmetlerinden kendisine İzzeti adı verilmiştir. İlk şiirleri 1931 yılında tutulan defterde kayıtlıdır. Ancak kendisi 12 yaşında şiir yazmaya başladığını söylemiştir. 1940 yılından itibaren daha sıklıkla şehirleri gezmeye ve konserler vermeye başlar. Nihayet 1981 yılında hakkın rahmetine kavuşur.
 
             TANRIYA
 
Haşa hikmetine karışmam amma,
Aşıkınım duramıyom görünce.
Senin işin var mı bu ne muamma,
Günah m’olur hata m’olur sorunca.
 
Gizli sırrı ayıpları görürsün,
Mekanın yok imiş nerde durursun,
Gönlün olduğuna bol bol verirsin,
Bir cömert ganisin gönlün olunca.
 
Sesin duyun deniz coşar bulanır,
Yüzün gören dağlar yanar küllenir,
Deryan mı çoğalır neren bollanır,
Şu gözümün yaşın yere dökünce.
 
Sağ yüzün gündüzdür yakar lambayı,
Sol yüzün gecedir ışıtır ayı,
Şimden sonra kınamayın kimseyi,
Sen gibi büyükler hatır yıkınca.
 
Harun karun ettin kimini Tanrı,
Kimini aç susuz koydun ahiri,
Ben cömerdim deyi öğünme bari,
Al’İzzet kuluna böyle bakınca.
............
       
             AMAN ALLAHIM
 
Aman Allah şaşılacak işin var,
Bu gökler ne, bu yerler ne, bu hal ne.
Yazın var güzün var karın kışın var,
Bu afat ne, bu yağmur ne, bu sel ne.
 
İsa ta yanına varmak istedi,
Musa cemalini görmek istedi,
Alçak Nemrut seni vurmak istedi,
Bu şeytan ne, bu fitne ne, bu kul ne.
 
Korkutursun cehennemden kulları,
Sen gösterdin doğru eğri yolları,
Yıkarsın yaparsın sen bu illeri,
Bu şimşek ne, bu hışım ne, bu yel ne.
 
Kulun ne suçu var emreden sensin,
Her işi yap deyip seyreden sensin,
Yine bu şerleri hayreden sensin,
Bu ağu ne, bu zehir ne, bu bal ne.
 
Şu gökleri Amerika yapmadı,
Şu yerleri Urusuya yapmadı,
Al’İzzet’i hiçbir üstat yapmadı,
Yapan sensin, yıkan sensin, bu el ne.
............
 
         AÇLIK DESTANI
 
Bin dokuz yüz kırk ikinin yılında,
Nice tüccar, nice zengin aç kaldı,
Mal kalmadı ireşberin elinde,
Tükendi samanlar hayvan aç kaldı.
 
Çiftler sürülmedi koşumsuzluktan,
Tarlalar boş kaldı tohumsuzluktan,
Çok atlar tay attı bakımsızlıktan,
Arpa yoktur has küheylaan aç kaldı.
 
Köpekler uludu yalım yok diye,
Gitmedi davara halim yok diye,
Aşiret ağladı malım yok diye,
Göçmedi yaylaya Türkmen aç kaldı.
 
Ak bez bulamadık şal palaz giydik,
Kefensiz çok ölü mezara koyduk,
Un bulgur yok mısır kulağı yedik,
Çoluk çocuk sabi sıbyan aç kaldı.
 
Işıklar karardı, gazlar tükendi,
Kabadayı köy ağaları utandı,
Aş ekmek yok süslü odalar kapandı,
Hanedana gelen mihman aç kaldı.
 
Dilenciler odalardan kesildi,
Un çuvalı seklemlere basıldı,
Düğün bayram bir köşeye kısıldı,
Köy ağaları sağdıçlar gelin aç kaldı.
 
Ekmek İsa oldu göğe çekildi,
Nice nazlı kızlar otlar yayıldı,
Yolcular yoruldu düştü bayıldı,
Kesildi dermanlar insan aç kaldı.
 
Camuzlar ma dedi baktı samana,
Öküzler inekler meledi dana,
Başka zaman değil hele bu sene,
Aşık Ali İzzet Özkan aç kaldı.
.......
 
BALIK SENİN GÖL SENİN
 
Ya Rab makamında gözüm yok,
Gökler senin yerler senin il senin,
Haşa senin birliğinde sözüm yok,
Dünya senin ahret senin hal senin.
 
Bu alemi ben değil sen yarattın,
Bazı var eyledin, bazı yok ettin,
Yunus Nebi’yi de sen suya attın,
Derya senin balık senin göl senin.
 
Hikmetinden asla sual sorulmaz,
Derin bir muamma akıl erilmez,
İsmin çoktur amma, cismin görülmez,
Gösteren sen gören sensin yol senin.
 
Her nereye baksam seni görüyom,
Sen’arıyom seni senden soruyom,
Ben bir kiracıyım handa duruyom,
Tapu senin tarla senin mal senin.
 
Gafur ismin varikene ya Hüda,
Kim var, kime gidem senden dah’öte,
Çık mülkümden dersen Ali İzzet’e,
Yalvarırım günah benim kul senin.
  
 

 

 
 
AŞIK İHSANİ
1930-2000   DİYARBAKIR

 1930 YILINDA Diyarbakır’da doğmuştur. Azerbaycan’dan göç eden bir babanın oğludur. Güllüşah ile evlenmiş ve Garip ile Elif adlarında çocukları olmuştur. Eşi ile birlikte Anadolu’yu dolaşmıştır. 1957'de Uşak Şeker Fabrikasına girdi. Orada Güllü şah (Sevim) ile tanıştı. Aşık Güllüşah'la uzun bir aşıklık dönemi sonunda evlendi. Garip ve Elif adında iki çocukları oldu. Anadolu'yu kent kent, kasaba kasaba dolaştılar. Hatta köylere bile gittiler. Birlikte bir çok türküler, ezgiler söylediler. Halk şiirini yaydılar, sevdirdiler, yaşattılar. Sesiyle, sözüyle, sazıyla durmadan yılmadan politika yaptı, şenliklere katıldılar. Toplumun çeşitli sorunlarıyla toplumsal ve ekonomik konularla ilgili birçok şiirler yazdılar.
Bazı eserlerinde suç unsuru görülerek birkaç kez tutuklanmıştır. Eserleri: Ağalı Dünya, Yazacağım, Bakalım Hele isimli kitaplarında toplanmıştır.

Halk Ozanları halkın dini duygularını, en az politikacılar kadar sömürüyorlar. Oysa İhsani dini bağnazlığın ve baskıların daha yoğun olduğu, politikacıların dini propagandalarla oy avcılığına çıktıkları koşullarda, korkusuzca tanrıya sorular yöneltebilmiş, Tanrısıyla muhabbet edebilmiştir.

           KOCA TANRI

Nedendir be koca tanrı
Ben ölüyom sen ölmüyon
Dünya kurulalı beri
Ben ölüyom sen ölmüyon.


Düşün bir kere ince ince
Bunlar revâ mıdır sence
Vaktim saatim gelince
Ben ölüyom sen ölmüyon.


Neden benim malım yoktur
Senin mülkün benden çoktur!...
Üstelik de karnın toktur
Ben ölüyom sen ölmüyon.


İhsani'yem için için
Bak şimdi anladım niçin
Allahsız olduğun için
Ben ölüyom sen ölmüyon.

........................

Neyin Eksilir

Yüce Tanrım figanımı 
Duyarsan neyin eksilir 
Beni cehalete karşı
Uyarsan neyin eksilir

Şöyle gerine gerine 
İdris Nebi'nin yerine 
Sekiz cennetten birine 
Koyarsan neyin eksilir

Versen üç huri hanımı 
Gelip sarsalar yanımı
Otursam yesem karnımı 
Doyursam neyin eksilir

Bir güzele göndersem aşk 
Aşkı bile eylesek meşk 
Akşama yatmaya bir köşk 
Ayırsan neyin eksilir

İhsani'yem ey a cana 
Bir gün çıkıp gelsem sana 
Seni davet etsem bana 
Buyursan neyin eksilir.

............................

 

Yüce Tanrım


Yüce Tanrım hiç kimseye 
Uzun dilli karı verme 
Bana verdin düşmanıma 
Uzun dilli karı verme


Eğer vereceksen mert ver 
Varsın çirkin olsun ört ver 
Hastalık ver türlü dert ver 
Uzun dilli karı verme

İhsani'yem gökten melek 
İnse gene istemem çek 
Bekarlığa razıyım tek 
Uzun dilli karı verme
 

 

 

 

 

 

 
Aşık Mahsunİ
1938-2002 K.Maraş-Hacıbektaş
 
1943 yılı 3 Ocak’ta, Maraş Afşin'e bağlı Berçenek köyünde doğmuş. Babası Zeynel, annesi ise Döndü Hanımdır. İlk okulu köyünde orta okula Astsubay Hazırlama Okulunda okumuş ve 1959 da Ordonat Astsubay olmuş. 1961 de Kuleli Askeri lisesinden ayrılmış. Pir sultan’ın felsefesi, Davut Sulari’nin sesi, Veysel’in mülayim kişiliği ve hepsinin özellikle halk ozanlarının aşıklık geleneğindeki özgün şiirlerinden oldukça etkilendiğini söylüyor. Kendinden önceki ozanların gül, bülbül, çiçek edebiyatı ile halkı uyutma yerine bütün kalıpları yeren, yerden tere vuran, kırıp yıkan, eleştiren Mahsuni 12 Mart’tan sonra 5 kez tutuklanmış ve 2 yıl kadar cezaevinde yatmış. Devrin Başbakanı Nihat Erim’i eleştiren şiiri sebebiyle ilk tutuklanmasını yaşamış, plağı da toplatılmış. Hapisten çıkınca yazdığı “ Kolum nerden aldın sen bu zenciri” adlı eseri ve “Derde düştü bizi köyün çobanı” isimli Süleyman Demirel’i  hicveden plakları kapış kapış satıldı. Birden ünlenen ve her söylediği olay olan şair devrim ozanı kimliğiyle sol devrimci çevrelerce dinlenmeye ve desteklenmeye başlamıştır.
  
BEN ALLAHI İNKAR ETMEDİM
 
Dostlar ben Allahı inkar etmedim,
Kul şeklinde hayvan kalana çattım.
Şeriatı sevdi yere yatmadım,
Gösterişe namaz kılana çattım.
 
Arapça değildir Allahın dili,
Allah evi yapmaz, Allahın kulu,
Camiden geçer mi cennetin yolu,
Burda cehennemlik olana çattım.
 
Ne sakal ne bıyık hakka götürür,
Ne muska ne divit dostlar yitirir,
Ne duva ne telkin canlar bitirir,
Ben canlı içinde yalana çattım.
 
Mahsuni’yim daha ötesi var mı?
………….çıkmış çelik büker mi?
Ben bir canım diyen cana kıyar mı?
Böyle bir görünmez plana çattım.
 
………..
 
BENİ BEN YARATMADIM
 
Benim de canımı Allah yarattı,
Yaradanı inkar etsem olmuyor.
Hiçbir varlık kendi kendin yaratmaz,
Yaradanımı unutsam olmuyor.
 
Yok sağımış, yok solumuş bilemem,
Ben kimseye eli bağlı kalamam,
Duvalı divitli toprak olamam,
Bilenin hakkını yutsam olmuyor.
 
Mahsuni damlaydı bir göl ettiler,
Seli coşa coşa bir göl ettiler,
Bilmediğim bağda bülbül ettiler,
Gayrı karga gibi ötsem olmuyor.
 
………….
 
 
 
TOPRAKTAKİ VEYSEL’İME
 
Ahrette selamım olsun Veysel’e,
Neden sadık yarim kara topraktır?
Yiyen yedi, içen içti dünyayı,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Toprağın üstünde ağalar gezer,
Onlar eker biçer bağrımı ezer,
Başına çalınsın bir karış mezar,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Toprağı bulmayan toprağa söver,
Toprağı olmayan bağrını döver,
Toprağı vardı da ondan çok över,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Toprağın sırrını fakirden sormam,
Öyle boş boşuna kafamı yormam,
Denizde ölürüm toprağa girmem,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Toprak hakim olmuş dağa meşeye,
İrenk irenk girmiş bin bir köşeye,
Ben yağ çekmedim ki İsmet Paşa’ya,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Ben dünyadan doya doya giderim,
Tarihten sızana boya giderim,
Kafam kızar ise aya giderim,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Sorun ki insanlar neye taptılar,
Başları kesip de ayak söktüler,
Gözlerini yeyip heykel yaptılar,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Bir toprak olunca dağıt çok olur,
Akılsız kafaya öğüt çok olur,
Atatürk'üm ölürse ağıt çok olur,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Koyun vermiş kuzu vermiş ot vermiş,
Neden fakirin hakkını kıt vermiş,
Fakirlere top top koca dert vermiş,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Babamın gözüne girmez ışıklar,
Işıklarda insan ölümü paklar,
Hiç kimseye köle olmaz aşıklar,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Hakaret değildir benim muradım,
Yıllar yılkı Veysel’imi aradım,
Benim sadık yarim anam avradım,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
Topraktan yapılır kılıçla kama,
Toprağın güneşi benzer akşama,
Mahsuni Veysel’in kuzusu ama,
Neden sadık yarim kara topraktır?
 
………….. 
 
 

 

Derleyen:  İbrahim Acun
 
E-Mail: ibrahimacun@yahoo.com
             ibrahimacun@ttmail.com

 

 


 

 
 E-mail: yonetim@odek-koyu.com
 Bu sayfanın son güncelleme tarihi: 05-03-2012

    


 bottom